Buy Antabuse online

Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi
Anasayfa Topluluklar Mevlevi Ayini Tören Topluluğu MEVLEVÎ AYİNİ (SEMA TÖRENİ)
  • MEVLEVÎ AYİNİ (SEMA TÖRENİ)

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta

    MEVLEVÎ AYİNİ (SEMA TÖRENİ)

    Semahaneye sükûnet ve huzur hakimdir. Sol tarafta kırmızı renkli bir post, ortada semazenlerin oturacakları beyaz postlar, sağ tarafta ise mutrıbhane bulunmaktadır. Mutrıb ve semazenler sırayla kırmızı renkli posta selam vererek semahanedeki yerlerini alırlar. Bu sırada semazenlerin sol kolları sağ omuzlarını, sağ kolları sol omuzlarını tutar pozisyondadır. Buna niyaz vaziyeti denir. Bütün herkes yerini aldıktan sonra, Post-nişin semahaneye girer ve posta selam verdiğinde, mutrıb ve semazenler de selam verirler.
    Post ile mutrıb arasında ve üzerine sadece “Hakikate varan yolu” bilen Postnişin’in basabileceği hayali bir çizgi vardır. Bu çizgiye Hatt-ı istiva denir. Postnişin bu çizgiden posta kadar yürür ve tekrar selam verilir. Postun kırmızı rengi “Tecellî” yi, Şeyh ise Hz. Mevlânâ’yı sembolize eder. Hatt-ı Istıva semahaneyi ikiye böler. Semahanenin sağ tarafı maddi alemi ve nüzül’ü (iniş, düşüş), sol tarafı ise manevi alemi ve uruç’u (yükseliş) remzetmektedir.

