Galata Mevlevihanesi

(Kulekapı Mevlevihanesi)



Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk sözkonusu olabilmektedir. Rezervasyon talep formunu doldurup yollayabilir ya da  This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. e-posta adresine rezervasyon talep formunda istenen bilgileri email olarak yollayabilirsiniz. İstenen bilgiler: Tarih; Ad-Soyadı; Kişi sayısı; Cep telefon numarası?

Kuruluş tarihi olarak "er-rüsûh" sözünün arapça ebced karşılığı olan 12/01/897-M.15/11/1491 yılına ait İstanbul Vakıfları Tahrir Defterinde kaydedilmiş kayıttaki ismi İskender Paşa Mescidi ve zaviyesi, daha sonra da semtin adını alan Kulekapı Mevlevihane binasının kapladığı araziyi de içine alan çok geniş bir arazi İskender Paşa b. Veliyyü'd-din Vakfına ait olarak resmi kayıtlarda geçmektedir. Ancak düzensiz şehirleşme ve istimlak, dergâhı bugün ki durumuna getirmiştir. Fetihten önce şimdiki Beyoğlu(Pera) ilçesinin Galata bölgesinde yer alan semtlerden biri olan Kulekapı, vakfiyenin tapusuna ait bu av köşkü arazisi'ni de içine alan bir semtti. Semte bu adın verilmesinin sebebiyse; Ceneviz surlarına ait kulenin yanında yer alan o gün ki şartlarda şehre giriş ve çıkış kapısı olarak kullanılan yapının o zamanlar da sağlam olarak mevcut olmasındandı. İstanbul'a gelip koloni kuran ilk Batı Romalı'lar Amalfi'den gelmişlerdi. Onları Venedik, Ceneviz ve Pisalılar izledi. Başlangıçta bu Batı Roma kolonileri suriçi İstanbul'unda ki; Eminönü ve çevresine yerleşmişlerdi. Bizans'ın(Doğu Roma) onlarla, onların da Bizans'la ve birbirleriyle ilişkileri hiçbir zaman düzgün bir minvalde yürümedi. 12. yüzyılın sonlarında en büyük kavgalardan biri koptu ve şehir halkı Batı Romalılarla aralarındaki Katolik-Ortodoks dinsel ibadet anlayışlarının farklarını bahane ederek, gerçek anlamda ise devletin ekonomik bunalımlarından dolayı Batı Romalılara(Latinler) saldırdı. Bu saldırı epey kanlı bir kıyım oldu. 1204'te, bu durumu bahane eden Venedikliler kıyıma müdahale etme niyetiyle İmaparatorluğun başkentini ele geçirerek, İmparatoru değiştirecek kadar ileriye gidip, Doğu Romalılar(Bizans)dan intikam aldılar ve korkunç bir yıkım ve yağma gerçekleştirdiler. Bu olaydan uzun bir zaman sonra Bizans, Cenevizlilerin yardımıyla, yeniden imparatorluğun başkentini ele geçirince Venedik'lilerle ilişkileri de doğal olarak, bir daha asla düzelemedi. Galata da, yardımları sebebiyle, Venedik'in ezeli rakibi olan Ceneviz'lilere bırakıldı. Başlangıçta Cenevizlilerin burada sur yapmalarına izin verilmedi. Ama zamanla Cenevizliler yüksek, bitişik ve muhkem evler yaparak sura benzer mahalle şeklinde yapılar topluluğu meydana getirdiler. Bu hareketli dönemde Bizans imparatorluğu ise sürekli çöküyor, Latinlerse sürekli güçleniyordu. Bir zaman sonra Bizans, Ceneviz'lilerin sur yapmasını engelleyen gücünü de kaybetti. Ayrıca şunu da belirtmemiz gerekir ki; günümüz İtalyasının bir şehri olan Cenova'da "Galata" ismi ile anılan bir semtte mevcuttur. Galata ve çevre semtlerinin tümü, Cenevizli'lerden kalma adlardır ve "Galata" adı da İtalyanca'da 'inme, iniş, meyil' anlamında 'Calata'(okunup söylenişi: Kalata)dan gelmektedir.

Ceneviz surlarına ait olan bu kalın iç surları, 1453'ten sonra Fatih Sultan II. Mehmet Han Cenevizlilerle anlaşmak için bölgeye daha fazla ticari özgürlükler vererek yıktırdı. Ama bunların yer yer ayakta kalmış olan parçaları bu yüzyılda bile görülebilmektedir. Hâlâ da, ünlü Galata Kulesi dışında birkaç kule ve bazı duvar kalıntıları mevcuttur. Galata Kulesi, surun kuzey sınırını yaklaşık olarak gösterir. Vakfiyenin, yani şimdiki mevlevihanenin kurucu banisi, Kırklareli Vize ilçesinin Çakıllar köyünde yaptırdığı mescidin haziresinde ki türbesinde 1506'dan beri medfun olan Fatih Sultan Mehmed zamanında, ilk önce Gılman-ı Hassa olması için saray hizmetine alınan İskender Paşadır. Ne ilk şeyhi ne de kurucusu Dîvân-i Mehmed Çelebi'nin olmadığı; Dergah Şeyhine özgü olarak verilen Vakıf yöneticiliğinin Şeyh Zeynel Abidin Efendi oğlu Yunus Efendi'ye verilmiş olan, 1491 vakfiye şartları kaydında açıkça yazmaktadır. Tekke ve Dergahların kapatıldığı 1925 yılına kadar Mevlevi zaviyesi ve mescidi olarak İslami hoşgörü altında, Kur'an ışığıyla Mesneviye uygun üslupla tebliğ edip, bir olan Allah'a kul olma işlevini uzun yıllar yerine getirmiştir. Ama bazı nefsini yenememiş dervişler, gücün çekiciliğine aldanarak siyasete ve başka işlere karıştıklarından dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 1925 yılı 677 sayılı kanunuyla tekke ve zaviyeler kapatılıp vakıf malları da devletin hazinesine geçmiş ve bütün ünvanlarının hakları, maaşlarıyla birlikte lağv edilmiş ve bu ünvanları(şeyh, dede, baba, efendi, çelebi, bey, ağa, paşa) kullanmayı da; caydırıcı cezalar koyarak yasaklamıştır. Tekkelerin büyük çoğunluğu bu karara o zamanlar ses çıkarmadan uymuşlardır.

Şimdiki Mevlevihane yapısı, ilk kurulduğu zamandan berri; kendi arazisi üzerinde, bulunduğu yerden iki kez kaydırılarak iç-dış tadilatı da altı kez yapılmıştır. Bu nedenle ne yazık ki binanın ilk mimari yapı özelliklerinin ayrıntıları elde olmadığı için her değişiklik ya da tadilat, yapıyı ilk yapıldığı zamandan çok farklı olan mimari değişikliklere uğratmıştır. Çünkü İskenderpaşa mescid ve zaviyesi olarak kurulan, şimdiki mevlevihane, birçok deprem ve yangınlar geçirdiğinden, ilk yapının mimari özelliklerini tadilatların sağlıksızlığını düşününce, tarihi mimari dokunun tamamen yok olmuş olduğu daha rahat kavranabilir. Ama yapılan son restorasyonda; Osmanlı döneminde yapılan son tadilattan kalan bazı kalem işlerinin bir kısmı yeniden restore edilmiştir. Mevlevihane binasında yaşayan ve hoşgörü timsalleri olan, Kur'an'ı ve Mesneviyi aslına sadık kalacak şekilde, çok bilgili olduğuna nakli delileri akıl pratiğiyle ortaya koyup ikna etmeye gayret ederek anlatan Mevlevi Dervişlerini görmek için ziyaret etmek isteyenler olabilir. Ama ne yazık ki okudukları kitaplarda, yer alan hâyâli derviş karakterleriyle tanışamayacaklar. Şimdiki Mevlevihane arazisi içerisinde yer alan ve müdüriyet olarak kullanılan Kargir(Yığma taş) yapıdaki Halet Efendi kütüphanesi'nin kitapları Süleymaniye Kütüphanesine yollanmış olarak mevcuttur. Galata Mevlevihane'si, Devlete bağlı kamusal bir bina kompleksinin alanı içinde yer aldığı için, Tekke ve zaviyelerin kapandığı 1925'ten ve 1975'te Divan Edebiyatı Müzesi olarak açılmasından berri de devlete bağlı olarak açıldığı zamandan bu yana, hiçbir Mevlevi Dervişi ya da Mevlevi Dedesi ve Şeyhi, 677 sayılı kanununa muhalefet etmemek için, bu bina kompleksinin kamusal alanında yetişmedi.

1925 yılından önce devrinin üst düzey san'at ve siyaset yaşamına Yenikapı Mevlevihanesi ve Elif Efendi(Hasırizade)Tekkesiyle birlikte yön veren tasavvufi kurumlardan biriydi. Yüzyıllar boyunca san'at ve siyaseti bir arada yürüten tekke ve dergahların Osmanlı'nın birçok kurumundaki durumuna çok büyük etki ve müdaheleleri olmuştur. Bu Mevlevihanelerin çevresinde toplanan pek çok kişi, yalnızca güzel san'atların pek çok dalında öğrenim görmüş ve siyaset alanında da kendilerinden ve tarikatlarından uzun uzun söz ettirmişlerdir.

Örneğin;

Siyasi alanda. "IV. Murad" zamanında Makam Çelebisi olan "Ebubekir Çelebi"; "IV. Mehmed" zamanında Makam Çelebisi olan "Hüseyin Çelebi"; "II. Selim" zamanında makam Çelebisi olan "Ferruh Çelebi"; "III. Selim" zamanında makam çelebisi olan "Hacı Mehmed Çelebi" Ve "Mehmed Es'ad Dede(Şeyh GALİB)"; "Abdülaziz Han ve II. Abdülhamid Han" zamanında Yenikapı Mevlevihanesi Şeyhi olan "Osman Selahaddin Dede"; "V. Mehmed (Reşad), VI. Mehmed (Vahidettin)" ve "İttihat ve Terakki Partisi" iktidarı zamanında makam Çelebileri olan "Abdülhalim Çelebi ve Veled Çelebi İzbudak"..

Müzik alanında: Buhurizade Itri Dede Efendi, Hamammizade İsmail Dede Efendi, Zekai Dede, Nayi Osman Dede..

1966-1970 ve son olarak 2006-2011 yılları arasında, çağdaş müzecilik anlayışındaki bir mantıkla restore edilmiştir. Lakin son onarımda çok büyük değişiklikler olmuş. Tevhidhane(Semâhane)de ki avize, ait olduğu Dolmabahçe yollanarak, yerine üst katın tevhidhane(semâhane) içine bakan iç duvarlarına uzun flouresan lambalar monte edilmiş. Tevhidhane(Semahane) kısmını ayakta tutan temeller olan odun kalaslar görünür hale getirilmiş. Üst kata Mustafa Düzgünman'ın, bir önceki restore çalışmaları zamanında hediye ettiği ama depoda kalmış ebruları gün ışığına çıkarılıp sergilenmek üzere, adına sergi salonu açılmış. Herşey daha geniş de olsa camların ardına alınmış. Çok yakın zamanlara ait olan Mevlevi resmi tören kıyafetleriyle beraber bazı tarikatların kullandıkları eşyalarda eskisi gibi camların arkasında muhafaza edilmiş şekilde gezilip görülebilir.

Galata Mevlevihanesinin Cümle kapısının dış kitabesi.

Kitabede şöyle yazmaktadır:

Himmet-i Mahmud Han bu dergehi Eyledi âbâd şevketle hemân

Sâye-i adlinde ma'mur olmada, Sû-be-sû hep cilvegâh-ı âşıkân

Hak Teâla eylesün ol dâveri Böyle çok hayra muvaffak her zaman

Bir hesapda düşdü mâ'nâ lâfz ile Beyt-i târihin Lebib itdi beyân

Yapdı bu dergâh-ı zibâyı cedîd Binikiyüzellide Mahmûd Hân 1250 Ketebe Yesârîzade Mustafa İzzet (Ğufire lehuma)

Tevhidhane(Semâhane) Bölümüne Girerken Kapı Dışındaki Kitabe:

Lâfzen ü mâ'nen iki mısrada üç târîh ile Üçler-âsâ kutb-ı devrânı ider Ziver senâ

Binikiyüzyetmişaltı sâli içinde behîn Kıldı bu dergâhı Şeh Abdülmecîd â'lâ binâ

 

İSTANBUL MEVLEVİLİĞİ

17.yüzyılın ilk çeyreğinde Galata Mevlevihanesi postnişini Furuncuzade Sırrı Abdi Dede'nin meşihatının Bostan Çelebi (ö.1630) tarafından kaldırılması ile Galata Mevlevihanesi'nden ayrılan Abdi Dede'nin Kasımpaşa Mevlevihanesi'ni kurması, kendinden sonra da tekkenin ailesine mensup şeyhler tarafından yönetilmesiyle İstanbul'daki ilk "şeyh aileleri" dönemi başlamıştır. Kasımpaşa Mevlevihanesi'nde başlayan bu sistem Galata Mevlevihanesi'nde Gavsi Ahmed Dede ailesi, Beşiktaş Mevlevihanesi'nde Eyyubi Mehmed dede ailesi, Üsküdar Mevlevihanesi'nde Abdullah Necip Dede ailesi ve en derin iz bırakan Yenikapı Mevlevihanesi Ebubekir Dede ailesi ile gerçekleşmiştir. 17.yüzyıldan 20.yüzyıl başına kadar geçen dönem içinde şeyh aileleri kendi kültürünü yerleştirmiştir. Şeyh ailelerinin 17. yüzyıldan itibaren aşamalı olarak nüfuz kazanması ve modernleşme yanlısı bir politika izleyerek Osmanlı Sarayı'nın desteğini arkalarına almaları Konya'daki çelebilik makamını adeta bir tasdik merciine indirgemiştir. Kültürel açıdan ise İstanbul'un gündelik hayatıyla yoğrularak rafine bir Mevlevi estetiğinin ortaya çıkmasını sağlamıştır. Şeyh Galip, İsmail Dede Efendi gibi kıymetli şahısların yetişmesinde, bu kültürel zeminin payı büyük olmuştur .

