Türkçede Her Anlayışa Hitap Edecek Çeşitlikte Kur'an-ı Kerim Meal Ve Tefsirleri Var

 

Dinle ilgili konular bugünkü Türk toplumunda en fazla konuşulan konuların başında geliyor olsa da, maalesef iyi bilinen ve üzerinde uzlaşma sağlanan konuların başında gelmiyor.

 

Aydınlarımızın dine yaklaşımında da sağlıksız bir tutum gözleniyor. Sözgelimi sağlam bir din kültürüne sahip olmak için dindar olmak şartı aranıyor neredeyse. Oysa batıda -Eski Ahit ile İncillerden oluşan- Kitab-ı Mukaddes'i ve Hıristiyan inanç sistemini bilmeyen adama kolay kolay entelektüel demezler. Adamın dindar veya ateist olması fark etmez.

 

Bizde bir aydının dini konularda bilgi sahibi olması ancak dindar olması durumunda normal karşılanıyor. Onun dışında ihtiyaç duyulmuyor zaten.

 

Oysa bir aydın kişisel olarak dindar olmasa bile içinde yaşadığı toplumun kültürünü bilmesi gerektiği için dini konularda bilgi sahibi olmalı. İçinde yaşadığı toplumun kültüründen habersiz olan, hatta "Kurban bayramının bu sene hac zamanına rastladığını" düşünen ve yazan kişilere aydın demek ne kadar doğru?

 

Hangi meali tercih  edelim?

 

İslam dini ve İslam kültürü hakkında bilgi sahibi olmak için herhalde öncelikle İslam'ın temel kaynağı olan Kuran-ı Kerim'i okumakla işe başlamak gerekir. Kuran-ı Kerim'in orijinal dilinin Arapça olması, biliyorsunuz, anadili Arapça olmayan Müslüman çoğunluk için "meal" (Kuran çevirisi) ihtiyacını ortaya çıkarmıştır.

 

Haddizatında bir Türk aydınının da, mensup olduğu medeniyetin "din ve bilim dili" olan Arapçayı öğrenmeye çalışması beklenir. Avrupalı bir entelektüelin Latinceyle ilişkisi düzeyinde bir ilgiden söz ediyorum. Ama her entelektüel Arapça bilecek diye bir kural getirmeye de kimsenin hakkı olamaz. Onun için Türkçe "meallerden işe başlayalım.

 

Türkçe'deki Kur'an-ı Kerim meallerinin sayısı, Muhammed Hamidullah'ın Kur'an-ı Kerim Tarihi'ne göre, 194 adet; bugün ise 200'ün üzerindedir sanıyorum. Şu anda "piyasada" bulunanların sayısı da 25-30 civarında. Öyleyse hangi meali tercih edeceğiz? Bana bu soru sorulduğunda "Diyanet'in mealini" diyorum. Hüseyin Atay ile Yaşar Kutluay'ın hazırladığı ve Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan Türkçe Meal kolay anlaşılır ve temiz bir dile sahip olmasının yanısıra "tartışmalı" konularda aşırı "yorumlar"a da girişmiyor. Üstelik belki de hepsinden önemlisi, devletin "resmi" kurumu tarafından onaylanıp yayınlanmış bir meal bu.

 

Bunun dışında, Ömer Nasuhi Bilmen, Süleyman Ateş, Yaşar Nuri Öztürk, Ali Fikri Yavuz vb...  gibi tanınmış İslam âlimlerinin hazırladığı mealler de uzman çevrelerde "muteber" kabul ediliyor. Öte yandan, Sadi Irmak'ın Almancadan yaptığı çeviri gibi, Mehmet Akif'in damadı Ömer Rıza Doğrul'un hazırladığı Tanrı Buyruğu gibi meallere uzmanlar pek de iyi gözle bakmıyorlar. (Bunlara Abdülbaki Gölpınarlı'nın mealini de ilave edebiliriz.) Neden derseniz, anladığım kadarıyla ilahiyatçılar, biraz da meslek taassubuyla olsa gerek, dinî ilimler konusunda yetersiz gördükleri "amatör"lerin yaptığı çalışmaları makbul görmüyorlar. Bunda da haksız değiller pek. (Ama Ömer Rıza Doğrul'u da amatör saymak ne kadar doğru olabilir?)

 

Bunun dışında, biraz da çevirmenlerin kişiliklerinden kaynaklanan sorunlar söz konusu oluyor galiba. Örneğin, İngilizce mealler içinde de Yusuf Ali'nin meali çok beğenilir, ama bu zat -yanlış bilmiyorsam- Sünni dünyada batıl sayılan İsmailiye Mezhebi'ne mensup olduğu için eserine kuşkuyla yaklaşanlar da var.