    NAAT
    Herkes yerini aldıktan sonra naathan tarafından naat’a başlanır. Naat, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e olan sevgi ve saygının ifade edildiği bir kaside türüdür. Şiir, Hz. Mevlana’ya, bestesi ise Itri’ye aittir. Rast makamında olan bu eser recitativo (konuşur gibi) tarzda okunur. Naat’i takiben, kudümden bir kaç darp duyulur. Bu darb Allah’ın “OL” emrinin sembolüdür.
    NEY TAKSİMİ
    Sonra Ney taksimi başlar. Neyzen rast makamından icra edilecek ayinin makamına bir geçiş yapar. Bu İsrafil’in “Sûr” u üflemesidir. Her şeye can veren nefesi simgeler.
    PEŞREV
    Ney taksiminden sonra, peşrev adı verilen, 28 zamanlı devrikebir usulünde ve okunacak ayinin makamında bestelenmiş saz eseri çalınmaya başlanır. Bu sırada Postnişin ve semazenler peşrevin ilk darbından sonra ellerini sertçe yere vurarak ayağa kalkarlar. Bu hareket Allah’ın “ol” emrinden sonra herşeyin “olduğu”nun sembolüdür. Aynı zamanda kabirden kalkmayı da sembolize etmektedir.
    DEVR-İ VELEDÎ (SULTAN VELED DEVRİ)
    Peşrev sırasında Postnişin ve semazenler semahaneyi üç kere yürürler. Bu yürüyüş maddi alemden manevi aleme yükselişi remzetmektedir. Bu üç tur sırasıyla, “ilm-el yakin, ayn-el yakin, ve hak-el yakin” denen, bilme, görme, olma mertebelerine işaret eder. Bu yürüyüş Hakikat yoluna önceden o yolu bilen bir rehber ile güvenle gidileceğini sembolize etmektedir. Devr-i Veledî sırasında kırmızı renkli postun önüne gelen postnişin veya semazenler karşılıklı olarak birbirlerine niyaz ederler. Bu, ruhun ruha, canın cana selamı şeklinde ifade edilir. Niyaz sırasında sağ ellerini de hırkalarının içinden kalplerine götürür ve ayak mühürlerler. Ayrıca Hatt-ı istıva geçilirken de niyaz edilir. Şeyhin posta geçmesi ile Devr-i Veledî biter. Kısa bir taksim ile ayin icrasına geçilir.
    1. SELAM
    Bu bölüm 8 yada 14 zamanlı usullerden bestelenmiş sözlü bir müzik eşliğinde gerçekleşir. Müzik başladığında semazenler üzerlerindeki siyah hırkayı çıkartırlar. Bu hakikate doğmayı remzeder. Niyaz vaziyetine giren semazen bir rakamını andırır. Bu Allah’ın birliğini sembolize etmektedir. Semazenbaşı Post’un karşısına geçerek, Postnişin’den “Sema’a destur almak” için niyaz eder. Bu niyaza Semazenler de katılır. Şeyhin destur vermesi ile semazenler sırayla Şeyh Efendi’nin elini öperler. O da onların sıkkelerini öperek semayı başlatır. Semada kollar iki yana açık ve sağ el yukarı sol el aşağı doğru durmaktadır. Gözler de kısık olarak sol elin baş parmağına bakmaktadır. Bu Hak’dan aldığını eşit olarak Halka dağıtmayı sembolize eder. Sema sırasında semazenler sağdan sola doğru her dönüşlerinde içlerinden “AL-LAH” demektedirler. Semazenlerin arasında, onların semahanede dolaşmalarını idare etmek üzere semazenbaşı dolaşır. Bu bölüm , tasavvufun Şeriat mertebesini; yani İnsanın bilgiyle hakikate doğarak, Yüce Yaradan’ı ve kendi kulluğu idrak etmesini remz eder. Selam sonlarında Postnişin, post önüne doğru ilerleyerek bazı dualar okur ve bir sonraki selamdaki sema için tekrar izin verdiğini belirtir. Postnişin, son semazenin de semaya katılması ile Semazenbaşı ile niyazlaşıp, postun gerisine çekilir.
    2. SELAM
    Müziğin aniden bitirilmesiyle 9 zamanlı evfer usulüyle bestelenmiş ikinci selama geçilir. Bu bölüm biraz daha ağırdır. Usulün farklı yapısından dolayı insanı düşünmeye zorlar. Semazenler de müziğe uyup ani olarak semayı bırakırlar ve niyaz vaziyetinde yüzleri semahanenin ortasına (kutuphane) bakacak şekilde ikişerli veya üçerli olarak omuz omuza gelip dururlar. Selam verdikten sonra birinci selamdaki gibi sırayla postnişin’in önünden geçerler ama bu sefer el öpmeden hemen semaya katılırlar. Bu bölüm tasavvufun Tarikat mertebesini; yani yaratılışdaki nizamı, azameti müşahade ederek, Allah’ın kudreti karşısında hayranlık duymayı remz eder.
    3. SELAM
    Bu Selamda üç farklı usul ve giderek hızlanan tempo vardır. İlk olarak 28 zamanlı devrikebir usulü, sonra 10 zamanlı aksak semai usulü ve son olarak 6 zamanlı yürüksemai usulü kullanılmıştır. 6 zamanlı bölümde tempo yavaş yavaş hızlandırılarak müzikteki tansiyon yükseltilir. Semazenler 2. selamda olduğu gibi semaya başlarlar. Burada Hakikat mertebesi; yani hayranlık ve minnet duygusunun aşka dönmesi ve aklın aşka kurban edilmesi remzedilir. Bu tam bir teslimiyettir, Allah’a vuslattır ve Sevgilide yok oluştur. Bu mertebe islamiyet haricindeki hemen bütün ezoterik öğretilerde en yüksek derece olarak ifade edilmektedir. Nirvana, Osiris gibi... Bu mertebe yok olmayı hedefler (Fenafillah). İslamiyetteki en yüksek derece ise, bir sonraki selamda varılacak olan kulluk makamıdır. Bu makam, nefsinde yok olup Allah ile var olmakdır (Bekabillah).
    4. SELAM
    Bu bölüm yine 9 zamanlı evfer usulüyle bestelenmiştir. Bir önceki selamdaki ritmin sarhoşluğundan bir anda insanı gerçeklerle başbaşa bırakırcasına çok ağır olarak icra edilir. Semazenler önceki selamlarda olduğu gibi semaya başlarlar. Ancak, Semazenler semahaneye yayıldıktan sonra önceki selamlarda olduğu gibi semahaneyi dönmezler, bulundukları yerde sema ederler. Bu selama postnişin ve semazenbaşı da katılırlar. Ancak, onlar hırkalarını çıkartmadan, sol eli ile hırkasının sağ tarafını bel hizasından, sağ eli ile de yakasından tutup ve yakasını hafifçe açarak sema ederler. Burada, İslamdaki en yüksek mertebe olan, marifet mertebesi yani; insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak yaradılışdaki vazifesine, kulluğuna dönüşü remzedilmekte ve “Bütün mana mertebelerini bilsen de, ulaşsan da, asla kulluktan vaz geçme, en yüce makam ve mertebe kulluktur. Fakat bilenle bilmeyen bir değildir.” urgulanmaktadır. Bu selamın bitiminde sazlar “Son Peşrev” (8 zamanlı) ve “Son Yürüksemai” (6 zamanlı) adı verilen saz eserlerini çalarlar. Saz eserleri 3. Selamın sonunda oluğu gibi coşkulu olarak sürerken, yürük semai bölümünün bitmesi ile beraber bir saz tarafından taksim yapılır. Bu taksim ile son mertebe olan kulluk makamının lezzetiyle coşmuş gönüller yavaş yavaş sakinleşmeye bırakılır. Postnişin’in posta dönmesi ile birlikte taksim biter ve Kur’an-ı Kerîm okunmaya başlanır.
    KUR’AN-I KERİM
    Kuran okunmaya başlanmasıyla beraber semazenler semayı bırakarak, diğer selamlardaki gibi semahanenin kenarına çekilirler ve bulundukları yere otururlar. Kuran’ı bu şekilde dinlerken, içlerinden biri herkesin hırkasını giydirir. Kur’an-ı Kerim’den muhakkak surette “Maşrık da Allah’ındır, mağrib de. Hangi tarafa dönerseniz Allah’ın yüzü oradadır. Çünkü Allah Vasî’dir, Âlim’dir.” mealindeki ayet okunur (Bakara-115).
    NİYAZ
    Kuran’ın bitiminden sonra Postnişin “Fatiha” der. Bu Fatiha Suresi gizli olarak okunduktan sonra ayağa kalkılır. Bazen, Semazenbaşı tarafından Mevlevi Gülbankı denilen özel bir farsça dua okunur. Bu duada, bütün peygamberlere, şehitlerimize ve bütün inanananlar ile, devletimizin selameti zikredilmektedir. Dua bitiminde tekrar fatiha okunur ve Gülbank Postnişin’in “Hû diyelim” sözüyle biter. Bütün mutrıb ve semazenler yüksek ve düz bir sesle “Hû” derler.
    FİNAL
    Sonra Postnişin semazenler ve mutrıb ile ayrı ayrı selamlaşır ve semahane yine Şeyh Postuna selam verilerek huzur, huşû ve sükûnet içinde terkedilir.
    AÇIKLAMALAR
    HIRKA : Siyah renklidir. Mezarı temsil eder. Semazen hırkasını çıkartmakla manen ebedi aleme, hakikate doğar.
    MUTRIB (MUTRIBÂN): Müziği icra edecek olan saz ve ses topluluğu.
    MUTRIBHÂNE : Mutrıbânın oturduğu mekân.
    NİYAZ VAZİYETİ : Sol el ile sağ omuzu, sağ el ile de sol omuzu (çapraz bir şekilde) tutarak ve sap ayak başparmağı sol ayak başparmağı üzerine basarak (ayak mühürlemek) durmaktır. Allah’ın birliğine şahadet eder.
    POST : Koyun derisinden yapılır ve manevi makama işaret eder. Kırmızı renk tecelli rengidir. Bu yüzden Şeyh postları kırmızı olur.
    POSTNİŞİN : Posta oturma yetkisi bulunan Şeyh
    SELÂM : 1. Postnişin, semazen ve mutrıbanın gönüllerinden gönüllere yaptıkları harekettir. Baş hafifçe öne eğilir, sağ el kalbin üzerine götürülerek ve ayak mühürleyerek yapılır. Semazenler semaya çıkarlarken niyaz vaziyetinde de selam verirler. 2. Ayindeki sözlü bölümlerin her biri.
    SEMÂ : Müziğe uyarak sağdan sola doğru dönmektir. Alemdeki her şey dönmektedir (elektrondan-galaksilere kadar). Sema işte bu var oluş gerçeğini vurgulamaktadır. Semada kul hakikate yönelir, akıl ve aşkla yücelip nefsini terk eder. Böylelikle Hakk’da yok olur. Sonra olgunluğa ermiş kamil bir insan olarak tekrar kulluğa döner. Artık O, bütün yaratılmışlara sevgi ve hizmet için vardır.
    SEMÂHÂNE : Sema yapılan mekan. Kainatı temsil eder.
    SEMÂZEN : Sema eden kişi.
    SIKKE : Keçeden yapılan bir cins külah. Mezar taşını remzeder.
    TENNÛRE : Beyaz elbise. Nefsin kefenidir
    Rauf Yektâ Bey, 1934 yılında İstanbul Konservatuarı tarafından yapılan “Mevlevî Âyinleri” neşriyâtının önsözünde, İstanbul Konservatuarı Tasnîf ve Tesbit Heyeti Reisi sıfatıyla Mevlevî Âyinleri hakkında şöyle demektedir:
    “Türk Mûsikîsi’nin mükemmel bir târihi yazıldığında görülecektir ki, en meşhûr Türk bestekârlarının hepsi mevlevîdirler. Bu üstadlar mûsikî sahâsındaki zekâ ve dehâlarının en büyük kısmını Mevlevî Âyinleri bestelemeye sarfetmişlerdir. Bunun içindir ki Mevlevî Âyinleri , Türk Mûsikîsi’nin en sanatlı parçalarını hâvî (içeren) bedîalar (kıymetler) hazînesi hâlini almıştır. Mûsikî üstadlarımız, millî mûsikîmizin gavâmızını (inceliklerini) öğrenmek için mutlaka Mevlevî Âyinleri’ni tetebbu’ etmek (derinliğine incelemek) lüzûmunu şakirdlerine (öğrencilerine) tavsiyeden halî’ (kayıtsız ) kalmazlardı. Filhakîka (gerçekten de) güzel sanatların mûsikî kısmında Türklerin ne derece muvaffak olduklarını anlamak ve asrımızda da Türk rûhuna hitâb edecek eserler yazabilmek için ecdâdımızdan kalan bu nefis yâdigârları ciddî sûrette tedkîkden başka çâre yoktur.”