Mevlevilerin devlet içinde aktif olarak görünmeleri kendisi de Mevlevi olan III. Selim'in 1789 da tahta geçmesiyle olmuştur. Bu dönemle Osmanlı içindeki modernleşme ve batılılaşma uygulamalarının yapılanmasında Mevlevileri ön planda görülmektedir. Sultan III. Selim'in dostu olan divan şairi Şeyh Galib'in 1790 da Galata Mevlevihanesi postnişinine atanmasından vefatına 1798 (H.1213) e kadarki döneminde Mevlevihane altın devrini yaşamıştır.

19. yüzyılda Yenikapı Mevlevihanesi'nin özgür fikirlerin tartışıldığı modernleşme yanlısı bir kuruma dönüştüğünü görmekteyiz. Öyle ki Tanzimat'ın iki büyük sadrazamı Keçecizade Fuat Paşa ve Ali Paşa Yenikapı Mevlevihaneleri muhiplerindendir. I. Meşrutiyet'in ilk tartışıldığı yer yine Yenikapı Mevlevihanesi olmuş, Yeni Osmanlılar hareketi içinde yer alan postnişin Osman Selahaddin Dede, diğer anayasacı aydınlar gibi V. Murad'ı desteklediğinden Yenikapı Mevlevihanesi Sultan II. Abdulhamid tarafından sürekli gözaltında tutulmuştur .

Birinci Dünya Savaşı sırasında çelebilik makamında olan Veled Çelebi'nin önderliğinde kurulan "Mücahidin-i Mevleviyye" alayına Veled Çelebi komutan tayin edilmiş, Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Abdulbaki de binbaşı rütbesiyle bu alayın kumandan vekili olmuştur . Veled Çelebi 1908 ile Çelebilik Makamına atandığı 1910 yılına kadar Galata Mevlevihanesi potnişinliğine vekalet etmiş olup Cumhuriyetin kurulmasından sonra da İzbudak soyadını alarak Türk Dil Kurumu'nun kurucuları arasında bulunmasının yanı sıra uzun süre milletvekilliğinde bulunarak Türk kültürüne büyük hizmetlerde bulunmuştur.

Sonuç olarak 1491 de Galata Mevlevihanesi'nin kurulmasından Cumhuriyet döneminde 1925 de Tekkelerin kapatılmasına kadar geçen süre içinde İstanbul Mevlevihaneleri özellikle şeyh ailelerinin oluşmasıyla devlet ricali içinde etkin olmuş, her ne kadar Konya Çelebilik merkezli görünse de İstanbul Mevleviliği, Mevleviliğin gelişiminde ve devlet içinde söz sahibi olmasıyla ön plana çıkmıştır.

 

GALATA MEVLEVİHANESİ MÜZESİ

 

Beyoğlu'nda İstiklal Caddesi'nin bir ucunda, Tünel meydanından Galipdede Caddesi'nden aşağıya doğru inmeden hemen solda tarihi Cümle kapısıyla Galata Mevlevihanesi Müzesi sizi karşılar. Yakın zamana kadar pek bilinmeyen ve Divan Edebiyatı Müzesi adıyla anılan müze, 2007 yılından itibaren gerçekleşen restorasyonlarla Galata Mevlevihanesi Müzesi adı ve konspetiyle yenilenerek 21 Kasım 2011 günü yeniden ziyarete açılmıştır. 17. Yüzyılın en önemli Divan Edebiyatı şairlerinden olup aynı zamanda tekkenin şeyhi olan Şeyh Galib (Mehmet Esad Dede)'nin de türbesi bulunan Müzenin kurulu olduğu külliye, Osmanlı döneminde Galata, Galip dede ve Kulekapısı Mevlevihanesi adlarıyla da anılmakta olup 1481 yılında kurulmuş olan "Galata Sarayı Enderun Mektebi" ile birlikte Beyoğlu'ndaki en önemli Osmanlı eserlerindendir. Galata Mevlevihanesi II. Bayezid (1447 - 1512) döneminde 1491 de İskender Paşa'nın Galata'daki av arazisi üzerinde kurulan İstanbul'un ilk kurumsal Mevlevihanesidir. "Küçük Kıyamet" adı verilen 1509 İstanbul depreminden etkilenen Mevlevihane yapıları 17.yüzyıl başından itibaren birçok onarım ve yenilemeler geçirerek büyük bir külliye halini almıştır. Bilinen ilk onarım 1649/ 50 tarihinde Tersane ve Matbah Emini İsmail Ağa'nın imar faaliyetleridir. 1765 de Büyük Tophane yangınında hasar gören Mevlevihane aynı yıl Sultan III. Mustafa (1717-1774) tarafından Sultan Yenişehirli Osman Efendi bina emini tayin edilerek onarılmıştır. 1791 de Şeyh Galib'in meşihata atanmasıyla Sultan III. Selim'in (1761-1807) gerçekleştirdiği onarımlar sonucunda Mevlevihane yenilenmiştir. 19.yüzyılda Sultan II. Mahmud döneminde (1784-1839) 1819 ile 1835 yıllarında, Sultan Abdulmecid (1823 - 1861) döneminde 1851 ile 1859 yıllarındaki imar faaliyetleriyle Mevlevihane son şeklini almıştır.13 Aralık 1925 ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair kanun gereğince Mevlevihane fonksiyonu sona ermiş, İstanbul Vilayeti Meclisi Umumi'nin kararıyla Semahane binası İlk Mektep olarak kullanılmaya başlanmıştır. 35. İlkokul olarak hizmet verdikten sonra 2 Ekim 1946 tarihli Bakanlar Kurulu Kararı ile Semahane müze olması için Maarif Vekâleti'ne devredilmiştir. Bu arada kullanılmayan Matbah-ı Şerif, Harem Dairesi, Semahane girişindeki iki türbe ve Derviş Odalarının bir kısmının bulunduğu ahşap yapılar kullanılmadığından yıkılmıştır. 1942 yılında zamanın münevverlerinin karşı çıkmasına rağmen İstanbul Belediyesi tarafından Hamuşan'ın (Mevlevi Mezarlığı) bir bölümü üzerine Beyoğlu Evlendirme Dairesi inşa edilmiştir. Gelişigüzel vaziyette duran mezar taşları İstanbul Muhipler Derneği Başkanı Reşit Saffet ATABİNEN tarafından düzenlenerek günümüze ulaşması sağlanmıştır. Bu bina bugün Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi olarak kullanılmaktadır. Bu arada Semahane ise müze olmasına karar verilip Topkapı Sarayı Müzesi Müdürlüğü'ne bağlanmasına rağmen lojman olarak kullanılmıştır. Kültür Müsteşarı Mehmet ÖNDER'in çabalarıyla 1967-1975 yılları düzenlemelerinden sonra 27 Aralık 1975 günü "Divan Edebiyatı Müzesi" olarak ziyarete açılmıştır.Müzede günümüze ulaşan en eski taşınmaz 1649/50 tarihli Hasan Ağa Çeşmesi'dir. Harem Dairesi, Matbah-ı Şerif ve Derviş Odaları'nın bir kısmı günümüze ulaşamamıştır. 2005-2009 yıllarında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından Semahane binasının restorasyonu gerçekleştirilmiştir. Müze olarak yeniden işlev görmesi ve çevre düzenlemesi ise İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı katkılarıyla gerçekleşmiştir. İAKB Ajansı çalışmalarına 2009 yılında başlanmış, ilk olarak Halet Said Efendi Türbesi ve Şeyh Galip Türbeleri restore edilmiştir. Semahane binasında gerçekleşen "Müze Teşhir Tanzim ve Çevre Düzenlemesi" çalışmalarıyla projesi ve uygulaması ile çevre düzenlemeleri gerçekleştirildikten sonra Galata Mevlevihanesi 21 Kasım 2011 günü çağdaş müzecilik anlayışıyla yeniden ziyarete açılmıştır.

 

MÜZENİN BÖLÜMLERİ

 

Bahçede Şeyh Galip Türbesi ve Halet Efendi Türbeleri ziyarete açılmıştır. Müze sergi makamları Semahane binasında yer almaktadır. Semahane girişinde Sema alanı, alt katta Derviş Odaları ile üst kat mahfiller olmak üzere üç katlı bir plandan oluşmaktadır.

a)    Semahane (Giriş);

Galipdede Caddesi üzerindeki Semahane'nin Cümle Kapısı'ndan girilip orta avluya vardığınızda sizi mermer döşemeli yoldan girilen Semahane binası karşılar. Üzerinde Sultan Abdülmecid dönemine ait onarıma işaret eden kapıdan girdiğinizde ceviz ağacından döşemeli Sema alanı sizi karşılar. Divan Edebiyatı Müzesi döneminde bu alanın etrafına yerleştirilen ve mekânın bütünlüğünü bozan vitrinler son restorasyonlarda kaldırılarak özgün mimari doku ortaya çıkarılmıştır. Duvar ve tavanda bulunan kalem işlerinin temizliği yapılmış, tavanın ortasında bulunan sonradan getirilip yerleştirilen buraya statik açıdan uygun olmayan Sultan Abdulmecid Türbesi avizesi iade edilmiştir. Sol tarafta Bacılar Dairesi adı verilen Kadınlar Maksuresi, üst katlarda ise mahfiller görülmektedir.

b)    Derviş Odaları (Alt kat) Sergilemesi;

Müzenin ana konusu Derviş odalarında anlatılmaktadır. Sufilik ve tarikatlar ile başlanarak bu bölüm Son Mevleviler konusuyla sona ermektedir.

Gezi sırasına göre; Soldan ilk oda buluntular, ikinci oda ikinci oda teber, keşkülü fukara, mütteka, nefir ve tacı şerif gibi tarikat eşyaları, üçüncü oda Matbah-ı Şerif, dördüncü odada Mevlevi kıyafetleri ve Galata Mevlevihanesi tarihçesi, anlatılarak özgün bağdadi duvar dokusu görülmektedir.

Orta holün karşısındaki beşinci oda Mesnevi, orta holün sağ tarafındaki odalarda, oda vitrinler şeklinde Derviş odaları canlandırılmıştır. Altıncı oda Mevlevilik ve Edebiyat, yedinci oda Mevlevilikte İbadet ve zikir, sekizinci oda Mevlevilik ve Tekke Musikisi, dokuzuncu oda Mevlevilik ve Güzel Sanatlar sergilemesinden sonra onuncu odada Mevlevi Dedesi önünde bir semazen figürünün görüleceği hologram gösterisi mevcuttur. Onbirinci ve son oda ise "Son Mevleviler" konuludur.

Derviş odalarının orta meydanında vitrin içinde Gülabdan ve kandil sergilemeleriyle, oturma grupları, Müzenin tarihinin anlatıldığı sinevizyon gösterisi; mekanın duvarlarında hat levhaları, Mevlevihane'nin eski fotoğrafları, Türkiye ve dünya Mevlevihaneleri haritaları mevcuttur.

c)    Mahfiller (Üst Kat);

Semahane'nin mihrap hariç üç bir yanını çevreleyen ve Sema alanına bakan mahfillerde Müze koleksiyonundaki diğer eserler sergilenmektedir. Soldan başlayarak üst kat arka oda ve mahfillerde sırasıyla;Mustafa Düzgünman ve Ebru sergisi, Hat Sanatı sergisi, Hilye-i Şerif levhaları sergisi, Mıtrıb Maksuresi'nden geçilerek sağ bölümde Çelebi Mahfili, Hünkar Mahfili be devamında Mehter ve Müzik aletleri sergilemeleri görülebilir.

Osmanlı döneminde yabancıların Mevlevihaneyi ziyaretlerinde Sema törenlerini izlediği bölüm olan Ecnebiler Mahfili duvarları Adolphe Jean-Baptiste Bayot, Emedeo Preziosi'nin Galata Mevlevihanesi'ni resmettikleri gravürleri ve Hans Christian Andersen'in Mevlevihaneyi ziyaretinden sonra izlenimleri bulunmaktadır.

 

DİĞER MEKÂNLAR:

 

Müze toplan 6800 m2'lik geniş bir alanda kurulu olup ana Müze binası Semahane haricinde aşağıdaki taşınmaz kültür varlıkları bulunmaktadır.

Halet Efendi (Kudretullah dede Türbesi:

Cümle kapısının solundadır. 1819 tarihli, dikdörtgen planlı, çatısı özgün birbirine bindirilmiş mermer plaklarla örtülüdür. Halet Efendi'nin şahide taşı ile birlikteKudretullah Dede ile eşi Emine Hanım, oğulları Ataullah Dede ve Selanik Mevlevihanesi şeyhi Ubeydullah Dede medfundur.