 

Türkçede mealler batı dillerinden fazla

 

Yine Muhammed Hamidullah'tan öğrendiğimize göre Türkçedeki meal sayısı batı dillerindeki meallerden fazla. Ama Urduca ve Farsça gibi dillerdeki meallerden daha az sayıda. Muhtemelen bu durumun dinin algılanmasıyla ilgili olarak zihinsel ve ayrıca sosyolojik bir arka planı vardır. Ama anlaşılan o ki Türklerin meal okuma hevesi diğer Müslüman toplumlardan daha düşük.

 

Yine de özellikle son zamanlarda Türkçedeki meal sayısının çeşitlenerek artış gösterdiğini gözden uzak tutmamak lazım. Türkiye'de de meal okunuyor. Belki de sorun hangi mealin okunacağına karar verememekten kaynaklanıyor.

 

Böyle bir sorundan muzdarip olanlara ise şu söylenebilir: Uzman değilseniz kütüphaneniz için bir tane meal yeterlidir. Uzmansanız, zaten hangi meali seçeceğinizi siz daha iyi bilirsiniz.

 

Uzun söze hacet yok.

 

Zaten mealler arasında öyle uzun boylu farklar yoktur. Ufak tefek detaylar farklı olabilir ancak. Onun için "Acaba hangi meali tercih edeyim?" diye uzun uzun düşünmeye de gerek yok aslında.

 

Ama "tefsir" derseniz orası biraz daha farklı bir alan. Çünkü tefsir, Kur'an-ı Kerim'in yorumu demektir. Meal -yani anlam- fazla değişik olamaz; ama tefsir -yani yorum- kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Gerçi, temel noktalarda tefsirler arasında pek bir anlayış farkı da söz konusu olmaz. Çünkü temel konular son derece açık bir şekilde bildirilmiştir.

 

Yine de Kur'an tefsirlerinin her biri Allah'ın kitabında bildirilen mesajların açıklanması hedefine farklı yollardan gittiği için, zaman zaman farklı sonuçlara ulaşmış veya diğerlerinin öne çıkardığından daha farklı noktalara vurgu yapmıştır. Hadislere öncelik veren müfessirin tefsiri, doğal olarak fıkha veya kelama öncelik verenden farklı olacaktır. Mutasavvıf bir yorumcu da filozof bir yorumcudan farklı sonuçlara varacaktır.

 

Tefsir bilginleri, bugüne kadar yazılmış olan Kur'an-ı Kerim tefsirlerini çeşitli kategorilerde değerlendiriyorlar. Ama genel olarak iki kategori var: Rivayet tefsirleri (nakli tefsir), dirayet tefsirleri (akli tefsir). Rivayet tefsirleri, adı üstünde, Sahabe ve Tabiin'in Hz. Peygamber'in yorumlarına dayandırdıkları Kur'an-ı Kerim tefsirlerini temel alıyor. Bunlar içinde İbn Abbas tefsiri en meşhur olanıdır. Bu eserin asıl müellifi, -Sahabe arasında Kur'an yorumuna vukufiyeti sebebiyle "Tercümanü'l-Kur'an" lakabıyla anılan- Abdullah İbn Abbas'ın rivayet ettiği Kuran'ın yorumlanmasına ilişkin hadisleri biraraya getiren Firuzabadi'dir. Eserin tam adı da Tenviru'l- Mikbas min Tefsir-i İbn Abbas'tır.

 

İrfan ehlinin tefsir anlayışı

 

Rivayet tefsirlerine yöneltilen eleştirilerin başında bu eserlerin temelini oluşturan hadis rivayetlerinin sıhhati ve güvenilirliği meselesi yeralıyor. (Örneğin, Mukatil bin Süleyman, Taberi gibi ilk dönem, Suyuti gibi geç dönem müfessirlerin eserleri bu bakımdan çokça eleştiriliyor.)

 

Dirayet tefsirlerine karşı çıkan nakil yanlıları ise, hiç kimsenin Kur'an-ı Kerim'i kendi aklına göre yorumlayamayacağını ileri sürüyorlar. Bugün için bu eleştiri ağırlığını kaybetmiş durumda. Kuran-ı Kerim'in, muhtelif bilimlerin verileri ışığında, dil ve gramer özellikleri dikkate alınarak ve değişik yöntemlerin uygulanmasıyla tefsir edilmesi gerektiği ortak görüş olarak belirmiş bulunuyor.