    Mevlevîhânelerde Sema’ Töreni (mukâbele) esnâsında “mutrıb” denilen mûsikî topluluğunun çalıp söylediği, mevlevî bestekârlarca semâya eşlik amacıyla bestelenmiş eserlere Mevlevî Âyinleri denir.
    Kendilerine has husûsiyetleri aşağıda açıklanacak olan bu eserlerin ana bölümleri, Hz.Mevlânâ’nın Mesnevî veya Divân-ı Kebîr’inden alınmış Farsça şiirlerden bestelenir. Ender olarak bazı mevlevî şairlerin şiirlerine de yer verildiği görülmektedir.
    Türk mûsikî târihi incelendiğinde, Mevlevîliğin önemli bir çok fonksiyonu üstlendiği görülür. Aynı zamanda birer konservatuar hüviyeti taşıyan bu mânevî eğitim kurumları, güzel sanatların, özellikle de mûsikînin gelişmesinde önemli roller üstlenmiştir.
    Bu sebeple Türk Mûsikîsi’nin büyük bestekârlarının çoğu mevlevîhânelerden yetişmiş “muhib”ler, hatta çile çıkarmış “dede”lerdir. Buhûrîzâde Mustafa Efendi (Itrî), Hammâmîzâde İsmâîl Dede, Sultan III. Selîm, M.Zekâî Dede, Hacı Fâik Bey, Neyzen Sâlih Dede, Hüseyin Fahreddin Dede, Neyzen Emin Dede, Rauf Yektâ Bey, Ahmed Avni Konuk hemen sayılabilen mevlevî bestecilerdendir.
    Mevlevî Âyini her birine “selâm” adı verilen dört bölümden oluşur. Başta çalınan Devrikebîr usûlündeki peşrevden sonra Devrirevân veya Ağır Düyek usûlünden bestelenmiş I.Selâm’a geçilir. II ve IV.Selâm'lar Ağır Evfer usûlünden bestelenir. III.Selâm çoğunlukla Devrikebîr usûlüyle başlar. Devrikebîr yerine bazen Ağır Düyek, Frenkçîn, Fahte, Çifte Düyek de kullanılmıştır. III.Selâm'da bu ilk kısımdan sonra, Aksaksemâî usûlünden bestelenmiş bir saz terennümü ile Eflâkî Dede’nin;
    “Ey ki hezâr âferin, bu nice sultân olur”
    mısrâı ile başlayan Yürüksemâî usûlündeki Türkçe dörtlüğe bağlanılır. Bunu aynı usûlden bestelenmiş, saz terennümleri ile birbirine bağlanan güfteler izler. Yürüksemâî hızlanarak devam eder, coştukça coşar. (II.Selâm gibi) Ağır Evfer usûlündeki IV.Selâm ,
    “Sultân-ı menî, sultân-ı menî"
    mısrâı ile başlayan bir dörtlüktür ve bu bölüm ile III. Selâmdaki coşkunluk, yerini kararlı bir huzûra bırakır. Düyek usûlünde bir Son Peşrev ve Son Yürüksemâî ile âyin sona erer.
    Bu yapısı ile Mevlevî Âyinleri, Türk Mûsikîsi’nin hiç şüphesiz en büyük ve sanatlı eserleridir. Bu yüzden âyin bestelemek, bestekârlıkta zirve kabûl edilir.
    Nâsır Abdülbâkî Dede, 1765 yılında İstanbul Yenikapı’da dünyâya gelmiştir. Mevlevî bir ailenin çocuğudur. Babası Kütahya’lı Ebûbekir Efendi, Yenikapı Mevlevîhânesi’nin şeyhi idi. Annesi Sâide Hanım ise Kutbü’n-nâyî Osman Dede’nin kızıdır.
    Ağabeyi Ali Nutkî Dede ve küçük kardeşi Künhî Abdürrahîm Dede gibi çok erken yaşlarda mûsikî meşkine başlamış; nazariyatta ve icrâcılıkta devrinin üstadları arasına girmiştir. Ali Nutkî Dede’nin şeyhliği döneminde Yenikapı Mevlevîhânesi’nin neyzenbaşısı idi. Bu dönemde bir “nevniyâz” olan geleceğin büyük üstâdı Hammâmîzâde Derviş İsmâil’in (Dede Efendi) ney hocalığını yapmıştır.
    Nazariyat sahâsında da önemli çalışmaları vardır. Sultan III.Selîm’in isteği üzerine yazdığı “Tedkîk ü Tahkîk” ( İnceleme ve Gerçeği Araştırma) adlı nazariyat kitabı Türk Mûsikîsi’nin önemli bir kaynağıdır.
    Nâsır Abdülbâkî Dede bu kitaba ilâve olan “Tahrîriyye” adlı bölümde kendi îcâd ettiği bir nota yazım sistemini de anlatmıştır. Bir çeşit ebced notası olan bu sistemde işaretler ebced sırası gözetmez ve kimi harfler perde isimlerinden alınmıştır. Bu sistem, benzerleri içinde en çok kullanılanı olmuştur.
    Mevlevîlikle ilgili Eflâkî Dede’nin “Menâkıb ul-Ârifîn” ve Mûsâ Sâfî Dede’nin “Ta’rîb-i Şâhidî” adlı eserlerini de tercüme ve şerh etmiştir.
    “Nâsır” mahlâsıyla 3000 beyitlik bir dîvânı günümüze ulaşan Nâsır Abdülbâkî Dede’nin aşağıda yer alan Acembûselîk Âyin-i Şerîf’inden başka Isfahan makâmında bir âyin daha bestelediği kaynaklarda yer almaktadır. Bu eser maalesef unutulmuştur.
    Ali Nutkî Dede’nin 1804 yılında vefâtı ile Yenikapı Mevlevîhânesi’ne şeyh olan Nâsır Abdülbâkî Dede, 1821 yılında vefât etmiş ve dergâh mezarlığına defnedilmiştir.