 

Şeyh Galip (İsmail Rusuhi) Türbesi:

Orta avludadır. 1819 tarihli, dikdörtgen planlı, çatısı farklı olarak kurşun örtülüdür. İsmail Ankaravi (ö. 1631), İsa Dede (1771), Selim Dede (ö.1777), Galip Dede (ö.1799), Hüseyin Dede (ö.1782) ve Mehmed Ruhi Dede (ö.1810) medfundur.

 

Sebilküttab:

Cümle kapısının sağındadır. 1819 tarihli, altta sebil ve muvakkithane, üstte kütüphane kompleksinden oluşan özgün yapı kompleksidir. 1925-1946 yıllarında Tepebaşı Polis Karakolu olarak kullanılmıştır.

Hasan Ağa Çeşmesi:

Sebilküttab binasına bitişik olup kesme küfeki taşıyla inşa edilmiştir. Su haznesine bir kapı açılarak Sebilküütab'ın karakol olduğu dönemde nezarethane olarak kullanılmıştır. Üzerinde 1649 inşa ve 1851-52 onarım kitabeleri bulunmaktadır.

 

Adile Sultan Sarnıç ve Şadırvanı:

Sultan II. Mahmud'un kızı Adile Sultan tarafından 1847 de yaptırılmıştır. Hemen yanında inşa kitabesi bulunmaktadır.

 

Çamaşırhane:

Adile Sultan tarafından 1847 de Şadırvan ile birlikte inşa ettirilmiştir. Dikdörgen planlıdır.

 

Cümle Kapısı:

Osmanlı ampir üslubundaki kapının dış yüzünde II. Mahmud'un 1835 de inşasına dair onarım kitabesi, iç yüzünde 1791 de III. Selim tarafından Mevlevihane'nin yenilendiğine dair Şeyh Galib Dede'nin yazmış olduğu kaside mevcuttur.

 

Çilehane/Sarnıç:

Muhtemelen Çilehane olarak kullanılmıştır.

 

Hamuşan:

Mevlevi mezarlık haziresidir. 1946 yılında Beyoğlu Evlendirme Dairesi (Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi) yapılarak önemli bir bölümü yok edilmiştir. İbrahim Müteferrika (nakli kubur), Humbaracı Ahmed Paşa, Fasih Dede, Esrar Dede medfun önemli şahsiyetlerdendir.

 

Tarihi

 

Mevlevihane yapılmadan önce ağaçlarla kaplı olan ve Bizans İmparatorluğu döneminden kalan Aziz Theodore Manastırı'nın da içinde bulunmuş olduğu arazinin, Osmanlı İmparatorluğu Osmanlı Padişahı II. Bayezid döneminde bostancıbaşı ve beylerbeyi olarak vazife yapan İskender Paşa (Bosna Beylerbeyi) İskender Paşa'ya tahsis edilmesindan sonra İskender Paşa, burada bir av çiftliği kurdu. Yücel, Erdem; sf. 135. 1491 senesinde, İskender Paşa tarafından mevlevihanenin yapımına başlandı. Rumeli Eyaleti sınırlarında bulunan Edirne'ye bağlı Vize, Kırklareli Vize kazasının Karapürçek, Saray Karapürçek köyünün gelirleri de İskender Paşa tarafından mevlevihaneye vakfedildi. Dayıoğlu, Server; sf. 53. Şehirdeki ilk mevlevihane olma niteliği taşıyan bu ilk yapıdan yalnızca Evliya Çelebi'nin Seyahatnâme (Evliya Çelebi) Seyahatnâmesinde bahsedilmekte olup; esere göre İskender Paşa, yüz derviş odası ile çevreye hâkim ve manzaralı bir avlu yaptırmıştı.

 

Kuruluşunun ardından mevlevihanenin şeyhliğine 1492 senesinde vekaleten, İskender Paşa'nın vakıflarının kâtibi olan Ali Safaî Dede yaptı. 1548'deki vefatına dek bu görevi sürdürmesindan sonra şeyhliğe Mahmud Dede geldi. Mahmud Dede döneminde mevlevihane ihmale uğradı ve Halvetiyye tarikatının eline geçerek zaviye (din) zaviye ve sınıf olarak kullanıldı. 1608 tarihinde Konya'dan gelen Abdî Dede'nin Mahmud Dede'nin yerine geçmesi ile yapı tekrardan mevlevihane olarak hizmet etmeye başladı. 1510 tarihinde, Kasımpaşa, Beyoğlu Kasımpaşa'da bulunan kendi arazisi üstüne bir mevlevihane yapmak üzere buradan ayrılan Abdî Dede'nin yerine İsmail Rusûhî Dede, Konya'dan İstanbul'a şeyh olarak tayin edildi. Bu görev değişiminden sonra Abdî Dede, kentin üçüncü mevlevihanesi olan Kasımpaşa Mevlevihanesi'ni kurdu. Dayıoğlu, Server; sf. 54. Ankaralı olması sebebiyle İsmâil Rusûhî Dede İsmail Ankaravî olarak da anılan şeyhe, Mesnevi (Muhammed Celâleddin-i Rûmî) Mesnevi'nin en eski Türkçe açıklamasını oluşturmasından ötürü "Hazret-i Şarih" unvanı verilmişti. 1631 senesindeki vefatına kadar görevini sürdüren İsmail Rusûhî Dede'nin türbesi mevlevihanenin avlusunda bulunmaktadır. Yerine gelen Âdem Dede dönemindeki 1649 senesinde matbah emini (mutfaktan sorumlu kişi) Hasan Ağa tarafından biri avluya, başkası ise mevlevihanenin aşağı tarafındaki Lüleci Hendek caddesinin köşesine olmak üzere 2 çeşme yaptırıldı. 1650 senesinde tersane ve matbah emini İsmail Efendi tarafından mevlevihanede bazı imar etkinlikleri de yapıldı. Dayıoğlu, Server; sf. 55. 1652 senesinde Âdem Dede'nin hacca gitmek için şehirden ayrılmasından sonra Mısır'da vefat etmesi üstüne yerine Arzî Mehmed Dede geldi. 1664 senesinde vefat eden Arzî Mehmed Dede de mevlevihanenin avlusundaki kabristana gömüldü. Dayıoğlu, Server; sf. 56. Yerine atanan Derviş Çelebi'nin görevini yerine getirememesi üstüne rolü Naci Ahmed Dede devir aldı. 1668 tarihinde Konya'dan gelen buyruk doğrultusunda şeyhliğinin kaldırılmasının akabinde ikinci kez rolü Derviş Çelebi devir aldı. Yaklaşık bir sene kadar görevini devam ettiren Derviş Çelebi, mevlevihane senesinde iki değişik dönemde faaliyet gösteren ilk şeyh oldu. 1668 senesinde şeyhlik görevine Gavsî Ahmed Dede geldi. 29 sene kadar şeyhliği yürüten Gavsî Ahmed Dede, 1697 tarihindeki vefatından sonra semâhânenin girişine defnedildi. Yerine, damadı ve 18 senedir mevlevihanede sernayî olan Nâyî Osman Dede geçti. 730 yılı başlarındaki vefatına dek şeyhlik yapan Osman Dede'nin yerine oğlu Sırrî Abdülbâkî Dede geçerken; Osman Dede'nin cenazesi, kayınpederi Gavsî Ahmed Dede'nin yanına gömüldü. Sırrî Abdülbâkî Dede, 1751 tarihindeki ölümü sonra babasının yanına defnedildi. Bu dönemden sonra şeyhlik diğer bir aileye geçti. Önce 1751-1761 seneleri arasında Mehmed Şemseddîn Dede mevlevihanenin başına geçti. Ölümünün ardından mevlevihaneye defnedilen Mehmed Şemseddîn Dede'nin yerine kardeşi Îsâ Dede geldi. İsa Dede döneminde, 1766 senesinde çıkan Tophane yangını sonuçlanmasında Galata Mevlevihanesi de yanarak kullanılamaz duruma geldi. Aynı sene , Padişah III. Mustafa'nın emri doğrultusunda yapı emini olarak atanan Yenişehirli Osman Efendi tarafından mevlevîhâne tekrardan yaptırıldı. Dayıoğlu, Server; sf. 57. 1771 senesinde Îsâ Dede yerini, damadı Selim Dede'ye devretti. 1777 tarihinde Selim Dede vefat edip, avludaki türbeye gömülürken; Kasımpaşa Mevlevihanesi'nden gelen oğlu Mehmed Sâdık Dede Galata Mevlevihanesi'nin yeni şeyhi oldu. Bir sene kadar görevini sürdüren Mehmed Sâdık Dede, yakalanmış olduğu vebadan vefat etti ve avludaki hâmûşâna gömüldü. 1778 senesinde Galata Mevlevihanesi'nin başına, Kahire Mevlevihanesi'nden Seyyid Abdülbâkî Dede geçti. 1781-1782 seneleri arasında Konya Mevlevihanesi'nda aşçıbaşı olan Hüseyin Dede, 1782-1786 yılları arasındaysa yine Konya'dan gelen Bakkalzade Ali Dede şeyhlik yapmış oldu. Bakkalzade Ali Dede'nin şeyhliğinin kaldırılmasından sonra yerine tayin edilen Üsküdarlı Nûmân Dede, 1790 tarihinde Üsküdar Mevlevihanesi'ni kurmak üzere buradan ayrıldı. Şeyhlik Abdullah Dede'ye verilse de, kendinin geliş yolculuğu sırasında vefat etmesi üstüne vekaleten rolü Bakkalzade Ali Dede üstlendi. Abdullah Dede'nin cenazesi ise mevlevihanenin hâmûşânına defnedildi. 9 (dokuz) Haziran 1791 yılında şeyhliğe Mehmed Esad Galib Dede (Şeyh Galib olarak da bilinir) atandı. Bu dönemde mevlevihane geniş çaplı bir onarımdan geçti. Semâhâne tekrardan inşa edilirken, ahşap derviş odaları yenilendi. Yapılan bu tamir ile alakalı 1791 tarihli bir yazıtla girişteki taç kapıya işlendi. Dayıoğlu, Server; sf. 58. 1798 tarihinde vefat eden Galib Mehmed Esad Dede, avluda bulunan türbeye defnedildi.Dayıoğlu, Server; sf. 59. 1798-1800 seneleri arasında Mehmed Rûhî Dede, sonrasındaysa 1816'da Beşiktaş Mevlevihanesi'ne geçinceye kadar Mahmud Dede şeyhlik yapmış oldu. 1816 tarihinde göreve gelen Kudrettullah Dede döneminde; 1819 senesinde Mehmed Said Halet Efendi tarafından bir cephesi caddeye bakan 2 katlı muvakkithâne, sebil ve kütüphane'yle yine bir cephesi caddeye bakan kendi türbesini yaptırdı. Ahşaptan yapılan İsmail Ankaravî'nin türbesi tekrardan inşa edildi, bahçeye mermer döşendi ve mezarlığa yaldızlı pirinç korkuluklar eklendi. Dayıoğlu, Server; sf. 60. Halet Efendi, 1819 tarihinde 266 adet, 1821 tarihinde ise 547 adet olmak üzere toplamda 813 adet kitabını kütüphaneye bağışlarken; kütüphanenin yönetimi, kitapların korunması, çalışanların maaşı ve mevlevihanedeki dedelerin refahı için çoğu Yunanistan'da bulunan arazi ve çiftliklerini vakfetti. Dayıoğlu, Server; sf. 145. 1824 senesinde çıkan yangında matbah, mescit ve 9 derviş odası kullanılamaz duruma geldi. Kudretullah Dede 1828 senesinde sadrazamlık makamına yazmış olduğu dilekçeyle dervişlerin hâlen çadırlarda kaldığını belirterek, bu çadırların yıpranmış olduğu için gereğinin yapılmasını istedi. 10 Kasım 1828 yılında sadrazamlık tarafından, padişah tarafından yeni çadırlar verileceği yönünde bir yanıt verildi. Daha sonraları, Manas Kalfa tarafından yapılan tamir çalışmaları, 1835 senesinde tamamlandı. 1847 tarihinde, Padişah II. Mahmud'un kızı Âdile Sultan tarafından mevlevihaneye sarnıç, şadırvan ve çamaşırhane yaptırıldı. Dayıoğlu, Server; sf. 61. 1851 senesinde Padişah Abdülmecid, Hasan Ağa çeşmesi'nin onarımı ile matbahın inşasını gerçekleştirdi. Dayıoğlu, Server; sf. 63. 1859 senesinde ise semâhâne, selamlık ve dergah odalarının bulunmuş olduğu ana yapı, günümüzdeki şekli ile inşa edildi. Dayıoğlu, Server; sf. 62. 1871 senesinde Kudretullah Dede'nin vefat edip Halet Efendi tarafından yapılan türbeye defnedilmesinden sonra yerine oğlu Ataullah Dede şeyh oldu. Dayıoğlu, Server; sf. 64. Bu dönemde mevlevihaneye gelen şahıs sayısı artış göstermiş ve çalışan sayısı artmıştı. 1885 senesindeki nüfus sayımına göre burada kalan ve çalışan 36 şahıs bulunmaktaydı. Osmanlı Evkaf Nazırlığı Evkaf Nazırlığı'nın kararı sonra çıkarılan 12 Şubat 1908 tarihli emir gereğince 21.150 kuruşluk keşif masrafının İskender Paşa vakfından karşılanması kaydı ile, mevlevihane bir defa daha onarımdan geçti. 1909 senesinde, sağlık problemlerinden ötürü Veled (İzbudak) Çelebi'yi vekili olarak atayan ve 1910 tarihinde vefat eden Ataullah Dede, babası Kudretullah Dede'nin yanına gömüldü. Dayıoğlu, Server; sf. 65. Yerine ise mevlevihanenin son şeyhi olan Ahmed Celaleddin Dede atandı.