 

Rivayet ve dirayet tefsirlerinin dışında bir de tasavvufi tefsirler var ki o da bu alanda ayrı bir kategori oluşturuyor. Aslında işari tefsir metoduyla yazılmış tefsirlerin bir bölümü olan tasavvufi tefsirler zaman içinde işari tefsir kategorisini de tek başına doldurur hale gelmişlerdir.

 

Tasavvuf ehlinin tamamen kendilerine mahsus sezgi ve ilhama dayanarak gerçekleştirdiği Kuran yorumları, her ne kadar "zahir uleması" tarafından fazla makbul sayılmasa da, "Kelamullah"ın manevi boyutunun kavranması yolunda zihin açıcı işlevler üstlenen metinler olarak yüzyıllardır irfan ehlinin ilgi odağı olagelmiştir.

 

Bu alanda İbn Arabi, Sülemi, Alusi gibi ariflerin tefsir çalışmaları geçmişte olduğu gibi bugün de özellikle belirli bir çevrede ilgiyle okunuyor.

 

Tasavvufi tefsirler konusundaki temel eleştiri noktası bu eserlerde zaman zaman mecaz ve batın anlamlarının araştırılmasında aşırılığa kaçılarak Kur'anı-ı Kerim'in zahiri anlamlarının önemsizleştirilmesidir.

 

Tasavvuf ehline soracak olursanız, bu eserleri okumak için ayrı bir bilgi ve eğitim gerekir. Sıradan insanların, daha doğrusu ledün ilminden nasibi olmayanların bu eserleri okumalarından fayda değil zarar bile meydana gelebilir.

 

Tefsir okurlarına "yardımcı kitaplar"

 

Tefsirler dışında, Kur'an-ı Kerim'i "kendi başına" okumaya girişecekler için hazırlanmış "yardımcı" veya "rehber" niteliğinde eserler de var. Mesela, Râgıb el-İsfahânî'nin El-Müfredât fi Garibi'l-Kur'an adlı eseri Kur'an-ı Kerim'deki ıstılahlarla ilgili olarak benzersiz bir başvuru kaynağıdır.

 

Bu alanda M. Abdülbaki'nin Mu'cemü'l- Müfehres, Fazlu'r Rahman'ın Ana Konularıyla Kur'an, İmam Celaleddin Es Suyuti'nin Kuran İlimleri ve Ömer Nasuhi Bilmen'in Büyük Tefsir Tarihi isimli çalışmaları Türkçede bulunabilecek "yardımcı kitaplar" arasında zikredilebilir.

 

Türkçede tefsir literatürü zengin

 

Türkçede, özellikle son asırda telif edilmiş çok sayıda ve nitelikli tefsir çalışması var.

 

Yirminci yüzyıl başlarında kaleme alınan eserler arasında, İsmail Hakkı Bursevi'nin Ruh'ul

 

Beyan Fi Tefsir-il Kur'an, Konyalı Mehmed Efendi'nin Büyük Kur'an Tefsiri, artık eskisi kadar "popüler" olmasa da kendi çizgilerinde "klasik" sayılabilecek tefsir çalışmalarındandır.

 

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır'ın Hak Dini, Kur'an Dili isimli tefsiri ise hemen her kesim (yani hem muhafazakar-gelenekçi kanat hem de modernist-yenilikçi kanat) tarafından itibar olunan bir eser.

 

Prof. Dr. Talat Koçyiğit- Prof. Dr. İ. Cerrahoğlu'nun Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan iki ciltlik Kur'an-ı Kerim Meali Ve Tefsiri ve Celal Yıldırım'ın Asrın Kur'an Tefsiri gibi çalışmalar akademik titizliğiyle kabul gören örnekler.

 

Diğer tarafta, Ali Arslan'ın Büyük Kur'an Tefsiri, Enver Baytan'ın Kur'an-ı Kerim Ve Türkçe Tefsirli Meal-i Alisi, Mahmut Toptaş'ın Kur'an-ı Kerim Şifa Tefsiri gibi eserler ise daha az akademik, daha ziyade geleneksel anlayışa yakın çalışmalardır ve bundan dolayı olsa gerek bu sahadaki nispeten daha "popüler" bir ilginin muhatabı durumundalar.

 

***

 

Her ne kadar, mensuplarına "Tefsîr okumanın zararları"nı anlatarak "ilmihal" dışında kitap okumanın itikadı bozma tehlikesi taşıdığını savunan cemaatler olsa bile, Müslümanların çoğunluğu -elbette "güvenilir" bir âlimin kaleminden- Kur'an-ı Kerim'in tefsirini okumanın lüzumuna inanıyor. Bu yüzden akademik karakterli çalışmaların yanında, belki onlardan daha yaygın şekilde, popüler niteliği ağır basan tefsir çalışmaları ilgi görüyor.