     


    İslâm'da semâdan çeşitli kaynaklar söz eder. Bunlardan birisi şöyledir: ".... Peygamberimiz, huzurlarında güzel bir şiir okunurken vecde gelerek raks etmeye başlamışlar ve raks esnasında hırkaları yere düşmüş. Bunun üzerine Muaviye, -Ey Allah'ın elçisi ne güzel oynuyorsunuz! demiş. Hazret-i Muhammed buna karşılık, - Sus yâ Muaviye! Sevgilinin adı anılırken herekete geçmeyen insan kerîm değildir, buyurmuşlardır." Semâ kelimesinin lügat anlamı duyma, işitme, şarkı söyleme, çalgı çalma, güzel ses dinleme v.b. demektir. Mecazen de şarkı, nağme, raks, vecd yani dinî mahiyette çalgılı ve şarkılı ziyafet anlamları vardır. Sonraları sadece raks anlamını kazanmış, islâm dini ile bağdaşıp bağdaşmayacağı tartışılmıştır. Yukarıda da değindiğimiz gibi semâ ile ilgili ilk kayıtlara İslâm mutasavvıfların eserlerinde Hicrî 3. yüzyıldan itibaren rastlanır. Semâyı ilk kabuL eden mutasavvıf Necmüddin-i Kübrâ'dır. Mevlevîliğin kuruluş yıllarında ve daha önceki dönemlere ait semâ hakkında ayrıntılı bir belge ya da eser yoktur. Ancak semânın tasavvufî mesajlarından söz eden eserler vardır. Bunlardan Ankara'lı Şeyh İsmail Efendi'nin "Hüccettü's-semâ", mesnevihan Feyzullah Efendi'nin "İşâretü'l-Mâneviye fi Âyini'l-Mevlevîye", Ceiâleddin Ergun'un "İşâretü'l-Beşâre" gibi eserlerini sayabiliriz. Değişik amaçlarda kullanıldığı ve çeşitli sakıncalar doğurduğu için bazı esasların getirilmesi gerekmiştir. Meselâ, rastgele kimselerin önünde yapılmaması, yapılırsa da zamanı ve orada bulunan insanların ruhî durumunun dikkate alınması tavsiye edilmiştir. Mevlevîlikte semânın bildiğimiz şekline gelişinin kesin bir tarihi yoktur. Semâ, sadece mevlevîlikte değil diğer bazı tarikatte de benimsenmiştir. Gülşenîlik bunlardan biridir. Tekkelerin kapatılması ile son bulan bu törenler 1950 yılına kadar yapılmamış, bu tarihten sonra Mevlânâ Celâleddin'i anma törenlerinde yeniden icrâ edilmeye başlanmıştır. Tasavvuf düşüncesi içinde şâirlere ilham kaynağı olan semâ hakkında söylenmiş iki beyit:

    Sen urıcak vakd-i semâ içre cerh
    Şem'ine pervane olur şeş-cihât
    Şeyh Galip Dede

    Ben kara toprak olub geçdikte kabrimde sabâ
    Toprağım yer yer hevâ-yı yâr ile ede semâ
    Aşkî

    .

    Mevlevî düşünürlerine göre âyinler ruhların yaratılışının, dünyaya gelişinin, ölüm ve yeniden dirilişin ifadesini taşır. Bir başka görüş ise topluluğun merkezinde şeyhin bulunuşunu, çevresindeki dervişleri ile bir güneş sistemi ile gezegenlere benzetişi benimser. Mevlânâ,

    Baza, baza her ançi hestî bâza
    Ger kâfir ü gebr ü bût-perestî bâza
    İn dergeh-i mâ dergeh-i novmidî nist
    Sad bar eğer tövbe- şikesti bâza

    "Gel, gel, ne olursan ol ister mecûsî, ister putperest ol gel. Bizim dergâhımız umutsuzluk dergâhı değildir. Yüz kerre tövbeni bozmuş bile olsan da yine gel" demişti. Bu sebeple mevlevîliğin yüzyıllardan beri varlığını koruması, geniş bir kitleyi çatısının altında toplaması, mânevi bunalımları olan insanlara bir sığınak, bir teselli kapısı olmasını bu görüş ve davette aramak lâzım gelir.

    Mevlânâ Celâleddin'in iki büyük ve ünlü eseri "Divan-ı Kebîr"i ile "Mesnevi"sidir. Bu iki eser o çağın modasına uyularak Farsça yazılmıştır. O gün olduğu gibi bugün de yalnız İslâm dünyası ile sınırlı kalmayıp bütün dünyanın ilgisini çeken Mesnevi hakkında çok eser yazılmış, geniş çapta araştırmalar yapılmıştır. Bu kitap için ünlü bilginlerimizden Ömer Ferid Kam şu rubâiyi söylemiştir.