 

Kapatılması ve mevlevihane dışındaki kullanımları

25 Ekim 1925 tarih ve 677 sayılı Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması ve bazı unvanların yasaklanması ve kaldırılmasına dair kanun çerçevesinde Galata Mevlevihanesi'nin etkinliklerine son verildi. Dayıoğlu, Server; sf. 159. Mevlevihane!nin ana yapısı, 35. İlkokul ismiyle bir süre ilköğretim okulu olarak hizmet verdi. Türkiye Turing ve Otomobil Kurumuna bağlı İstanbul'u Sevenler Grubunun 8 (sekiz) Şubat 1941 yılındaki toplantısında Türkiye Cumhuriyeti Millî Eğitim Bakanlığı Maarif Vekili Hasan Âli Yücel'in Galata Mevlevihanesi'ni bir müze hâline getirme teklifi görüşüldü. Toplantıdan, Maarif Vekâletinin mevlevihaneyi yenilemesi çalışmalarına başlaması sonucu çıktı. 1942'de, aralarında Humbaracı Ahmed Paşa ve İbrahim Müteferrika'nın da olduğu 17 kabir, kabir taşları ile beraber mevlevihaneye nakledildi. Semâhâne girişinin sağ ve sol kısımlarında bulunan ahşaptan yapılma, dikdörtgen biçimindeki, birer katlı 2 türbe kaldırıldı ve bunların yerine mezartaşları dikildi. Bahçede de bazı tamir çalışmaları yapılmasına rağmen ana binada herhangi bir çalışma olmadı. 1946 senesinde mevlevihanenin hâmûşânının bir bölümüne, İstanbul Büyükşehir Belediyesi İstanbul Belediyesi tarafından Beyoğlu Evlendirme Dairesi inşa edildi. Dayıoğlu, Server; sf. 160. Kütüphane binası ise karakol olarak kullanılmaya başlandığından, Halet Efendi'nin buraya vakfetmiş olduğu kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi'ne taşındı. Dayıoğlu, Server; sf. 146. İstanbul'u Sevenler Grubunun 1946 senesinde Maarif Vekili Reşat Şemsettin Sirer'e müracaat etmesi ile, grup tarafından ikinci bir girişim gerçekleşti. Yapılan 20 Ekim 1946'da kabul edilerek mevlevihanenin bir müzeye çevrilmesine karar verildi. Bu karar çerçevesinde 18 Kasım 1946 tarih ve 3-4951 sayılı kararname'yle ilgili arazi, içerisindeki tüm yapılarla beraber vakıfların idâresinden Maarif Vekâletine devredildi. Bu sıralarda mevlevihane, Topkapı Sarayı çalışanlarının kalmış olduğu bir lojman olarak kullanıldı. 8 Şubat 1966 tarihinde, Millî Eğitim Bakanlığının 730.35-682 sayılı emriyle kurulan İstanbul Türbeler Müzesi Müdürlüğüne bağlandı. 18 Aralık 1967 tarihinde, onarımı için bir ihale düzenlendi. Yapılan tamir çalışmaları sonra , 27 Aralık 1975 günü Divan Edebiyatı Müzesi ismiyle ziyarete açıldı. 1 (bir) Ocak 2005 yılında, Vakıflar Bölge Müdürlüğü tarafından bir yeniden yapılanma çalışmasına başlandı. 20 Mayıs 2007 günü, çalışmalar nedeniyle ziyarete kapatıldı. Vakıflar Bölge Müdürlüğünün ana yapıda yürüttüğü yeniden yapılanma çalışmaları 9 (dokuz) Haziran 2009 tarihinde tamamlandı ve noksan olarak Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür ve Turizm Bakanlığına devredildi. İstanbul'un 2010 Avrupa Kültür Başkenti seçilmesi sonrasında, 2009'un Mart ve Aralık ayları arasında, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından bir yeniden yapılanma çalışması daha yapıldı. Çalışmaların tamamlanmasından sonra, 21 Kasım 2011 tarihinde Galata Mevlevîhânesi Müzesi ismiyle tekrardan açıldı.

 

Mimarisi

Konumu ve yerleşim planı

Galata Mevlevihanesi, Beyoğlu'nun Şahkulu, Beyoğlu Şahkulu mahallesindeki Galip Dede caddesi üstünde bulunan 15 numaralı yapıdır. İstiklâl Caddesi'nden Galip Dede caddesine girildiğinde caddenin sol tarafında kalır. Dayıoğlu, Server; sf. 49. Kemerli bir kapıdan girilen avlunun sağında, Halet Efendi Kütüphanesi'yle bu yapıya bitişik olan muvakkithane ve sebil; solunda'ysa Halet Efendi Türbesi yer alır. Birkaç metre ileride, sol bölümde Şeyh Galib Türbesi ve bu türbeye bitişik bir sarnıç, türbenin de birkaç metre ilerisinde hâmûşân girişi vardır. Avlunun sonunda, semâhâne ve derviş odalarını kapsayan mevlevihanenin ana binasının yer alır. Hâmûşân ise arazinin sol bölümünde konumlanmıştır. Bu yapılar haricinde avluda, Âdile Sultan Şadırvanı ile çamaşırhane bulunmaktadır. Semâhânenin arka bölümünde yer alan otoparkın ise, gene arka bölümden ayrı bir girişi vardır.

 

Avlu ve avludaki yapılar

Osmanlı Evkaf Nazırlığı Evkaf Nazırlığı tarafından hazırlatılan 1915 tarihli haritaya göre mevlevihanede, günümüzde de varlığını sürdüren semâhâne, Halet Efendi Kütüphane, Sebil ve Türbesi, Hasan Ağa Çeşmesi, hâdikât-ül ervah ("ruhlar bahçesi" anlamına gelen mezarlık), Şeyh Galip Şeyh Galib Türbesi, hâmûşân, şadırvan, sarnıç ve çamaşırhane yer almaktaydı. Haritada bulunan matbah (mutfak), harem dairesi ve derviş odaları ise günümüze ulaşamamıştır.Dayıoğlu, Server; sf. 50. Mevlevihanenin avlusunun girişinden, ana yapıya kadarki kısım taş ile döşelidir. Dayıoğlu, Server; sf. 151. Avlu girişinde, üst bölümünde Padişah II. Mahmud'un bir tuğrası ile tâlik yazılı tamir kitâbesinin bulunmuş olduğu yuvarlak kemerli bir kapı yer alır. Şair Lebib tarafından yazılan kitâbenin hattatı Yesarizâde Mustafa İzzet Efendi'dir. Kapının iç tarafında'ysa Padişah III. Selim tarafından yapılan tamir hakkında olan ve Şeyh Galib tarafından padişaha sunulan bir kasidenin yer aldığı kitâbe bulunmaktadır. Girişin hemen sağında bulunan Halet Efendi Kütüphanesi, 11x7 m boyunlarında 2 katlı bir yapıdır. Giriş katında muvakkithanenin yer aldığı yapının 60 santimetre kalınlığındaki duvarlarının iç kesimi küfeki taşı ve tuğlayla örülerek sıvanmış, dış cephesi ise tamamen mermerle kaplanmıştır. Dış cephesindeki bir kapının peşindeki üzeri Tonoz (mimarlık) tonozlu taş bir merdiven aracılığı ile üst kata çıkılır. Dikdörtgen gövdeli, kompozit başlıklı sütunların yer aldığı 5 adet revaktan sonra tonoz örtülü bir sahanlığa, oradan ise kütüphanenin ana mekânına geçilir. İç içe durumdaki biri büyük diğeri minik odadan oluşan kütüphanenin ana giriş kapısı üstünde kurucusu Halet Efendi'ye ait, Yesarizade tarafından yazılan 4 (dört) kartuşlu bir kitâbe bulunmaktadır. Asıl kütüphane odasının avluya bakan yönünde 3, yan tarafında'ysa iki olmak üzere 5 adet penceresi vardır. Kurşunla kaplanan çatının üstünde 2 madeni alem yer alır. Yücel, Erdem; sf. 136; Dayıoğlu, Server; sf. 142. Kütüphane binasının giriş katında, üst kata çıkan merdivenlerin yer aldığı kapının yanındaki kapıdan giriş yapılan dikdörtgen oda, muvakkithane ve sebil kısımlarıdır. Buranın Galip Dede caddesine bakan cephesinin sağ tarafında; yarım oval yalağı bulunan, rokoko tarzı ile yapılan ayna taşının üst bölümü vazodan çıkan dallar, alt bölümü ise defne dallı madalyon motifleri ile bezenen Hasan Ağa Çeşmesi bulunur. Çeşmenin, küfeki taşından yapılmış sivri kemerinin üstünde 20 kartuşlu tâlik yazılı, Nisârî'ye ait bir kitâbe yer alır. Bu kitabênin üzerinde ise, Abdülmecid tarafından 1851 senesinde yapılan yenilemeden sonra işlenen, ozan Ali Nisârî Efendi'nin 16 kartuşlu kitâbesi ile padişahın tuğrası vardır. Muvakkithane ve sebilin yer aldığı kısmın kapısının tam karşısındaki duvarda, aynasında 2 yana açılan pili (tekstil) pilili perde motiflerinin bulunmuş olduğu ikinci bir mermer çeşme vardır. Odanın caddeye bakan 2 penceresinde, normal günlerde su, kandil ve bayramlardaysa ayran ve şerbetin dağıtılmış olduğu dokuzar adet tas yeri bulunur. Odanın içindeki iki duvar saatinin ortasından geçen mermerden yapılma beyaz korkuluklarla muvakkithane'yle sebil ayrılır iken, muvakkithaneyi mermer bir seki çevrelemektedir. Dayıoğlu, Server; sf. 144. Küfeki taşı ve mermerden yapılan, 6 (altı) ,75x8,25 m ebatlarındaki dikdörtgen planlı Şeyh Galib Türbesi'nde İsmail Rusûhî Dede, Îsâ Dede, Hüseyin Dede, Şeyh Selim Efendi, Selim Dede ve Mehmed Rûhî Dede'nin kabirleri bulunmaktadır. Doğu cephesinde pencere bulunmayan yapı, öteki 3 cephesinde üçer olmak üzere 9 dikdörtgen pencereye sahiptir. Her pencerenin üstünde ikişer adet, dışa taşkın friz ve bunların arasında düzmece Konsol (mimari) konsollar vardır. Batıya bakan ve 3 basamaklı bir merdivenin de yer aldığı giriş cephesinin ortasındaki pencere üstünde 2 konsol arasında kaide üstünde Mevlevî tacı kabartması; sağ ve soldan ikinci pilastrların hizasında, saçak altında 2 adet dal sikke kabartması yapılmıştır. Tonoz kubbeli olan yapının çatısı kurşun kaplı olup, üstünde destarsız dal sikke yer almaktadır. Türbenin duvarına bitişik basık kemerli bir kapının peşindeki 7 basamaklı merdiven ise Aziz Theodore Manastırı'na ait bir sarnıca inmektedir. Dayıoğlu, Server; sf. 147; Dayıoğlu, Server; sf. 148. Avludaki ikinci türbe olan Halet Efendi Türbesi'nde Kudretullah Dede, Ataullah Dede, Selânik Şeyhi Ubeydullah Dede ve Kudretullah Dede'nin eşi Emine Esmâ Hanım defnedilmiştir. 6 (altı), 5x6,5 m ebatlarındaki kare bir tabana sahip olan yapının 65 santimetre kalınlığındaki duvarları küfeki taşı ve tuğla ile örülmüş, içten sıva dışarıdan ise mermerle kaplanmıştır. Rokoko tarzına sahip olan yapının dış cephesi; yarım sütunlar, çiçek kabartmaları ile süslenen sekizgen prizma biçimindeki kompozit başlıklar ve yuvarlak kemerlerin içindeki üçgen baklavalar içerir. Doğu cephesi yandaki bir yapıya dayanan türbenin Galip Dede caddesi ve avluya bakan cepheleri üçer, güneye bakan ve kapısının da yer aldığı cephe ise 2 yuvarlak kemerli pencereye sahiptir. İçerisi tonozla örtülü olup, yaldızlı kalem işleri ile süslenmiştir. Tavana, tam ortada bulunan dairesel bir madalyon ve etrafındaki sekiz oval madalyona bağlanan taç figürleri işlenmiştir. Oval madalyonların dördü kartuş biçiminde olup, kartuşların içerisinde manzara resimleri vardır. Madalyonların içerisinde ise bir masa üzerinde Mevlevî sikkesi yer alır. Yapının çatısı, birbiri üzerine bindirilmiş dörtgen bir prizma şeklindeki mermerlerden meydana gelmektedir. Dayıoğlu, Server; sf. 149; Dayıoğlu, Server; sf. 150. Avluda bulunan hâdikât-ül ervah (ruhlar bahçesi) adlı, dedeler ve mevlevihaneye bağlı şahısların defnedildiği hâmûşâna, ahşap bir bahçe kapısı aracılığı ile girilir. Şeyhlerin hayatları boyunca giymiş olduğu destarlı sikkeler mezartaşlarına da işlenir iken, diğer şahısların mezartaşlarına vazife ve pozisyonlarına göre değişik desenler işlenmiştir. Dayıoğlu, Server; sf. 152. Sekiz mermer sütunun taşımış olduğu konik çatı ile örtülü olan avludaki Âdile Sultan şadırvanı'nın tepesinde ahşap bir Mevlevî sikkesi bulunur. Çeşmelerin yer aldığı kısım da sekizgen prizma şeklindedir. Altında bir sarnıcın da bulunmuş olduğu şadırvanın yanında, Ziver Paşa tarafından yazılan bir kitâbe yer almaktadır. Dayıoğlu, Server; sf. 154. Avluda bulunan mermer başlı 2 kuyu, suyunu bu sarnıçtan almaktadır. Dayıoğlu, Server; sf. 156. Beşik tonozla kaplı çamaşırhanenin içerisinde , mermerden yapılan çamaşır tekneleri mevcuttur. Adile Sultan Şadırvanı'nın arka bölümünde, şeyh ve ailesinin yaşamış olduğu harem dairesi günümüze ulaşmamıştır. Mevlevihane'nin mutfak ve kileri avlunun ayrı bir köşesinde olsa da bunlar yıkılmış; günümüzde ancak ocak nişi, kuyu ve bazı duvar kalıntıları kalmıştır.