 

Ömer Rıza Doğrul'un iki ciltlik Kur'an-ı Kerim'in Tercüme Ve Tefsiri Şerifi Tanrı Buyruğu isimli eserini ve Bediüzzaman Said Nursi'nin "İşaratü'l-İ'caz" isimli "tamamlanmamış" tefsirini de bu kategoride sayabiliriz.

 

Akademik titizlikle kaleme alınmış olsa da aynı zamanda geniş okur kitlesine hitap edebilecek popüler dili olan tefsirlerimiz de var.

 

Bunlar içinde özellikle Süleyman Ateş'in geçtiğimiz yıllarda yayımlanan Yüce Kuran'ın Çağdaş Tefsiri adlı eseri de -gelenekçi kesim tarafından yer yer eleştirilere uğramışsa da- bilimsel değeri herkesçe onaylanan önemli bir kaynak.

 

Bugünkü dünyanın üç büyük tefsiri

 

Dünyada ise, günümüzde yazılmış tefsirler içinde -her üçü de Türkçeye çevrilmiş olan- Pakistan'lı Ebu'l- Ala el-Mevdudi'nin Tefhim'ül-Kur'an, Mısır'lı Seyyid Kutub'un Fi Zılal'il-Kur'an ve muhtedi Avusturya Musevisi Muhammed Esed'in Kur'an Mesajı isimli eserleri en makbul Kur'an tefsirleri arasında sayılıyor.

 

Aslında bu sonuncusu bilinen anlamda bir tefsir değil. Belki "açıklamalı bir meal" demek daha doğru. Ama çoğunluğu kitabın dipnotlarına yerleştirilmiş olan birkaç satırlık açıklamalar aslında devasa bir tefsir kadar kapsamlı ve zihin açıcı bir yorumlar bütünü oluşturuyor

 

Arapçayı Kur'an-ı Kerim'in nazil olduğu dönemdeki haliyle öğrenmek için yıllarca Bedevî kabileleri arasında yaşadığını bildiğimiz Muhammed Esed'in "meal-tefsir" çalışması kutsal metnin semantiğiyle ilgilenirken bazı kelimelerin Arapça içindeki tarihsel serüvenleri içinde geçirdikleri anlam değişimlerini de göz ardı etmeyen bir yorum anlayışına dayanır.

 

İki büyük üstadın çift imzalı tefsiri

 

Çağımızın tefsirlerinden söz açılmışken, bu çağın başlarında yazılmış ve günümüz İslam düşüncesi üzerinde etkili olmuş birinden de özellikle söz etmek gerekiyor. Bu, Muhammed Abduh'un başlatıp, onun vefatından sonra talebesi ve dava arkadaşı Reşit Rıza'nın sürdürdüğü, ancak yine de tamamlanmamış olan Menar Tefsiri'dir. Yukarıda adlarını zikrettiğimiz her üç tefsir üzerinde de önemli etkisi olan bu eserin Nisa Suresi 125. ayete kadar olan kısmı Abduh'un, Yusuf Suresi'ne kadar olan kısmı da Reşit Rıza'nın kaleminden çıkmış. Tefsir'in bu iki kısmı arasında da ilginç bir farklılık vardır. Muhammed Abduh, İslam anlayışı itibarıyla "rasyonalist" bir yaklaşıma sahip olduğundan tefsirinde de rasyonel izahlara ağırlık vermiş, Reşit Rıza ise bir "Selefi" olarak tabiatıyla rivayete ağırlık veren bir yorum tarzını benimsemiştir. Ancak elbette ki her ikisinin ortak özelliği Kur'an yorumunu israiliyat ve hurafelerden arındırmaya çabalamaları ve bu çağın kavramları çerçevesinde, özellikle "tevhid-şirk problematiği" üzerinde yoğunlaşmalarıdır.