    Yegâne şems-i Hûda'dır cenâb-ı Mevlânâ
    Hulûs-i kalb ile kıl intisâb-ı Mevlânâ
    Tarîk-i aşk-ı ilâhide rehberin olsun
    Kitâb-ı pencûm-i Hak'dır kitâb-ı Mevlânâ

    Âyinler bestelenirken sözlerin bu iki eserden seçilmesi şarttı. Bu yüzden âyinlerin sözleri farsçadır. Bu geleneğe son derece titizlik gösterilmiştir. Bundan başka âyinlerde yer yer Sultan Veled, Yunus Emre ve başka tasavvuf şâirlerinin, hattâ bazı âyin bestekârlarının Türkçe şiirlerinden bestelenmiş bölümler bulunabilir. Âyinler Türk mûsikîsinin anıtsal eserleridir. Makam, usûl, melodik seyir, modülasyon tekniği, ilâhi duyguların mûsikî ile anlatımı gibi hususları nefsinde toplamış bir başka mûsikî eseri yoktur. Bu besteler ancak o atmosfer içinde yetişen, o ilâhi heyecanı yaşayan, mistik duyuş ve sezişleri ruhuna sindiren büyük bestekârlar tarafından bestelenmiştir. H. Saddedin Arel'in elli bir adet olduğu ileri sürülen âyinleri ayrı tutulursa elimizde elli dokuz mevlevî âyininin bestesi olduğunu çeşitli kaynaklar bildiriyor. Bunlardan "Beste-i Kadîm" denen hüseyni, pençgâh, dügâh makamındaki üç âyinin bestekârları bilinmiyor. Muhtemelen 16. yüzyılda bestelendiği sanılıyor. Bunlardan sonra Edirne'li derviş Mustafa Dede'nin bayati makamındaki âyini dördüncü, Itrî'nin segâh makamındaki âyini beşinci mevlevî âyinidir. En çok âyin besteleyen bestekârların bazıları şu bestekârlardır: Hamamîzâde İsmail Dede 7, Zekâi Dede 5, Nâyî Osman Dede 4, Seyyid Ahmed Ağa 3, Hâfız Şeyda Dede 3, Ahmed Avni Konuk 3, Abdürrahîm Künhî Dede 2, Haşim Bey 2, Bolaheng Nuri Bey 2, Ahmed Irsoy 2, Hacı Faik Bey 2, Rifat Bey 2.

    Sadeddin Nüzhet Ergun, besteleri bilinen âyinlerinin sayısını 66 olarak bildirmiştir. Yılmaz Öztuna'nın tespitlerine göre, Sadeddin Arel'in âyinleri de dahil, âyin sayısı 130'dur. Sadeddin Heper, Konya Turizm Derneği'nin aracılığı ile 42 âyinin notasını yayımlamıştır. Bu konuda en ciddi yayın İstanbul Belediye Konservatuvarı tarafından vaktiyle Rauf Yekta Bey'in başkanlığındaki bir heyet taralından yapılmıştır. Yukarıdaki rakamlara son yıllarda şu ya da bu vesilelerle bestelenen âyinlerin sayısı dahil değildir. Sadeddin Nüzhet Ergun, Abdürrahim Efendi'nin nühüft, kudümzenbaşı Ali Efendi'nin nühüft, Abdülbâki Hâfız Efendi'nin ısfahan, İsmet Ağa'nın ısfahan, Hâfız Şeyda Dede'nin hicazeyn, Ahmed Ağa'nın sabâ, Haşim Bey'in sûznâk ve şehnaz, Arif Efendi'nin mahûr, Hacı Faik Bey'in dügâh, Musûl'lu Hâfız Osman Efendi'nin hüseyni makamlarındaki âyinlerinin unutulduğunu belirtiyor. Yılmaz Öztuna'ya göre ise kayıp âyinlerin sayısı 16'dır. Yine aynı araştırmacı hiç âyin bestelenmeyen makamları da saymaktadır. Bize göre bu makamlardan da âyin bestelenmiştir.

    .
    Ayin bestelerin yaygınlık kazanması için bir mevlevîhânede icrâ edilmesi şartı vardı. Ayrıca âyin bestekârlığı geleneklerine uyulması istenirdi. Meselâ, Haşim Bey mevlevî geleneklerinin dışına çıkarak şeyh Hasan Nazif Dede'nin bir şiirine sûznâk ve şehnaz makamından bestelediği iki âyin Beşiktaş Mevlevîhânesi'nde okunmuş; bunu işiten Konya çelebisi hem âyinlerin okunmasını yasaklamış, hem de Hasan Nazif Dede'yi azarlamıştır. Daha sonra Haşim Bey bu eserlere Mevlânâ'nın şiirlerini uygulamıştır.

    Yüzyıllardan beri bir sır gibi saklanan, bir bölümü kaybolan eski "edvar" kitaplarını ilk kez ele alan yine mevlevî dervişleridir, özellikle İstanbul mevlevîhânelerinin bu konuda unutulmaz hizmetleri vardır. Buralardan büyük şâirler, bestekârlar, sazende ve hanendeler yetişmiştir. Bunlardan Itrî, Seyyid Ahmed Ağa, Sultan III. Selim, Hamamî-zâde İsmail Dede, Zekâi Dede, neyzen Aziz Dede, neyzen Salim Bey, Hacı Faik Bey, Rauf Yekta Bey, Ahmed Avni Konuk ve daha niceleri sayılabilir.

    Mevlevî âyinlerinden Edirne'li Derviş Mustafa Dede'nin bayati makamındaki âyini için Rauf Yekta Bey şu düşüncelere yer vermiştir: "... Bayati âyinde Mustafa Dede'nin bestekârlıktaki büyük kudretini gösteren pek çok parçalar vardır. Alelhusul bu âyin, güftenin söylendiği aruz vezinlerine göre usûllere taksiminde en küçük bir ritm hatasına tesadüf edilemez. Bilakis güfte taksimlerinde zuhur eden (ortaya çıkan) müşkilatı (zorlukları) halletmekle bestekârın gösterdiği maharete hayran olmamak kabil değildir. Meselâ âyinin ikinci selâmına girerken mefâ'ilün/mefâ'ilün/fe'Ûlün vezninden olan (çü in sultan mara bende başi) matlalı beyitlerin evfer ritmi ile bestelenmesinde (çü) hecesinin kısa olmasından dolayı husûle gelen müşkilatı gören Derviş Mustafa, şiirinin başına bestekârlarca ilâvesi mûtad olan (gelenekleşen) terennüm lâfızlarından (sözcüklerinden) bir (yâr) kelimesini getirerek şiiri fâ'ilâtün/fâ'ilâtün/fâ'ilâtün veznine nakletmiş ve bu suretle müşkilatı kolayca ortadan kaldırıp evfer usûlüne mutabakatını (uygunluğunu) temin etmiştir. Bunun gibi daha birçok üstadane meziyetleri olan bayati âyin mevlevî mûsikî üslûbunun cidden parlak bir nümunesidir." Sunduğumuz örnek ise daha yakın bir tarihte bestelenmiş olan Hüseyin Fahreddin Dede'nin acem aşiran makamındaki âyinidir.