 

Ana yapı

Semâhâne ve derviş odalarının yer aldığı ve günümüzde müze binası olarak kullanılan ahşap yapı, avlunun sonunda yer alır. Eğimli bir arazi üstüne inşa edildiğinden ön tarafı 2 , geri tarafı 3 katlıdır. Dikdörtgen yapılı olup, 28x19 m ebatlarındaki yapı; kuzeye bakan ön cephesinde 20, geri cephesinde 42, sağ cephesinde 24, sol cephesinde ise 13 olmak üzere toplam 99 pencereye sahiptir. Zemin kat ile üst kattaki duvarlar ahşap karkaslı olup, içeriden Bağdadi (mimari) bağdadi sıva, dışarıdan ise ahşap kaplamayla donatılmıştır. Bodrum katının 105 santimetre kalınlığındaki duvarları da bağdadi sıvalı olup, yapının ahşap çatısı kiremitle örtülüdür. Dayıoğlu, Server; sf. 131. Yapının ön cephesinde bulunan 2 kapıdan ilki semâhâneye, ikincisi ise hünkâr mahfili'yle şeyh dairesine (selâmlık) açılır. Semâhâneye giriş kapısının sol tarafında Gavsî Ahmed Dede, Osman Dede ve Sırrî Abdülbâkî Dede, sağ tarafındaysa Arzî Mehmed Dede ve Mehmed Şemseddîn Dede'nin mezarları bulunur. Dayıoğlu, Server; sf. 132. Aynı kapının üstünde yapının onarılmış olduğu yılı belirten 1859 tarihli, Ahmet Sadık Ziver Paşa Ziver Paşa'nın kaleminden çıkan ve hattat Rıfat Efendi tarafından tâlik yazılı, 4 (dört) kartuşlu bir kitâbe ile üstündeki Padişah Abdülmecid'in tuğrası vardır. Giriş kısmının 2 yanında, mermerden yapılma 2 yarım paye bulunur. Dayıoğlu, Server; sf. 133. Sekizgen şeklinde olan semâhâne kısmı; köşelerde bulunan 8 ahşap sütun, aralarındaki on 4 (dört) ahşap korkulukla desteklenir. İki katı da içerisine alan bu kısmın kenarları 5 (beş) m, yüksekliği 9 (dokuz) ,3 m'dir. Sütun ve korkuluklar ikinci katta da devam ederken, alt kattaki sütun başlıkları İyon düzeni İyon, ikinci kat odalarını semâhâneden ayıran ve aralarında ahşap kafesler bulunan sütun başlıkları ise Korint düzenindedir. Üst kattaki sütunların üstünde bulunan kalem işi bezeli bir kuşaktan sonra, rokoko ve Eklektisizm eklektik üsluplarının karması bir bezemenin kaplamış olduğu tavan yer alır. Yamuk planlı 8 madalyon (mimarlık) madalyonun ortasında altın yaldızlı ahşap bir tavan göbeğinin bulunmuş olduğu tavanda, 1973'teki müze açılışı için yapılan çalışmalar sırasında Abdülmecid Türbesi'nden getirilen altı kollu bir avize asılıdır. Semâhâne girişinin karşısında mihrap ve minber yer alır. Dışa taşkın olan mihrapta kalem işi kıvrık dallarla birbirine bağlanan neo-gotik üslupta kemer bezemeleri bulunur. Kapısı ve köşkün köşelerine kondurulmuş dal sikke tarzında ahşap süslemelerinin yer aldığı minber ise herhangi bir üsluba göre yapılmamıştır. Dayıoğlu, Server; sf. 134. Çeşitli desenlerle süslenen ahşap korkuluklarla çevrili mesnevi kürsüsü ve miraciye kürsüsü de semâhânenin yan kısımlarında bulunmaktadır. Dayıoğlu, Server; sf. 136. Ana giriş kapısının sağında ve solunda ikişer simetrik kapı vardır. Sol taraftaki kapıların peşindeki merdivenlerden biri alt kata inerken, başkası üst kata çıkar. Sağ tarafta bulunan kapılardan birisi, gökyüzü ayini sonra ikram edilecek olan şerbetlerin hazırlanmış olduğu ve semâhâneye açılan kafesli penceresinden semâhânede bulunanlara şerbet dağıtılmış olduğu şerbethâne odasıdır. Sağdaki ikinci kapı ise hünkâr mahfili ve Konya Çelebi'sinin odalarına ayrıca 2 odanın daha bulunmuş olduğu üst kısma çıkar. Hünkâr mahfilinin ahşap kafesli olan duvarında kafes yüksekliği, öteki bölümlerinkinin yarısı kadardır. Ayrı bir mihraba sahip olan hünkâr mahfilinin tavanı renkli kalem işi bezemelerle kaplı olup; bu bezemeler, aynı tavan bitişiğinde bulunan Konya'dan gelen Çelebi ve şeyhlerin ayinleri seyretmek üzere oturdukları odada da devam eder. Bu odaların arkasında bulunan 2 odadan birinin tavanına ahşap çubukla bazı desenler yapılmıştır ve bölümün kendisine ait değişik bir tuvaleti vardır. Alt katla bağlantısına ayrıca hünkâr mahfilinin, yapının ön cephesinde bulunan dışa açılan bir kapısı da bulunur. Bu kapının hemen karşısında, 2 katı içerisine alan merdiven boşluğundan, çift yanlı merdivenlerle üst kata geçiş yapılır. Hünkâr mahfilinin tam altında şeyhin konuklarını kabul ettiği, muhabbetlerini yaptığı ve dedelerle görüştüğü; 5x4,78 m ve 4 (dört), 25x4,75 m ebatlarındaki iç içe 2 oda, tuvalet ve kahve ocağından oluşan şeyh dairesi yer alır. Dayıoğlu, Server; sf. 138. Semâhânenin alt katında, içerideki gibi yapının sağ tarafındaki bir kapıdan da girilebilen derviş odaları bulunur. Taş köşeli bir koridorun yer altığı bu katta, on derviş odasının yanında birer matbah ve meydan odası da yer alır. Her bir derviş odasının girişinde, abdest almak almak için delikli birer taş vardır. Odalardaki bir basamak sonra, tahta döşeli ve çoğu zaman hasır ya da kilim kaplı oturma bölümüne geçilir. İkişer penceresi olan odalarda yerden yüksek, L şeklinde bir sedir pencere önü ve bir duvar süresince uzanmıştır. Dayıoğlu, Server; sf. 140. Yapının zemin katının sol cephesinde, hâmûşândan geçilerek özel bir kapıdan girilen ve hanımların sema ayinlerini izlemiş olduğu, 14,25x4 m boyunlarındaki bir salon ile bir basamak merdivenle inilen 4 (dört) ,75x4 m boyunlarındaki bir odadan oluşan bacılar dairesi ismi verilen kısım bulunur. Semâhâne ile bacılar dairesi, yerden 2 (iki) m yüksekliğindeki ahşap bir kafesle birbirinden ayrılmış olup, kafesin bacılar dairesi tarafına 3 basamaklık bir merdivenle çıkılan, 1 (bir) m genişliğinde balkon benzeri bir oturma yeri yapılmıştır. Dayıoğlu, Server; sf. 141.

 

Semahane

Diğer tarikatlara ait tekke yapıları ile Mevlevihaneler arasında mekân açısından birçok ortak benzerlik olmasına rağmen ritüellerindeki farklılıklarından dolayı fonksiyonel değişiklikler görülmektedir. Mesnevi okunması, sema mukabelesi ve 1001 süren Mevlevi çilesi gibi Mevleviliğe mahsus adap ve erkâna uygun işlevler, Dedegan odaları, semahane, Matbah-ı Şerif, Meydan-ı Şerif gibi özgün mekanlarının oluşmasını gerektirmiştir. Ancak bu mimari unsurların Mevleviliğin ortaya çıkışı ve gelişimi içinde ne zaman ortaya çıktıkları bilinememektedir. Esas unsurlar olan 1001 günlük çile ile sema mukabelesinin son şeklini ne zaman aldığı ve fonksiyonlarının icrası için ilk Matbah-ı Şerif ve Semahane yapılarının ilk ne zaman inşa edildiği dahi ortaya konulamamıştır. Mevlevihanelerde harem, selamlık, sema'hâne, türbe mescit, meydan, matbah ve derviş hücreleri bulunmaktadır. Dergâha, "cümle kapısı" denilen kapıdan girilir. Şeyhin evi olan harem dairesi diğer yapılardan uzak bir yerde ve ayrı bir kapısı bulunmaktaydı. Şeyhin misafirleri kabul ettiği birkaç odadan meydana gelen selamlıkta mutlaka bir kahve odası ve meydancı hücresi bulunurdu. Meydanı şerif sabah namazından sonra toplanılıp o günkü işlerin konuşulduğu büyükçe bir oda olup genellikle hücrelere yakın bir yerdedir. Yine hücrelere yakın Matbah yemek pişirilen ocaklı kısım olmasından başka canların istirahat ettikleri yerdir. Semahane ayrı bir yapı ve çoğu defa türbeyle aynı çatı altındadır. Ancak işlevlerin yürütülmesini sağlayan belirttiğimiz mekânlar dışında her yapı unsuru Mevlevi tekkelerinde olmayabilir. Örneğin Üsküdar Mevlevihanesi kuruluş amacı Anadolu'dan gelen veya Anadolu'ya giden dervişlerin konaklaması için yapıldığından derviş yetiştiren mekân yani Matbah-ı Şerif'i yoktur. Ayrıca Türbe altta Semahane üstte olarak iki katlı inşa edilen (Türbe-Semahane yapısı muhtemelen yer sıkıntısı nedeniyle bu şekilde yapılandırılmıştır.) tek örnektir.

 

Ecnebi Misafirler Odası

Ertesi gün Mevlevileri, yani Pera'daki dervişleri ziyaret ettim; bunların kendine özgü giysileri ve güzel, havadar bir tekkeleri vardı. Ruhanilerden  (Rufailerden) daha yüksek bir mertebelerde oldukları belliydi. Tekkenin girişi, kabristanın yakınındaydı ve Pera'nın ana caddesine bakıyordu, avluda serviler vardı. Esas tekke, dans edilen tapınak binasından ayrıydı. Beni oraya yaşlı bir Ermeni götürdü. Avlu tapınağa girmeye cesaret edemeyen kadınlarla doluydu. Açık pencerelerden genç dervişlerin dönme talimleri yaptıklarını gördüm. Avluda duraklayınca nöbet tutan askerler bize işaret ettiler; ancak çizmelerimizi çıkarmak zorundaydık, sonunda salonu dolaşan, hasır kaplı alçak bir balkona alındık. İçerde her şey temiz ve güzeldi. Açık pencereden görünen Üsküdar ve uzaktaki Anadolu Dağlarının Manzarası, bu güzelliğe bir hayli katkıda bulunuyor, her bir pencere, harikulade bir panorama sunuyordu. Girdiğim balkon Türklerle doluydu, ancak beni yani bir yabancıyı görünce herkes açılıp birbirlerini iterek benim için alçak tahta perdeye yakın bir yer açtılar. Burada ve her yerde karşılaştığım Türk kibarlığını övmeliyim.Ayin başlıyordu. Bir grup derviş içeri girdi, yalın ayaktılar ve kocaman yeşil cübbelere bürünmüşlerdi;bir arşın yüksekliğinde, siperliksiz, beyaz, keçe külahlar balarını örtüyordu.En yaşlılarından biri, uzun beyaz sakallı bir derviş, salonun ortasında durup kollarını birbirine kavuşturduktan sonra bir dua okudu. Duaya ağır ve tekdüze bir müzik eşlik ediyordu: Adeta bir fıskiyenin tekdüze şırıltısını andıran, iki notadan çalan bir ney ve tek notalı bir kudüm sesiydi. Diğer dervişler yaşlı dervişin etrafında yavaş yavaş dönüyorlardı. Cübbelerini çıkarmışlar, üzerlerinde kolları dar ve uzun, önü açık, koyu yeşil renkte birer mintan ile aynı renk ve kumaştan yapılmış, ayak bileklerine kadar uzanan, geniş kırmalı bir etekle kalmışlardı. Kollarını açarak kendi etraflarında hep aynı yönde dönmeye başladılar; etekleri huni şeklinde havalanıyordu.Dairenin ortasında bir derviş hep aynı noktada, kendi etrafında hep aynı yönde dönerken etrafındakiler, daireyi çepeçevre dönerek dans ediyorlardı. Uzun sakallı ihtiyar da sakin sakin dairenin dışındakilerle içindeki iki derviş arasında gidip geliyordu. bu dans, gezegenlerin yörüngesini temsil ediyormuş.Üstteki kapalı balkondan ağır ve tekdüze bir şarkı duyuluyor; kudüm ve ney, uyutucu müziğine, dans edenler ise hep aynı tempoda, aynı yönde dönmeye devam ediyordu; yüz ifadeleri hiç değişmediğinden, solgun benizleriyle cansız birer kukla gibiydiler. Birdenbire kudüme sertçe vuruldu ve dervişler sanki şimşek çarpmış gibi yerlerinde hareketsiz kaldılar, kısa bir dua mırıldandılar, tekdüze müzik yeniden başladı, herkes yine kendi etrafında, hep aynı yönde dönmeye koyuldu. Seyretmek insanın başını döndürüyordu; durmadan dönüyor, dönüyorlardı. Aralarından biri sendeleyince ney ve kudümün temposu hızlandı ve sendeleyen daha hızlı dönmeye başladı, şans giderek şiddetleniyor ve hızlanıyordu, artık dayanılacak gibi değildi!Bu dans tam bir saat sürdüyse de hiç korkunç bir tarafı yoktu! Neredeyse zarif bile denilebilirdi; ancak insan olduklarını unutup dans edenleri kuklalar olarak farz etmek gerekiyordu; hafif tekdüze bir müzikle birleşen dans, bir asude mecnunluk yaratıyor, insanı susmaktan çok duygulandırıyordu. Bütün olay, her ne kadar manen yükseltici, ıslah ve terbiye edici olarak nitelendirilmezse de bana bir çeşit bale izlenimi vermişti. Buna karşın Üsküdar'daki dervişlerin dansı, belleğimde bir tımarhane gibi kaldı."