 

Abduh'un bir de Amme Cüzü Tefsiri isimli bir eseri var. Kur'an-ı Kerim'in son cüzünde yer alan kısa surelerin tefsir edildiği bu eserde "Fil" ve "Nas" sureleriyle ilgili bölümler çeşitli spekülasyon ve suçlamalara yol açmıştır. Hatta çoğu Müslüman aydının kafasındaki Abduh imajı, bu sureleri tefsir ederken savunduğu söylenen bazı müfrit görüşlere endeksli olarak şekillenmiştir. Oysa burada Abduh, "Fil" suresinde adı geçen kuş sürüsünün üzerlerine kurumuş çamur parçaları fırlatmaları üzerine Ebrehe'nin askerlerinde "çiçek ve kızıl hastalıklarının zuhur ettiğini" anlatır. Ayetteki kuş sürülerinin sinek olarak yorumlanmasına, bunların ayaklarında mikrop bulaşmış tozlar taşıdıklarına inanmayı caiz görür. Bunu "akla uyan" bir yorum olarak zikreder, ama "kesin doğru" olarak sunmaz. Abduh'un, Nisa suresini tefsir ederken, cinleri "mikrop" olarak yorumlamasına da dillerini dolayanlar vardır. Evet, buna benzer bir "esnek" yoruma kapı açan ifadeleri vardır; ama daha önemlisi, Üstad burada "Cinleri bir takım rivayetlere dayanarak tasvir etmeye, bunlara çengeller, hortumlar takmaya gerek yoktur" demektedir.

 

Şii dünyasını etkileyen iki tefsir

 

Bu noktada günümüzde Şii dünyasında etkili olmuş bir tefsirden de söz etmek gerekir; bu İranlı alim Tabatabaî'nin Mizan Tefsiri'dir. Şii-Caferi İslam anlayışını sistemleştirmek için büyük çaba harcamış olan bu âlim, İran Devrimi'nin lideri Humeyni'nin de aralarında yer aldığı bir "ayetullahlar kuşağı" üzerinde derin etkileri olan bu tefsiriyle hem rivayet hem de dirayet kategorisine girebilecek nitelikte bir eser vermiştir.  Tabatabaî'nin etkisi Şii dünya ile de sınırlı kalmamış, günümüzün İslam bilginleri ve düşünürleri özellikle İran devriminin ardından bu önemli tefsire ilgiyle yaklaşmışlardır. Ancak Tabatabai, mezhebî konularda oldukça tutucu bir anlayışa sahip olduğu için, eserine Sünnî okuyucuların sempati duymaları mümkün olmamıştır.

 

Oysa İran'daki İslam Devrimi'nin ardından bir grup Şii âlim tarafından ortaklaşa hazırlanan ve 1989'da yayımlanan Numune Tefsiri, mezhep taassubundan uzak, ilmi seviyesi yüksek bir tefsir olarak Sünni âlimler tarafından da benimsenmiştir. Ancak, Şiî dünyada etkili ve muteber olan ne yazık ki, Tabatabaî'nin Mizan'ıdır.

 

***

 

 

Türkçede Kuran-ı Kerim'i anlayarak okumak isteyenler için neredeyse her bilgi seviyesine ve her anlayışa hitap edecek çeşitlikte tefsirler var.


ÇOK OKUNANLAR

Prof. Dr. Hayrettin Karaman- Hoş…

Kulağa hoş gelen, gönüllere rahatlık veren, iyi bi...

July 20, 2009

MALİKÎ MEZHEBİ

Malik b. Enes b. Malik b. Ebi Amir el Asbahî'ye ni...

July 06, 2009

İSTİLA DEVİRLERİNİN KOLONİZATÖR …

  Prof. Dr. Ömer Lütfi BARKAN Selçuk-Bizans...

July 06, 2009

HZ. EBU BEKİR'İN HAYATI

Hz. EBU BEKIR ES SIDDÎK (r.a) (571-634)  &nbs...

July 05, 2009

RÜYALARIN ÖNEM VE ANLAMI

Rasulullah Muhammed Mustafa (aleyhissalatu vessela...

July 20, 2009

SELEF VE SELEFILIK

Selef kime denir? Hz. Peygamber s.a.v.'in “En ...

July 06, 2009

Ahmed Avni KONUK

AHMED AVNİ KONUK (1868 - 19.3.1938) Kadı Alî-zâ...

July 21, 2009

CÂHİLİYYE DÖNEMI

Bilgisizlik, gerçeği tanımama. İslâm, tam bir aydı...

July 05, 2009

İSTANBUL’DA MEVLEVÎLİK

Mevlevi Ayini ve Semâ Törenleri çok kez doluluk ...

January 11, 2016

SÜNNİ SUFİ YOLLARI

  Ahilik Bayramilik Buhurilik  ...

July 06, 2009

TASAVVUFUN KISACA TARİHÎ GELİŞİM…

Hz. Peygamber, sahâbe, tâbiîn ve tebeu't-tâbiîn dö...

July 07, 2009

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal

Mevlevilik Ve Gazi Mustafa Kemal Yıl 1922... Kası...

February 06, 2009