    TÜRK DÎNÎ MÛSİKÎSİNİN ŞÂHESERLERİ
    MEVLEVÎ ÂYİNLERİ
    “Mevlevî âyini(mukâbelesi)ne eşlik eden ve Kutbunnâyî Şeyh Osman Dede’nin “Mi’râciye” adlı eserinden sonra uslup ve melodik yapı bakımından dinî mûsikimizin en büyük eserleri sayılan “Mevlevî Âyinleri”dir. Mevlevî âyini ,”sema” ve “mukabele-i şerîf” de denilen ,Mevleviyye tarîkatında yapılan toplu zikri ifade ettiği aynı zamanda bu zikir esnasında okunmak ve çalınmak üzere bestelenmiş dînî mûsiki eserinin ve formu (şekil)nun da adıdır.
    Bir Mevlevî âyini icrasını şu ana başlıklarla özetleyebiliriz:
    Okunacak âyin-i şerîf bestesi içerisinde bulunmamakla birlikte, her âyinin başında okunması gelenek haline gelen, güftesi Hazreti Mevlâna’ya, bestesi Buhûrizade Mustafa Itrî Efendi’ye ait rast makamındaki “na’t”ın okunması,
    Okunacak âyin-i şerifin makamında neyle uzunca yapılan ‘’baştaksim’’,
    Aynı makamda dört haneli bir ‘’peşrevin’’ çalınması,
    Neyzenbaşının yaptığı kısa ‘’taksim’’,
    Dört selâmdan oluşan ‘’ayin-î şerîfin’’ okunup çalınması,
    ‘’Son peşrev’’ ve ‘’son yürük semâî’’nin yürükçe icrası,
    Ney veya başka bir sazla kısaca yapılan ‘’son taksim’’.
    -Mevlevî Âyini Bestekârlığı-
    Başladığı makam ismiyle anılan Mevlevî âyinleri bestekarlık tekniği bakımından başlıca dört grupta incelenebilir:
    Başından sonuna kadar aynı makamda bestelemeler,
    Başladığından farklı bir âyinin bölümleriyle son bulanlar,
    Farklı makamlarda seyrettikten sonra başladığı makamda bitenler,
    Başladığından farklı makamda sona erenler.
    Mevlevî Ayin-i Şerifi – Mevlevi Müziği
    .

    Yenikapı Mevlevihanesi 1. Ayin defterindeki ayinlerin listesi;
    Sayfa 2- Rast- Nâyi Osman Dede. (Şeyh Galib’in kendi yazısı ile)
    Sayfa 4- Suzidilâra- Sultan 3. Selim.
    Sayfa 5- Pençgâh- Beste-i kadîm.
    Sayfa 6- Nikriz- Boş
    Sayfa 7-Nihavend- Seyid Ahmet Ağa.
    Sayfa 9- Suzinak- Zekâi Dede.
    Sayfa 17- Dügâh-ı Cedid- Celâleddin Efendi.
    Sayfa 18- Dügâh- Beste-i kadîm.
    Sayfa 20- Saba- Hammâmîzâde İsmail Dede.
    Sayfa 22-Çargâh- Nâyi Osman Dede. (Şeyh Galib’in kendi yazısı ile)
    Sayfa 26-Uşşak- Nâyi Osman Dede. (Şeyh Galib’in kendi yazısı ile)
    Sayfa 29- Beyati- Mustafa Efendi.
    Sayfa 30-Isfahan- Derviş İsmail.
    Sayfa 31- Hicaz- Nâyi Osman Dede.
    Sayfa 33-Hicaz- Künhi Abdurrahim Dede.
    Sayfa 35-Hicaz- Seyid Ahmet Ağa.
    Sayfa 36- Isfahan- Zekâi Dede.
    Sayfa 37-Neva- Derviş İsmail.
    Sayfa 39-Hüseyni- Beste-i kadîm.
    Sayfa 40-Hüseyni- Musullu Hafız Osman.
    Sayfa 49-Sababuselik- Derviş İsmail.
    Sayfa 50- Acembuselik- Nâsır Abdülbâki Dede.
    Sayfa 51-Buselik- Bolahenk Nuri Bey.
    Sayfa 52-Beyatibuselik- Ahmet Irsoy.
    Sayfa 53- Segâh- Buhûrîzâde Mustafa Itrî.
    Sayfa 54- Maye- Zekâi Dede.
    Sayfa 55-Hüzzam- Derviş İsmail .
    Sayfa 56-Irak- Şeyda Hafız.
    Sayfa 57- Bestenigâr- Derviş İsmail .
    Sayfa 58- Bestenigâr- Sadık Efendi.
    Sayfa 59- Rahat-ül Ervah- Ahmet Hüsamettin Dede.
    Sayfa 63- Acemaşiran- Hüseyin Fahrettin Dede.
    Sayfa 64-Şevk-ü tarab- Derviş İsmail.
    (Birçok kaynakta bu ayin için Ali Nutki Dede demekteyse de ayin defterinde kayıtlı Sayfada İsmail Dede adı vardır.)
    Sayfa 65- Nühüft - Eyyüblü Hüseyin Dede.
    Sayfa 68- Yegâh- Rauf Yekta Bey.
    Sayfa 69- Suzidil – Zekâi Dede.
    Sayfa 70-Araban- (Şedaraban) Şeyh Mustafa Nakşi.
    Sayfa 71-Ferahfeza- Derviş İsmail.
    Sayfa 72-Yegah- Tanburi Kamil Efendi.
    Sayfa 74- Şem-i.