 

Hans Christian Andersen, Dervişlerin Dansı (1941)

 

18. ve 19. yüzyıllarda İstanbul'a gelen Avrupalı ressamların yapmış oldukları Mevlevihane, semazen ve derviş resimlerinin mulajları.

- Jan Babtiste Van Mour (ö.1737)

- Francis Simith (1769)

- J. B. Hilair (1789)

- A. Brindesi (19.yy.)

- Faosto Zonaro

- Presziosi (Env. No. 365)

-Tanburini

- A. Bayot (Env. No. 361)

 

Çelebi Mahfili

Berat:

Arapça yazılı kağıt, mektup anlamında olup Osmanlı devlet teşkilatında bazı vazife ve memuriyetlere atananlara, görevlerini icra vermek üzere padişahın tuğrası bulunan yazılı tayin emridir. Beratta hizmetin adı,  yeri, verilen şahsın adı, hizmeti ve niçin verildiği açıkça yazılırdı. Fermanlarla aynı tertipte yazılmakta olup en önemli farklılıkları tuğranın altına yazılan "Nişan-ı şerîf-i âlîşan-ı sâmi-mekân-ı sultanî" ve "tuğra-yı garrâ-yı cihân-sitân-ı hâkani" hükmüdür.

 

Matbah

Matbah sözcük karşılığı olarak yemek pişirilen yer anlamında olup Mevlevi tekkelerinde eğitim ve öğretimin yapıldığı, canların manevi anlamda piştiği olgunlaştığı mekândır. Tarikata girmek isteyen nevniyaz adı verilen can "Derviş" olana kadar geçirdiği 1001 günlük çileyi burada geçirir, "dede" unvanını alırdı. Matbahta canlar Ser-tabbah (aşçı Dede), Kazancı Dede, Halife Dede ve diğer dedeler tarafından eğitilerek yol, yöntem, erkân, adap ve sema öğretilirdi Matbah ocaklar, saka postu, somathane ve nevniyazlara sema yapılmasının öğretildiği sema talim ve meşk yeri olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Matbah'ın girişinde yemeklerin piştiği ocakların bulunduğu ilk kademede tarikata girmek isteyen muhiblerin üç gün sebat ederek kaldıkları, 1001 günlük çilesine başlamaya ikrar verdikleri yani kendisini bu "yol"a adayacağına söz verdikleri  "saka postu" yer almaktaydı. Bu "yol"a girerek gerçeğe olan susuzluğunu giderecek ve daha sonrada başka aşıklara su verecek olmasını mecazi anlamda ifade ettiğinden buraya "saka postu" denilmiştir. Matbah'ta ocakların bulunduğu bölümden yüksekte "somathane" adı verilen tekkenin yemekhanesi bulunurdu. Matbahta ocaklarda yemekler pişince; Kazancı Dede niyaz ederek kazanın kapağını açıp gülbang çeker, yemekler somathanenin sekisine dizilip yuvarlak biçimli tahtadan sofra kurulurdu.

Mevlevi dergâhının ruhu matbah'tır. Başta aşçı dede (ser-tabbah) bulunmakta ve dergahın masraflarını idare etmektedir. Kazancı dede aşçı dedenin yardımcısı sayılır. Matbahta 18 hizmet olup bu hizmetler ve görenler şunlardır.

 

1)    Kazancı Dede: Canların düzeninden, edep ve terbiyelerinden sorumludur. Aşçıbaşı gibi ayrı bir postu vardır; yani makam sahibidir.

2)    Halife Dede: Matbah'a yeni girenlere yol, erkân öğretip yetiştirir.

3)    Dışarı meydancısı: Hücrelerdeki dedelere, Konya'da tarikatçının, diğer yerlerde Aşçıbaşı'nın emirlerini bildirir.

4)    Çamaşırcı dede: Dedelerin ve canların çamaşırlarını yıkar, yıkatır, temizlikten sorumludur.

5)    Âb-rÎzci: Helâların, şadırvanın, muslukların temizliğinden sorumludur.

6)    Şerbetçi: Hücreye çıkacak canın şerbetini hazırlar, dedelerin matbahı ziyaretinde onlara şerbet yapıp sunardı.

7)    Bulaşıkçı: Kap kacağın temizliğinden sorumludur.

8)    Dolapçı: Kap kacağa bakar, onların gerekiyorsa onları kalaylatırdı.

9)    Pazarcı: Sabahları pazara gider alışveriş işlerine bakardı.

10)    Somatçı: Sofraları kurup kaldırır, yerleri süpürür, süpürtürdü.

11)    İç meydancısı: Matbahtaki canla kahve pişirir, Cuma günleri dedeler matbahı ziyarete geldiğinde onlara kahve yapıp sunardı.

12)    İçeri kandilcisi: Matbahın kandillerini, şamdanlarını temizler hazırlar, uyandırır, dinlendirir, sır ederdi.

13)    Tahmisçi: Matbahın ve dedelerin kahvelerini döverdi.

14)    Yatakçı: Canların yataklarını serer, kaldırır, değiştirirdi.

15)    Dışarı kandilcisi: Dışarıdaki kandillere, şamdanlara, mumlara bakardı.

16)    Süpürgeci: Bahçeyi ve etrafı süpürür, süpürtür, temizliğe bakardı.

17)    Çerağcı: Matbahın kandil ve şamdanlarına nezaret eder ve türbedarın yardımcısıydı.

18)    Ayakçı: Ayak işlerine bakardı. Dergâha girmeye ikrar veren cana ilk olarak bu iş verilirdi

 

GALATA MEVLEVİHANESİ ( ESKİ DİVAN EDEBİYATI MÜZESİ) TARİHÇESİ

1491 (H.897)

Galata Mevlevihanesi'nin açılması.

 

1509

Büyük İstanbul depreminden etkilenmesi muhtemeldir.

 

1548

Mesnevihan Mahmud Dede'nin 1548 de vefatı ile Halveti zaviyesi ve medresesi olarak kullanılmıştır.

 

1608

Sırrı Abdi Dede'nin meşihatı ile Halveti tekkesinden Mevlevi tekkesine dönüş ve onarım.

 

1609

Bostan Çelebi tarafından Sırrı Abdi Dede'nin azli ve İsmail Ankaravi (Rusuhi) Dede'nin meşihat makamına atanması. Abdi Dede'nin Kasımpaşa Mevlevihanesi'ni Kurması.

 

1631

İsmail Rusuhi'nin vefatı ve Hüseyin Adem Dede'nin meşihatı.

 

1649

Matbah Emini Hasan Ağa'nın Mevlevihane'de kendi adını taşıyan çeşmeyi yaptırması.

 

1650 (H.1061)

Matbah Emini İsmail Ağa'nın Mevlevihanede imar faaliyetleri.

 

1667 (H.1077)

Sultan IV Mehmed döneminde Vani Mehmed Efendi tarafından tarikatların faaliyetleri yasaklanmıştır.

 

1683 (H. 1095)

Tarikatlar yeniden açılıyor. 18 yıl geçiyor.

 

1673-1697

Gavsi Ahmed Dede'nin meşihatı ile Galata Mevlevihanesi'nden şeyh aileleri dönemi başlıyor.

 

1745

Hazirede medfun olan Humbaracı Ahmed Paşa'nın vefatı.

 

1765-1766

İsa Dede Meşihatında (1761-1771) Büyük Tophane yangını ile zarar gören Mevlevihane'de Sultan III. Mustafa tarafından Sultan Yenişehirli Osman Efendi'yi bina emini tayin ederek imar faaliyetleri.

 

1791-1799

Şeyh Galib'in meşihatı

 

1791-92 ve 1795-96

Şeyh Galip dönemi imar faaliyetleri. III. Selim tarafından yenilenmiştir.

 

17 Mayıs 1817

Mahmud Dede Beşiktaş Mevlevihanesi şeyhliğine atanması

 

27 Mayıs 1817

Kudretullah Dede'nin meşihatı.

 

1819

II. Mahmud dönemi, Halet Said Efendi imar faaliyetleri.

 

1824 - 1835

1824 de yangın geçirerek mescid, matbah ve 9 hücre ortadan kalkmıştır. Kudretullah Dede'nin ricası ile Sultan II. Mahmud'un emriyle imar faaliyetleri.

 

1847

II. Mahmud'un kızı Adile Sultan tarafından sarnıç, şadırvan ve çamaşırhane inşası.

 

1851-53

Sultan Abdulmecid, Hasan Ağa Çeşmesini onartıp, Matbah'ı inşa ettiriyor.

 

1859-60

Sultan Abdulmecid Semahane, Selamlık ve Dedegan Hücrelerinin bulunduğu ana yapıyı bugünkü şekliyle inşa ettiriyor.

 

1871

Kudretullah Dede'nin vefatı üzerine Halet Efendi'nin baş taşının bulunduğu hazireye gömülüp türbenin üstü kapatılıyor.

 

1925

13 Aralık 1925 ve 677 sayılı Tekke ve Zaviyelerle Türbelerin Seddine ve Türbedarlıklar ile Bir Takım Unvanların Men ve İlgasına Dair kanun.

 

1925

İstanbul Vilayeti Meclisi Umumisinin Galata Mevlevihanesi'nin mektep ittihazına dair 25 Kasım 1925 tarihli Kararı.

 

1932 - 1946

(Ahmet) Cemal ÖZAYDIN'ın (doğ. 1892 - öl. 1970) Polenezköy'den 35. İlkokul'a (Galata Mevlevihanesi) atanarak Okul Müdürlüğü.

 

1942

İbrahim Müteferrika'da olmak üzere 17 mezarın nakli.

 

1945-47

TTOK İstanbul Muhibler cemiyetri ve Reşid saffet Atabinen'in çalışmaları. Hazire üzerine Belediye tarafından Beyoğlu Evlendirme Dairesi (Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi) inşası.

 

2 Ekim 1946

Müze olması için Maarif Vekâleti'ne devir için Bakanlar Kurulu Kararı

 

1946

Topkapı Sarayı Müzesi'ne bağlanıyor. Ancak lojman olarak kullanılıyor

 

1966

Milli Eğitim Bakanlığı'nın 8 Şubat 1966 gün ve 730.35 - 682 sayılı emirleriyle kurulan İstanbul Türbeler Müzesi Müdürlüğü'ne bağlanması.

 

1967

Galata Mevlevihanesi'nin tamir ve restoresi için 18 Aralık 1967 günlü ihalesi.

 

27 Aralık 1975

Divan Edebiyatı Müzesi olarak ziyarete açılması.

 

01 Ocak 2005

Vakıflar Bölge Müdürlüğünce yürütülen restorasyon faaliyetleri. Müzenin adının Galata Mevlevihanesi Müzesi olarak değiştirilmesi.

 

01.01.2005 - 09.06.2009

Vakıflar Bölge Müdürlüğünce Semahane binasındaki restorasyonun bitirilerek, eksik olarak Kültür Bakanlığı'na bırakılması.

 

Mart-Aralık/2009

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından Türbelerin restorasyonu.

 

2010

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı tarafından Hamuşan haziresinin onarımı ve Müze Teşhir Tanzim Projesi'nin başlaması.

 

01 Mart 2011

Galata Mevlevihanesi Müzesi'nin ziyarete açılması.

 

1. semâhâne 1491’de İskender Paşa tarafından 2. semâhâne 17.yüzyıl başlarında (1608’den az önce) büyük ihtimalle Tersane ve Matbah Emini İsmail Efendi tarafından, 3. semâhâne 1765’teki Tophane Yangınından sonra III. Mustafa tarafından,4. Semâhâne 1791’de III. Selim tarafından, halen mevcut olan 6. semâhâne ise 1859/60’da Abdülmecid tarafından yaptırılmıştır. Bunlardan 1. semâhânenin mimari düzeni hakkında herhangi bir şey söylemek mümkün değildir. Buna karşılık 2.,3.,4.,ve 5., semâhânelerin, en azından iç görünümlerini yağlıboya resimler ve gravürler sayesinde tanıyabiliyoruz.

 

kaynaklar :

M. Baha Tanman, "Galata Mevlevihanesi", Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c. 3, (İstanbul: Kültür Bakanlığı ve Tarih Vakfı ortak yayını, 1994), s.362.

Ekrem Işın, Aşk Ocağında, s.56-57.

Ekrem Işın, Aşk Ocağında, s.57.

Ekrem Işın, Aşk Ocağında, s.64.

Ekrem Işın, Aşk Ocağında,, s.63-64.

Mustafa İzzed Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlana'dan Sonra Mevlevilik, s.278.

 

Hüseyin Ayvansarayî'nin Hadikat-ül Cevami adlı eserine göre Galata Mevlevî Dergâhı'nın şeyhleri ve görevde kalmış olduğu yıllar aşağıdaki gibidir: Dayıoğlu, Server; sf. 66

 

* Dîvâne Mehmed Çelebi Mehmed Semâî Dede: 1491-1492

* Ali Safaî Dede: 1492-1548

* Mahmud Dede: 1548-1608

* Abdî Dede: 1608-1610

* İsmâil Rusûhî Dede: 1610-1631

* Âdem Dede: 1631-1652

* Arzî Mehmed Dede: 1652-1664

* Derviş Çelebi: 1664

* Nâcî Ahmed Dede: 1664-1668

* Derviş Çelebi: 1668

* Gavsî Ahmed Dede: 1668-1697

* Osman Dede: 1697-1730

* Sırrî Abdülbâkî Dede: 1730-1751

* Mehmed Şemseddîn Dede: 1751-1761

* Îsâ Dede: 1761-1771

* Selim Dede: 1771-1777

* Mehmed Sâdık Dede: 1777-1778

* Seyyid Abdülbâkî Dede: 1778-1781

* Hüseyin Dede: 1781-1782

* Ali Dede: 1782-1786

* Nûmân Dede: 1786-1790

* Abdullah Dede: - yolda vefat etti.

* Ali Dede (vekaleten): 1790

* Şeyh Galip Galib Mehmed Esad Dede: 1790-1798

* Mehmed Rûhî Dede: 1798-1800

* Mahmud Dede: 1800-1816

* Kudretullah Dede: 1816-1871

* Ataullah Dede: 1871-1910

* Veled Çelebi İzbudak Veled Çelebi (vekaleten): 1910

* Ahmed Celâleddîn Dede: 1910-1925

 

Gavsi Ahmed Dede

On yedinci asır Anadolu velilerindendir. İsmi Ahmed , mahlası Gavsi’dir. Gavsi Ahmet Dede diye meşhur olmuştur. Büyük veli Ahmed-i Bican hazretlerinin torunlarındandır. İstanbul’da doğmuştur. Doğum tarihi belli değildir. Mevleviyye’ye mensuptur.

 

Küçük yaştan itibaren ilim tahsiline başlamış icazet ve diploma almıştır. Selanik kadısının yanında naiblik yaparken kalbine aşk ateşi düşmüş tasavvufa büyük alaka duymuştur. Selanik’ten ayrılarak Bursa’ya geldi. Bursa Mevlevihanesi Şeyhi olan Salih Dede’ye talebe oldu. Dört sene süren talebelikten sonra hocasının emir ve tavsiyesi üzerine Konya’ya gitti. Uzun müddet Konya’da kalıp Mevlevi tarikatının usulüne göre hırka giydi. On atlı sene müddetle seyahat edip insanlara İslamiyet’in emir ve yasaklarını anlattı.

 

Hocası Salih Dede Efendi’nin vefatından sonra İstanbul’a geldi. Mesnevihan okuyucusu oldu. Yazdığı şiirlerden dolayı Gavsi mahlasını aldı. Aldığı manevi bir işaret üzerine evinde inzivaya çekildi. İbadet ve zikir ile meşgul oldu. Daha sonra yirmi bir yıl Galata Mevlevihanesi şeyhliğinde bulundu.

Bir gün Halvetiyye yolu büyüklerinden Muhammed Nasuhi Üsküdari Hazretlerinin Üsküdar’da yaptırdığı dergah açılışına davet edildi. Gavsi Ahmed Dede , Üsküdar’a gitmek için sahile vardıklarında havanın rüzgarlı ve denizin dalgalı olduklarını gördüler. Yanında bulunan bazı kimseler bu durumda yola çıkılamayacağını söylediler. Halbuki Gavsi Dede , verdiğimiz sözü tutmalıyız ve Üsküdar’a gitmeliyiz diyordu. O sırada deniz üzerinde bir gemi peyda oldu. Gavsi Dede ve onun büyüklüğünü bilen talebeleri hemen gemiye bindiler. Deniz bir müddet durgunlaştı. Allahü Teala’ya tevekkül edip gemiye binen Gavsi Dede yanındakilerle beraber sağ salim karşı kıyıya ulaştı.

Gavsi Ahmed Dede , Galata Mevlevihanesi şeyhi olarak görev yaptığı sırada 1697 ( H.1109 ) yılında vefat etti. Kabri Galata Mevlevihanesi bahçesindedir. ¹

Gazel

Kure-i aşk-ı Huda’dır Hankah-ı Mevlevi

Pute-i İksır-i Hikmettir kulah-ı Mevlevi

Ceşm-i zahir-bin kullanmaz meani seyr eden

Dide-i dilden zuhur eyler nigah-ı Mevlevi

 

(Mevlevi dergahı , Hak aşkının madenidir. Mevlevi külahı da hikmet iksirinin hazırlandığı bir potadır. Mana alemini seyreden zahiri gören gözü kullanamaz. Mevlevinin bakışı gönül gözünden ortaya çıkar.) ²

___________________________________________________

¹ Türkiye Gazetesi Yayınları , “ İstanbul Evliyaları ”

² Hocazade Ahmet Hilmi , “ Ziyaret-i Evliya ”

 

Esrar Dede

On sekizinci yüzyıl divan şairlerinden ve Mevlevi şeyhlerindendir. Asıl adı Seyyid Mehmed’dir. 1162 (m.1748) yılında İstanbul’da doğdu. 1211 (m. 1796) yılında Galata Mevlevi hanesinde vefat etti. Arapça , Farsça , Yunanca , Latince ve İtalyanca biliyordu. Bir ara yolu Galata Mevlevihanesi’ne düştü. O sırada dergah şeyhi , Şeyh Galip Hazretleri idi. Düştüğü gibi de orada kaldı. Yetişti , kemale erdi ve Esrar Dede olarak anılmaya başladı.

Esrar Dede ve mürşidi Şeyh Galip’in Osmanlı Sultanı III. Selim Han’a tam bir muhabbet ve bağlılıkları vardı. Bu durum , Sultan’ın aleyhinde olanların onlar hakkında ileri geri konuşmalarına sebep oluyordu. Bunlara karşı Esrar Dede bir gazelinde ;

 

Ne Süleyman , ne Selim’in kuluyz ,

Hazret-i Rabbi Rahim’in kuluyuz ,

Hüsrev-i aleme yok minnetimiz ,

Öyle bir Şah-ı kerimin kuluyuz.

 

Diyerek çok güzel cevap vermiştir.

Esrar Dede hazretleri Miraç gecesine tesadüf eden bir gecede , 1211 (m. 1796) yılında Galata Mevlevihanesi’nde vefat etti. Bu sırada henüz kırk dokuz yaşındaydı. ¹

Ömrünün son dokuz yılını geçirdiği bu Mevlevihane’nin bahçesine defnedildi. Hocası Şeyh Galip’in söylediği şu tarih rubaisi mezar taşında yazılıdır :

 

Esrar Dede çileyi hatm ettiği dem

Sırr oldu serin hırka-i tabuta çeküp

Galip dedi tarihin efsus efsus

Hemdemlerini  hayran kodı Esrar göçüp. 1211

 

( Esrar Dede çileyi bitirince , tabut hırkasını başına çekip gizlendi. Galip ne yazık ki onun tarihini “ Arkadaşlarını Esrar hayran koyup göçüp gitti ” diye söyledi. ) ²

 

Yüce Allah sırrını mukaddes ve mübarek kılsın.

______________________________________

¹ Pamuk Yayıncılık , “ İstanbul Ve Anadolu Evliyaları ”

² Türkiye Gazetesi Yayınları , “ İstanbul Evliyaları ”

 

ŞEYH GALİB

 

Edebiyat eleştirmenleri ve tarihçileri tarafından Klâsik (divan) Türk Edebiyatının son büyük şairi ve temsilcisi olarak kabul edilen, aynı zamanda büyük bir mutasavvıf olan Şeyh Galip; sanat, kültür ve bir ilim merkezi olan İstanbul’da 1757’de doğdu. Asıl adı, Mehmet Esad’dır. Babası Mustafa Reşit Efendi, annesi Emine Hatun’dur. Osmanlı İmparatorluğu’nda Hümayun Kâtibi olarak görev yapan baba Mustafa Reşit Efendi, Mevlevîliğe ve Melâmîliğe bağlı, şiirle de uğraşan, kültürlü aydın bir insandı. Şeyh Galip’in dedesi Mehmet Efendi de tıpkı babası gibi Mevlevî tarikatı hadimlerinden âlim bir zattı. Bu bilgilerden anlaşıldığına göre Şeyh Galip, tasavvufla hemhâl olarak yoğrulan, mütefekkir, asil bir Osmanlı ailesine mensuptur. Hüsn ü Âşk sahibi, ilköğrenimini babası Mustafa Reşit Efendi’den talim etti. Aynı zamanda babası Galip’e, Mevlevîliği sevdirdi ve bu tarikatın önemli eserlerini okuttu. Denebilir ki Şeyh Galib’i kendisi yapan Mevlevîliktir, Mevlâna Celâleddin-i Rumî’dir, Mevlâna Celâleddin-i Rumî’nin 11 defa baştan sona okuyup hıfzettiği Mesnevî’sidir. Babasından ilk şiir zevkini ve Mevlevîliğin rind dünyasının güzelliğini alan Şeyh Galib, Hamdi Efendi adında bir Arapça bilgininden Arapça dersleri okudu. Sonraları değişik hocalardan Arapça ve Farsça dersler alarak bu dilleri, şiirlerinden anlaşıldığına göre kusursuz olarak öğrenecektir. Çağının ünlü âlimleri ile tanışan Galip, onlardan dersler aldı. Çok genç yaştayken devrin ünlü âlim ve mütefekkirleri tarafından takdir edilen Şeyh Galip, güçlü bir şair, geniş kültürlü bir aydın olarak çevresinde tanındı. Ders aldığı hocalar arasında Galata Mevlevîhanesi Şeyhi Hüseyin Efendi de vardı. Zamanın en tanınmış hocası Neşet Efendiden de dersler aldı. Neşet Efendi, genç Şeyh Galip'in şairlik yeteneğini çabuk fark etti ve yazdığı şiirleri beğenerek ona, "Esad" takma adını önerdi. Şeyh Galip de hocasını kırmayarak bir ara "Esad" mahlasıyla şiirler yazdı. Bu mahlâsın başkaları tarafından da kullanıldığını fark eden Hüsn ü Âşk şairi, "Galib" mahlasını kullanmaya başladı. Her iki mahlâsı birlikte kullandığı da görüldü. 1787 yılından sonra artık sadece, “Galib” mahlâsını kullandı. Böylece, asıl adı olan Mehmed Esad unutulmuş ve daha sonraları hep "Şeyh Galib" olarak bilinmiştir. Henüz 24 yaşındayken divan sahibi olan şair, 26 yaşlarında Klâsik Türk Edebiyatında mesnevî türünün en başarılı örneklerinden biri sayılan 2101 beyitli, "Hüsn ü Âşk" adlı eserini altı ay gibi kısa bir süre zarfında tamamladı. Bir yıl sonra yani 1784 yılında Konya'da Mevlâna Dergâhı’nda çileye girdi; fakat ayrılığına dayanamayan babası Konya Çelebisi Şeyh Seyyid Ebû Bekir Efendiye başvurarak çilenin İstanbul’da Yenikapı Mevlevîhanesi’ne nakli için izin almıştır. O sıralarda Mevlevîhane’nin Şeyhi olan Ali Nutkî Dede’nin notlarına göre Galib, 1001 günlük çilesini 25 Ramazan 1201/11 Temmuz 1787 günü Yenikapı Mevlevîhanesi’nde tamamlayarak, “Dede” olmuştur. Galib, çilesi sırasında şiir yazmamıştır. Sonraları Sütlüce'deki evinde, 1790’dan 1791 yılına kadar ilimle ve eser yazmakla uğraştı. Niyeti, bundan sonra babası ve annesi ile bir eve geçmek ve orada manevî bir iklimde inziva hayatı yaşamaktı; fakat o yıl padişah olarak tahta çıkan, bir sanat, kültür, edebiyat âşığı, aynı zamanda şair de olan III. Selim, Şeyh Galib'in şiirlerini tanıyor, seviyor ve şaire saygı duyuyordu. Değil mi ki mücevheratın kıymetinden ancak sarraf anlar!.. III. Selim Şeyh Galip’i Saraya davet etti, kendisiyle görüştü, ona hediyeler sundu ve iltifatlarda bulundu. Bu tarihlerde 11 Haziran 1791’de Galip, 22. şeyh olarak Galata Mevlevîhanesi şeyhliğine getirildi. III. Selim, sık sık Galata Mevlevîhanesi'ne gitmiş ve sohbetlerde bulunarak Şeyh Galib'e verdiği ehemmiyeti göstermiştir. Şeyh Galib'in sarayı ziyaretinde de Padişah’ın ve kızkardeşi Beyhan Sultan'ın, "Pamuk Şeyh’im, şeref verdiniz." diye itibar sözü ile karşılandığı bilinir. Şeyh Galib, Galata Mevlevîhanesi'ne başladığı tarihten itibaren, "Galib Dede" diye anılmıştır. 1794 senesinde üzerinde büyük emeği olan Annesi Emine Hanımın vefatı ve çok sevdiği şair Esrar Dede’yi annesinin vefâtından üç sene sonra, 1797’de defnetmesi Galib Dede’yi derinden sarsmıştır. Şeyh Galib bu olaylardan bir yıl sonra hastalanarak yatağa düşmüştür. Padişah ve çevresindekilerinin bütün çabalarına karşılık, birkaç ay sonra, şöhretinin zirvesine ulaştığı 26 Recep 1213/1799 yılının 3 Ocağında 42 yaşında, bu fani âlemden, “Bâkî kalan bu kubbede hoş bir seda imiş…” ifadesini şahsında bulduğumuz Peygamber sevdalısı bu büyük mutasavvıf, bakî âleme, Rabb’ine çok genç yaşta yürüyecektir. Allah derecelerini âli eylesin… Büyük Divan Üstadı Şeyh Galib, Klâsik Türk Edebiyatına farklı bir mana boyutu getirmiştir. O, Klâsik Edebiyat çizgisinde kalarak Klâsik Edebiyat anlayışını, muhteva açısından içerisinde bulunduğu Mevlevî ve tasavvuf kültürü yardımıyla da omuzlayarak yükseklere taşımıştır. Bütün şiirlerinde tasavvuf öğretisinin yoğunluğu ve sürekliliği, mücerret kavramların müşahhaslaşarak bir derinlik kazanması görülür. Zengin bir ruh âlemine sahip olan Galib’i anlamak için tasavvufun girift lâbirentlerinde debelenmek gerekir. Şeyh Galib’in muhayyilesi çok zengindir. Soyut duygularla, yaşadığı manevî atmosfer arasında bağlantılar kurar. İç âleminde yoğun düşünceler duyan Şeyh Galip, bu duyuşlarını sembollerle çok etkili ve sarih bir şekilde ortaya kor. Dili ağır ve süslüdür; fakat şiirlerinin içeriği, bünyesinde yaşadığı toplumun yüzyıllardır nesilden nesile aktardığı manevî kültür birikimiyle uyumludur. Bunun yanında sade ve süssüz bir Türkçe’yle söylediği şiirleri de vardır. Onu diğer büyük divan sanatçılarından farklı kılan tasavvuftur. Büyük yanar dağların içerisindeki volkanları zamanla dışarı atması gibi Şeyh Galip de kalp manevî iklimindeki volkanları dışarı atar. Bu atımları, harikulâde tabaklar içerisinde ikram edilen leziz taamlar gibi güzel kalıplarda, kaplarda sunar. Galip Dede’yi üstün kılan bu sunumlarıdır. Şiirlerinde hayaller çok renkli ve zengin bir kompozisyon oluşturur. Tıpkı Mevlâna Celâleddin-i Rumî’nin Mesnevî’si gibi günümüzde Şeyh Galib Dede’nin şiirleri, şiirlerindeki semboller, söz sanatları, benzetmeler, Batı’da büyük ilgi görmektedir.