    Ayinlerin Listesi


    1925 yılında tekkeler kapanıncaya kadar bestelenmiş olan ayinlerin makamları ve bestecileri aşağıda görüldüğü gibidir.
    17. Yüzyıldan önce,
    Beste-i kadîm’ler. Pençgâh, Dügâh ve Hüseyni makamlarından ayinler. Bestekârları bilinmiyor. (Abdülkâdir Merâgî veya Molla Camî’nin oldukları sanılmaktadırlar.)
    17. Yüzyıl sonrası
    1-Beyati- Derviş Mustafa Efendi.
    2-Segâh- Buhûrizâde Mustafa Itrî.
    3-Çargâh - Nâyi Osman Dede.
    4-Uşşak- Nâyi Osman Dede.
    5-Rast- Nâyi Osman Dede.
    6-Hicaz - Nâyi Osman Dede.
    7-Nühüft- Eyüplü Hüseyin Dede.
    8-Hicaz- Seyid Ahmet Ağa.
    9-Nihavend- Seyid Ahmet Ağa.
    10- Bestenigâr- Bursalı Sadık Efendi.
    11-Irak- Abdurrahim Şeydâ Dede.
    12-Sûzidilâra- Sultan 3. Selim.
    13-Acembuselik- Nâsır Abdülbâki Dede
    14-Hicaz- Künhi Abdürrahim Dede.
    15-Şevk-ü tarab- Derviş İsmail.
    İlk icrası 28 Temmuz 1804 Yenikapı Mevlevihanesi
    16-Saba- Derviş İsmail.
    İlk icrası 13 Şubat 1824 Yenikapı Mevlevihanesi.
    17-Neva- Derviş İsmail.
    İlk icrası 26–27 Temmuz 1824 Yenikapı Mevlevihanesi (Kadir gecesi).
    18-Bestenigâr - Derviş İsmail.
    İlk icrası 1833 yılında Yenikapı Mevlevihanesi.
    19-Sababuselik- Derviş İsmail.
    İlk icrası 14 Kasım 1833 Yenikapı Mevlevihanesi.
    20-Hüzzam- Derviş İsmail.
    İlk icrası 1834 Şubat, Mart aylarında Yenikapı Mevlevihanesi.
    21-Ferahfeza- Derviş İsmail.
    İlk icrası 3 Nisan 1839 Beşiktaş Mevlevihanesi.
    22-Şedaraban- Mustafa Nakşi Dede.
    23-Suzinak- Haşim Bey.
    (Bu ayini güftesi Hz. Mevlana’ya ait olmayıp Beşiktaş Mevlevihanesi Şeyhi Hasan Nafiz Dede’ye aittir.)
    24-Hicazkâr - Mustafa Câzim Dede.
    25-Yegâh- Tanburi Kâmil Efendi.
    26-Sûznâk - Derviş Necip.
    27-Neveser- Müezzinbaşı Rıfat Bey.
    28-Ferahnâk - Müezzinbaşı Rıfat Bey.
    29-Şedaraban- Salih Dede.
    30- Dügah- Hacı Faik Bey.
    31-Hüseyniaşirân- Ali Aşki.
    32-Suzidil- Zekâi Dede.
    İlk icrası 17 Mart 1892 Bahariye Mevlevihanesi
    33-Mâye- Zekâi Dede.
    İlk icrası 30 Aralık 1884 Yenikapı Mevlevihanesi, bir hafta sonra Bahariye Mevlevihanesi.
    34-Isfahan- Zekâi Dede.
    İlk icrası 26 Ocak 1885 Yenikapı Mevlevihanesi
    35-Sûznâk - Zekâi Dede.
    İlk icrası 14 Eylül Pazartesi 1885 Yenikapı Mevlevihanesi
    36-Sabazemzeme- Zekâi Dede.
    İlk icrası 23 Aralık 1885 Bahariye Mevlevihanesi
    37-Râhatülervâh- Ahmet Hüsamaddîn Dede.
    38-Dügâh- Celâleddîn Dede.
    39-Buselik- Bolahenk Nuri Bey.
    40-Karcığar- Bolahenk Nuri Bey.
    41-Acemaşiran- Hüseyin Fahreddîn Dede.

    Kaybolan Ayinler
    1-Saba- Seyid Ahmet Ağa.
    2-Hicâzeyn- Abdürrahim Şeyda Dede.
    3-Isfahan- Abdürrahim Şeyda Dede.
    4-Nühüft - Hafız Ali Dede.
    5-Isfahan- Derviş İsmail.
    İlk icrası 4-5 Ocak 1837 Yenikapı Mevlevihanesi (Kadir gecesi)
    6-Isfahan - Nâsır Abdülbâki Dede.
    7-Nühüft - Künhi Abdürrahim Dede.
    8-Şehnaz- Haşim Bey.
    9-Rahatfeza- Tanburi İsmet Ağa.
    10-Müstear- Tanburi İsmet Ağa.
    11-Isfahan- Tanburi İsmet Ağa.
    12-Mahur- Ahmet Arif Hikmeti Dede.
    13-Isfahan- Yahya Efendi Zâkirbaşısı Mehmet Şevki Efendi.
    14-Yegâh- Abdülkerim Dede.

    Yarım kalan Ayinler
    1-Yegâh- Hacı Fâik Bey
    (Bir selâm)
    2-Nikriz- Ali Aşkî
    (Yarım Kalmıştır.)
    3-Hüseyniaşiran- Ali Aşkî
    Bir kısmı yoktur.
    4-Hüseyni- Musullu Hafız Osman
    ( Bir selâm.)

    Ayrıca Mevlevi müziği için diğer bir önemli kaynakta Osmanlı topraklarına çeşitli zamanlarda seyahatler yapmış seyyahların tutukları notlardır. Büyük bir çoğunluğu elçilik görevlisi veya elçiliklerde çalışanların ahbapları olan bu seyyahlar arasında 1670–79 yılları arasında İstanbul’da bulunan İngiliz elçilik Rahibi John Covel, Alman Franz J. Sulzer, 1781–86 da İtalyan Papaz Giambatista Toderini, 1860 lar da ABD İstanbul elçiliğinde tercümanlık yapan John Brown, 1900 lerde Papaz olarak Edirne ve İstanbul’a gönderilen, Bizans müziği üzerine de araştırmaları bulunan Fransız P.J. Thibaut Mevlevi müziği üzerine yazmış oldukları makaleler ile hemen dikkat çeken ilk isimlerdir.
    Bunların arasında en enteresan olanı ise İstanbul Alman Elçiliğinde tercümanlık görevi yapan Hr. von Hussard’ın Mesneviyi Almancaya çevirmesi ve birçok Mevlevi ayinini ezberleyerek Beste-i Kadim Pençgâh, Derviş Mustafa’nın Bayati, Nasır Dede’nin Acembuselik, Seyit Ahmed Ağa’nın Hicaz ve Nihavent ayinlerini 1821 yılında Viyana’da Avusturyalı besteci rahip Maximillian Stadler’e defalarca okuyarak onun bu ayinleri notaya almasını sağlaması ve 1822 yılında Almancaya çevrilmiş bu ayinlerin yayınlanmasıdır.
    Bütün bu kaynaklar bize Mevlevi müziği hakkında önemli bilgiler aktarmakta hatta hangi yüzyılda nasıl icra yapıldığı, hatta hangi ensturmanların kullanıldığı gibi konularda yardımcı olmaktadır. Ancak başta da belirttiğimiz gibi Mevlevi Ayini müziği adından da anlaşılacağı üzere bir ayinin müziğidir. Araştırmacıların birçoğu maalesef böyle düşünmeyip Mevlevi Ayinini sadece bir müzik anlatmaya çalışmışlardır. Hâlbuki ayin içinde icra edilen her bölüm bir olayı anlatmakta veya sembolize etmektedir.