 

Dergâhlar kapatılmadan evvelki son Mevlevî Makam Çelebisi; Konya Mevlâna dergâhı son şeyhi, seccâde-nişîn ed-dâî Mehmet Bahâeddin Veled İzbudak (ö. 05/05/1953)

 

Son Mevlana Dergâhı Postnişini ve Çelebisidir. Tam adı Mehmed Bahaeddin Veled olup 1867 de Konya'da doğmuştur. Küçük yaşta edebiyata ilgi duymuş, özel olarak Arapça, Farsça ve Mesnevi dersleri almıştır. 16 yaşında Konya Vilayeti Mektubi Kalemi'nde çalışmaya başlamış, Memuriyeti sırasında yanında çalıştığı Ziya Paşa'nın öğrencisi olan Nazım Paşa'nın eğitiminden geçmiştir. Bu arada Mevleviliğin yanında, Türkçülük ve Türkçelik düşüncesini benimsemiştir. 1889 da İstanbul'a gelerek Bahariye Mevlevihanesi'ne Hüsetin Fafreddin Dede'nin yanına yerleşerek, edebi çalışmalarına devam etmiş, ikdam gazetesinde yazılar yazmaya başlamıştır. Galata Mevlevîhanesi postnişini Mehmed Atâullah Dede'nin iyice yaşlanması ve tekkeyi idarede zorluk çekmesiyle 1908 de Galata Mevlevihanesi postnişinliğine vekâlet etmiştir. İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne yakınlığıyla bilinmektedir. Kendisi de bir Mevlevi olan Sultan Reşad'ın 17 Aralık 1908 de Sultan II.Abdulhamid'in yerine tahta geçmesinden sonra 28 Haziran 1910 da  Mevlana Dergahı Çelebilik Makamına atanmıştır. I. Dünya Savaşı sırasında oluşturduğu gönüllü Mevlevî Alayı'na miralay rütbesiyle komutanlık etmiştir. Dokuz yıl Çelebilik Makamında kalan Veled Çelebi bu süre zarfında eser telifi ve tahkiklerine devam etmenin yanında meşihat, imamet, mesnevihanlık, müderrislik görevlerini de yerine getirmiş, Karatay medresesinde Farsça dersleri vermiştir. Veled Çelebi 3 Haziran 1919'da Ferit Paşa kabinesi şeyhülislamı Sabri Efendi'nin teklifi, Sultan Vahdettin'in iradesiyle postnişinlikten azlolunmuş, yeni Abdülhalim Çelebi getirilmiştir.Anadolu'da Milli Mücadelenin başlaması ve Ankara'da hükümet kurulması üzerine Anadolu'ya kaçmaya karar veren Veled Çelebi 1921'de Ankara'daki dostu Hamdullah Suphi Bey'e (ö. 1966) çektiği telgraf sonrası buradan gelen müsaade ile kara yoluyla Ankara'ya gelmiş ve Mevlevîhane'ye misafir olmuştur. Bu dönemde Ankara Lisesi'nde Farsça öğretmenliği yapan Veled Çelebi, daha sonra Te'lif ve Tercüme Encümeni'nde Ziya Gökalp ile birlikte çalışmaya başlamıştır. Ankara'ya yerleştikten sonra ailesini getirten Veled Çelebi ikinci dönem Meclisinde Kastamonu Milletvekili olarak görev yapmış (1923-1939), 1925 yılında Abdulhalim Çelebi'nin postnişinlikten azli üzerine bu göreve tekrar getirilmiştir. 16 Kasım 1925 yılında çıkan Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması ve Bazı Unvanların İlgası" Kanunu ile bu görevi sona ermiştir. Her ne hikmet ise ilk (Mevleviliğin kurucusu olarak Mevlana'nın oğlu Sultan Veled olarak kabul edilir) ve son Mevlevi şeyhi de Bahaeddin Veled'tir. Milletvekilliği döneminde Türk Tarih Kurumu ve Türk Dil Kurumu'nun kurulması görevini üstlenmiş ve Yozgat milletvekili olarak da TBMM'de (1939-1943) görev yapmıştır. Bu arada Veled Çelebi'nin Türk Dil Kurumu'ndaki çalışmalarına da devam etmiştir. 5 Mayıs 1953'de Ankara'da vefat eden Veled Çelebi Hacı Bayram Cami'nde kılına namazdan sonra Cebeci Mezarlığına defnedilmiştir. Mezar taşında 1952'de yazdığı şu şiiri vardır:

 

Geçtim hevesât-ı dünyevîden

Zevk aldım umur-ı uhrevîden

Yâ Rab beni bir nefes ayırma

Kur'an u Hadis ü Mesnevî'den

 

Kulekapı (Galata) Mevlevî Dergâhı son şeyhi seccâde-nişîn ed-dâî Ahmed Celaleddin (Baykara) Dede Efendi (v.1946)

(1853-1946) Galata Mevlevîhanesi'nin son şeyhî, şair ve musikişinas.

Gelibolu'da doğdu. Gelibolu Mevlevîhanesi şeyhi Hüseyin Azmi Dede'nin oğludur. 1870'te babası Mısır Mevlevîhanesi'ne tayin edilince onunla birlikte Mısır'a gitti. Orada bir yandan Câmiü'l-Ezhere devam ederken bir yandan da bazı hocalardan özel dersler aldı; dergâhta da edebiyat ve mûsiki bilgisini ilerletti. Bu arada klasik mûsiki ile Mevlevî âyin ve na'tlarını, ayrıca Mısır hıdivinin kölesi neyzen Mehmed Subhi Bey'den ney üflemesini öğrendi. Manastırlı Nailî Efendi'den Farsça dersleri aldı. 1873'te yirmi yaşlarında çileye girdi. Çilesini tamamladıktan sonra bir süre Kahire Mevlevîhanesi'nde kudümzenbaşılık ve nâyîbaşılık yaptı; devrin seçkin nâyîleri arasına katıldı. 1893'te babasının vefatı üzerine İstanbul'a geldi. Üsküdar'daki evinde uzunca bir süre münzevi bir hayat yaşadı. 1908 yılında önce vekâleten, daha sonra asaleten Üsküdar Mevlevihanesi'ne şeyh ve mesnevihan oldu. 1910 da Atâullah Efendi'nin vefatı ile Galata (Kulekapı) Mevlevîhanesi şeyhliğine ve mesnevihanlığına getirildi. Tekkelerin kapatılmasına kadar (30 Kasım 1925) bu görevini sürdürdü. Soyadı kanunundan sonra Baykara soyadını alan Ahmed Celâleddin Dede'nin kabri Karacaahmet Mezarlığı'ndaki Miskinler Tekkesi'nin arkasındadır.

Mesnevihan olarak (Mesnevi şerh eden), derin bir tasavvuf bilgisi yanında geniş mûsiki bilgisine de sahip olan Ahmed Celâleddin Dede na'thanlık da yapmıştır. Kaynaklarda, Hamparsum ve Batı notalarını da çok iyi bildiği ve kıymetli bir nota koleksiyonuna sahip bulunduğu da belirtilmektedir. Genç yaştan itibaren şiir ve edebiyatta da meşgul olmuş, ancak bir divançe doldurabilecek sayıdaki şiirlerini ise bir araya getirmemiştir.

 

Dâr-ı dünya, ey birader, köhne mihmanhânedir.

Dil veren vîrâneye, uslû değil dîvânedir.

Bir mukîm kimse bulunmaz hâne-î eflâkde,

Cümle halk ehl-i sefer, âlem misafirhânedir.

 

Lügatçe:

dâr: dünya

köhne: eski

mihmânhâne: misafirhane, konuk evi

vîrâne: yıkılmaya yüz tutmuş yer, yapı

dîvâne: deli

mukîm: bir yerde oturan

hâne-i eflâk: felekler evi, dünya

ehl-i sefer: yolcu

 

Günümüz Türkçesi :

Ey kardeşim, Bu dünya yıkılmaya yüz tutmuş bir misafirhanedir.

Bu eski misafirhaneye gönül bağlayan, ancak deli olabilir.

Çünkü bu dünya içinde arasan, sürekli oturan birini bulamazsın.

Bütün yaratılmışlar yolcu, dünya da daima bir konuk evidir

 

Bibliyografya:

1) Hüseyin Vassâf. Sefine. V. 237-239;

2) İbnülemin, Son Asır Türk Şâirleri, I, 217, 218;

3) Ergun. Antoloji, II, 664, 666;

4) a.mlf.. Türk Şairleri, i, 273, 276;

5) Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlâna'dan Sonra Mevlevîlik, İstanbul 1953, s. 240, 458, 459;

6) Bedi N. Şehsuvaroğlu, Eczacı Yarbay Nâyzen Halil Can, İstanbul 1974, s. 35, 38;

7) İst, A, I, 334;

8) TDEA, I, 57.

 

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk sözkonusu olabilmektedir. Rezervasyon talep formunu doldurup yollayabilir ya da This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. e-posta adresine rezervasyon talep formunda istenen bilgileri email olarak yollayabilirsiniz. İstenen bilgiler: Tarih; Ad-Soyadı; Kişi sayısı; Cep telefon numarası?


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

July 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

July 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

July 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

July 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

July 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

July 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

July 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

July 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

January 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

July 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

July 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

February 06, 2009