    Naat
    (Ya Hazret-i Mevlâna hak dost)
    Yâ Habîballah Resûl-i Hâlik-i Yekta tüyî
    Ber güzîni zül- celâl-i pâk ü bî hemtâ tüyî (Dost, Sultânım)

    Nâzenin-i Hazret-i Hâk, sadr-ı bedr-i kâinât
    Nûr-i çeşm-i enbiyâ çeşm-i çerâğ-ı mâ tüyî (Yâ Mevlâna, hâk dost)

    (Sultânım) Der şeb-i mi’râc, bûde Cebrail ender rekâb (dost, dost)
    Pâ nihânde ber serîn ü Kümbet-e Hadrâ tüyî (Yâ Mevlâna, hâk dost)

    (Sultânım, mahbûbidost,dost,dost) Yâ Resûl-ullah tüdâni ümmetâned âcizend
    Rehnümâ-yı âcizâni bi ser ü bî pâ tüyî (Hâk dost, dost, dost)

    (Sultânım) Serv-i bostân-ı risâlet nevbehâr-ı ma’rifet
    Gülben-i bağ-ı şerîat bülbül-i bâlâ tüyî (yâ veliyyullah dost hey)

    Şems-i Tebrîzî ki dâret Nâ’t-ı Peygamber zi ber
    Mustafa vü Müctebâ ân Seyyid-i a-lâ tüyî

    (Yâ tabîb-el kulûb, yâ veliyyallah, Allah dost, dost)

    Tercümesi;

    Allah’ın sevgilisi; yaratanın, tek peygamberi sensin
    Seçilmiş, zül-celal, temiz ve eşşiz sensin.

    Hazret-i Hakk’ın nazlısısın, kâinatın üstündesin
    Enbiyaların göznûrusun, göz ve ışığımız sensin.

    Mirac gecesinde Cebrail, senin bineğinin üzengisini tutmuştu.
    Kümbet-i hadranın en üstüne ayağını basmış sensin.

    Ya resûlallah, sen biliyorsun ki, bütün ümmetlerin acizdir.
    Ayaksız ve başsız kalmış acizlerin rehberi sensin.

    Peygamberlik bostanının çamı ve mâ’firetin ilkbaharısın.
    Şerî’at bahçesinin gülfidanısın ve en yüksek bülbülüsün.

    Şems-i Tebrizî ki, Nâ’t-ı Peygamberi ezberlemiştir.
    Saf ve seçkin en yüksek efendi sensin.


    Birbirleriyle bağlantılı Ayinler;
    1- Pençgâh, Dügâh ve Hüseyni makamlarında ayinler.
    Dügâh Beste-i kadîm. Üçüncü selâm Yürük Semai’den itibaren Pençgâh ayine bağlanmıştır.
    Hüseyni Beste-i kadîm. Birinci selâm Devri Revan’da Dügâh ve Üçüncü selâm Yürük Semai’de Peçgâh ayine bağlanarak tamamlanır.
    2-Hicaz ayin, Nâyi Osman Dede.
    Bu ayin Üçüncü selâm Yürük Semai’den itibaren Seyit Ahmet Ağa’nın Hicaz veya Abdürrahim Künhi Dede’nin Hicaz ayinleri ile tamamlanır.
    3-Bestenigâr ayin, Derviş İsmail
    Bu ayin üç selâm olarak bestelemiş ve Üçüncü selâm Yürük Semai’den itibaren yine Dede Efendi’nin Saba ayini ile tamamlamıştır.
    4-Sababuselik ayin, Derviş İsmail
    Bu ayin bir selâm olarak bestelemiş ve diğer selâmları Dede Efendi’nin Neva ayini ile tamamlamıştır.
    5-Hüzzam ayin, Derviş İsmail
    Dede bu ayini ilk bestelendiğinde bir selâm olarak bestelemiştir ve Birinci selâmdan sonra kendi Saba ayin ile tamamlamıştır, daha sonra diğer selâmları bestelemiştir.
    Mevlevi müziğinde kısaca güftelerden bahsedecek olursak güfteler büyük bir çoğunlukla Hz. Mevlâna’nın Divan-ı Kebir’i ile Sultan Veled’in Farsça gazellerden seçilmişlerdir. Ulu Arif Çelebi, Divane Mehmed Çelebi, İbrahim Dede, Gavsi Ahmed Dede, Şeyh Galip gibi Mevlevi büyüklerininde Türkçe, Farsça şiirleri ayinlerde kullanılmıştır. Zaman zaman Zekâi Dede’nin Suzinâk ayni gibi Arapça ayinlerde bestelenmiştir.
    Bütün ayinlerin III. Selamlarındaki Yürük Semai kısmında Ahmed Eflâki Dede’nin Sultan Veled’i öven Türkçe oniki beyitlik şiirinin ilk ve son beyitlerinin bestelenmesi gelenek haline gelmiştir.
    Ey ki hezâr aferin, bu nice sultan olur
    Kulu olan kişiler Hûsrev ü hakan olur

    Her ki bugün Veled’e inanuben yüz süre
    Yoksul ise bay olur bay ise sultân olur
    Ayrıca yine bütün dördüncü selamlar 9 zamanlı Ağır Evfer usulüyle bestenmiştir ve güfte her zaman Mevlâna’nın şu rubaisidir.
    “Sultân-ı menî, sultân-ı menî; ender dil u can îmân-ı menî. Der men bedemî men zinde şevem; yek can çi şeved, sad cân-ı menî”
    (Benim sultânımsın, benim sultânım; gönlümde ve canımda imanımsın. Bana üflersen dirilir, canlanırım; bir canda ne oluyor ki! Sen benim yüzlerce canımsın).
    Mevlevi müziğinde kullanılan ensturmanlar ise başta Ney ve Kudüm olmak üzere Tanbur, Rebab ve Bendirdir. İlerleyen yıllarda kanun, ud gibi ensturmanlarda Mutrıb’a katılmışlardır. Hatta bir ara Galata Mevlevihanesinde Piyano bile denenmiş ama rağbet görmemiştir.

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?






Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi