Site İçi Arama


Genel Arama
Sözlük Evinde Arama
Kullanıcı Girişi
  • Mevlevihane Merkezleri

    Dikkat, yeni pencerede açar PDFYazdırE-posta



    İstanbul'un 500 Yıllık Mistik Mekanı :


    GALATA MEVLEVİHANESİ




    İstanbul'un 500 yıllık mistik mekanında "gerçek aşk"ı dönerek arayan semazenler, neyin büyülü sesinde Aşk'a ulaşırlarken izleyenleri düşsel bir yolculuğa çıkarıyorlar.


     


    Beyoğlu'nda Tünel'den Yüksekkaldırım'a giden caddenin hemen başındaki bina kapılarının birinde küçük bir tabela vardır. Üzerinde Kültür Bakanlığı Divan Edebiyatı Müzesi Müdürlüğü, Galata Mevlevihanesi yazan bu bina, İstanbul'un en eski mevlevihanesidir. 500 yıldan beri Galata Mevlevihanesi'nde semazenler gerçek aşkı ararlar. Semazen semasıyla aklını birleştirir. Var olmanın temel şartı dönmektir Aşkla yücelip nefsini terk eder. Hakta yok olur, olgunluğa erer ve kâmil bir insan olarak tekrar kulluğa dönerler. Sema töreni 7 bölümdür. Birinci bölüm "Nat-ı Şerifle başlar. Peygamberimizi methetmek, Ondan önceki peygamberleri ve Tanrıyı methetmek demektir. Bu methiyeden sonra bir kudüm darbesi ile Tanrı'nın "Kün" ol emrini temsil edilir. Üçüncü bölümde her şeye can veren "Nefes"i temsil eden bir ney taksimi duyulur. Dördüncü bölümde Semazenler birbirine üç kez selam vererek peşrev eşliğinde daire şeklinde yürüyüşe geçerler. Birinci turda "Allah kendini dile getirmek için kainatı yarattı ama hiç birisi Allah'ı dile getiremedi". İkinci turda "Tabiatı yarattı, oradan da dile gelemedi". Üçüncü turda "Hayvanları yarattı ama ordan da hiç biri dile getiremedi". Sonraki bölümde Semazenler siyah hırkalarını çıkartır ve manen ebedi aleme doğarlar. Başındaki sikke semazenin nefsinin mezar taşı, tennuresi nefsinin kefenidir. Gerçeğe dönmüştür artık. Kollarını çapraz bağlayarak "Bir" sayısını temsil eder. Böylece Tanrının birliğine şahadet eder. Şeyh efendinin elini öperek Semaya girme iznini alır ve Sema başlar. Semaya başladıktan sonra sağ el yukarı, sol el aşağı dönük olacak şekilde "Hak'tan alır halka veririz" anlamında kollarını iki yana açar. Sema sırasında yerle teması kesmeden sola doğru döndürülen sol ayağa 'direk', havadaki sağ elin de yardımıyla vücudu sola döndüren havadaki sağ ayağa 'çark' denir. AL! hecesiyle kalkan sağ ayak, 'LAH' hecesiyle çarkı tamamlayarak "ALLAH" diyerek yere basar.

     


    Tennureler renkli olduğunda her bir rengin anlamı vardır; kırmızı aşkı, güneşin doğuşunu ve batışını temsil eder. Pembe sevgiyi, yeşil ruhun huzura kavuşmasını sarı aşığın çektiği acıları, beyaz Hz. Muhammed'in nurunu, siyah saflığı, lacivert ise çelebileri temsil eder.


     


    Sema dört Selam'dan oluşur. Birinci Selam, insanın bilgiyle gerçeğe doğarak Yüce Yaradan'ını ve kendi kulluğunu idrakidir... İkinci Selam, insanın yaratılışından dolayı Tanrının kudreti karşısında hayranlık duymasıdır... Üçüncü Selam, insanın hayranlık ve minnet duygusunun "aşk"a dönüşmesiyle, aklın "aşk" a kurban oluşudur. Bu tam teslimiyettir...Dördüncü Selam insanın manevi yolculuğunu tamamlayıp, kaderine razı olarak, yaratılıştaki görevine, kulluğa geri dönmesidir. Altıncı ve yedinci bölümlerde okunan dualarla ve Kur' an tilâvetiyle Semâ töreni sona erer.

     


    Halk arasında Galata Mevlevihanesi adıyla da bilinen Divan Edebiyatı Müzesi, bilim adamlarınca 'Divan edebiyatının hafızası' diye nitelendirilir. Kronolojik sıra ile Divan şairlerinin divanları, Mevlevihane'de yetişmiş olan Şeyh Galib, İsmail Ankaravf, Esrar ve Fasih Dedeler ile şair Leylâ Hanım'a ait elyazması eserlerin yer aldığı müze, 27 Aralık 1975 günü, Şeyh Galib'in hatırasını yaşatmak amacıyla Divan Edebiyatı Müzesi olarak hizmete açılmıştır.


     


    Hüs-ü Aşk'ıyla ; Hamid'den Haşim'e, Asat Halet Çelebi'den Sezai Karakoç'a,Hilmi Yavuz'dan Turan Oflazoğlu'na, Tanpınar'dan Orhan Pamuk'a kadar çok sayıda şair ve yazarı etkileyerek günümüze ulaşmayı başaran çağdaş kültür ve edebiyatımız içinde yaşamaya devam eden Şeyh Galib, etkisi günümüze kadar uzanan tek divan şairidir. Daha hayattayken gazellerine çağdaşları tarafından sayısız nazire yazılan şair, kısa fakat zengin hayatı, özellikle Hüsn-ü aşk adlı orijinal mesnevisiyle bir çok şair ve romancının esin kaynağı olmuştur.

     


    Divan Edebiyatı Müzesi'nin temelini oluşturan Mevlevihanenin kuruluşu, II. Bayezid'in (1481-1512) döneminde Galata sırtlarındaki İskender Paşa'ya ait av köşkünde, 1491 yılında Galata diğer adıyla Kulekapısı Mevlevihanesi'nin kurulmasına tarihlenir. Aslında İstanbul'un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmed'in vakfiyesinde bu amaç için ayrılan ödemelerden anlaşıldığına göre Kalanderhane Camii'nde (eski Akataleptos Manastır Kilisesi) Mevlevi ayinleri yapıldığını biliyoruz.


    Ancak Mevleviliğin İstanbul'da yerleşmesi Galata Mevlevihanesi'nin kurulmasıyla başlar.


     


    Sultan-ı Divani Sema'i Mehmed Dede (Ö.1529) Mevlevihane'nin ilk şeyhi olup bu ilk dönemde Mevlevihane'nin ne şekilde olduğu konusunda pek bildiğimiz yoktur. Ancak Evliya Çelebi'nin bildirdiğine göre tekkede yüz kadar derviş hücresi bulunmaktaydı. Bu bilgi bize ilk Mevlevihane'nin geniş bir alanı kapladığını göstermektedir. Bu döneme ait günümüze sadece 1649 tarihli (1851 onarımlı) Gümrük Emini Hasan Ağa Çeşmesi kalmıştır. Sultan III.Mustafa döneminde (1754-1774), İsa Dede'nin Postnişinliği sırasında 1765 yılında çıkan Tophane yangınında Mevlevihane tamamen yanmış, 1766 yılında bina emini tayin edilen Çavuşbaşı Osman Ağa tarafından tekrar inşa edilmiştir. Osmanlı'da, yenilikçi batılı düzeni örnek alarak modernleşme çabalarının başladığı III.Selim dönemindeki (1789-1807) reformlar sırasında, Mevleviliğin ve özellikle Galata Mevlevihanesi'nin desteği ve önemli etkisi olmuştur. Bu dönemde devletinde desteğini alan Galata Mevlevihanesi'nde, Bektaşilerden kaynaklanan muhalefeti önleme konusunda, adeta bir Rönesans dönemi yaşamaya başlamış ve bu etki 1925 yılında tekkelerin kapatılmasına kadar sürmüştür. 1791 yılında postnişinliğe atanan Şeyh Galip (Asıl adı Mehmed Esad) zamanında dergah altın çağını yaşamış ve 1791 yılında geniş çaplı onarım gerçekleşmiştir.

     


     


    Ancak bu ve bundan sonra da onarımlar yapılmışsa da Mevlevihane'nin ana binasını teşkil eden Semahane'nin 1766 tarihindeki biçimiyle günümüze ulaşarak genel hatlarını koruduğu kabul edilmektedir. Plân olarak dıştan dikdörtgen, içten sekizgen bir görünüm arz etmektedir.

     


     


    Alt katta derviş hücreleri, ikinci katta Semahane kısmı ile birlikte kuzey yönde Bacılar Dairesi, güney yönde halen idari büro olarak kullanılan bölüm yer almakta, ayrıca mahfillerden oluşan üçüncü kat bulunmaktadır. Sultan II.Mahmud döneminde (1808-1839) Devlet Kethüdası Halet Efendi 1819 yılında halen de mevcut olan yapıların bir kısmını inşa ettirmiştir. Dergahın cadde tarafındaki kendisi için inşa ettirdiği türbe, kütüphane, sebil ve muvakkithane ile birlikte Şeyh Galip ve İsmail Rusuhi Efendi'ye ait türbe bu dönemde yenİen onarılmıştır. Ancak Halet Efendi 1822 yılında Konya'da idam edilince türbeye sadece başı gömülebilmiş, gövdesi Konya'da Mevlana Bahçesi'nde defnedilmiştir.

     


     


    Mevlevihane 1824 yılında bir yangın geçirmiş ve 1835 yılında tekrar onarılmıştır. Buna ilişkin kitabe iki yanındaki türbe ve muvakkithâne ile bütünlük gösteren ampir üslubundaki cümle kapısının dış yüzündedir. Bu kitabede Yesarizâde Mustafa İzzet'in hattıyla Şair Lebib'in bir şiiri ve II.Mahmud'un tuğrası bulunmaktadır. Kapının arka yüzünde ki kitâbe Şeyh Galib'e aittir.

     


     


    Bahçede bulunan Şadırvan ve Sarnıç II. Mahmud'un kızı Adile Sultan (Ö.1899) tarafından 1847 yılında inşa ettirilmiştir. Orijinal haliyle günümüze ulaşmayan Şadırvan, Hasan Ağa Çeşmesi ile birlikte Sultan Abdülmecid (1839-1861) tarafından 1855-1860 yıllarında onarılmıştır. Mevlevihane'nin son şeklini alan bu onarımlar Kudretullah Efendi'nin (ö.1871) girişimleriyle
    Sultan Abdülmecid tarafından yaptırılır. Semahane kapısı üzerindeki kitabe 1851 tarihli olup, bu döneme aittir. Beyoğlu ilçesi sınırları içinde bulunan Galata ve Pera semtleri gayrimüslimlerin, özellikle Latin kökenlilerin yerleştikleri semt olarak bilinmekte olup, Galata Mevlevihanesi, 1481 yılında kurulan Mekteb-i Sultani yanı Galatasaray Lisesi ile birlikte günümüz Beyoğlu'nda Türk-İslam karakteri taşıyan en önemli tarihi anıttır. 1925 yılında tekkelerin katılmasıyla işlevini tamamlayan Mevlevihane bir süre ilkokul ve lojman olarak kullanılmıştır. 27 Aralık 1975 tarihinde gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra da T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı'na bağlı Divan Edebiyatı Müzesi olarak hizmet vermektedir.

     


    Müzenin gezilecek bölümleri Tarihi mevlevihanede Türk musiki aletleri ile, Mevlevi kültürüne ait eserler sergilenmektedir. Ahşap kafeslerle ayrılmış olan üst kısmında ise kronolojik sıra ile divan şairlerinin divanları yer almaktadır. Müzenin içerisinde ayrıca, derviş hücreleri, türbeler, kütüphane ve bir mezarlık yer almaktadır. Müze olarak kullanılmakta olan Semahanede Türk musiki aletleri ile Mevlevi kültürüne ait eserler sergilenmektedir.


    Derviş Hücreleri kagirdir ve yan yana dizilmiş odalardan meydana gelmiştir. Şeyh Galib Türbesi, 19.yüzyıl başlarında Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Mevlevihane bahçesinde gömülüdür. Sebil ve Muvakkithane girişin sağında yer almaktadır. Kütüphane, Halet Said Efendi tarafından yaptırılmıştır. Muvakkithane'nin üst katında yer alır. İçinde 3455 cilt kitap bulunmaktadır.


    GALATA MEVLEVİHANESİ GEZİSİ

     

    Beyoğlu'nun içinde Mevlihane tek başına kalmış bir garip değildi de tam tersine koskaca Beyoğlu Galata Mevlihanesi'nin o ufacık mekanında kaybolmuştu. Mevlihane vakarıyla Beyoğlu'nun serseriliğini yenmiş gibiydi. Daha fazla dayanamadım ve içeriye girdim.
    İşte sınır. Sizi bir dünyadan alan ve ötekine katan sınır burası girdiğiniz bu ilk kapı oluyor. Dışarıda çalan müzik seslerinin gürültülerin bu kapıdan içeriye girmesi yasak sanki. Önce yılların ötesinden uzanan bir esinti deyiyor alnınıza, ürperiyorsunuz. Sonra Mevlana'nın nefesi kabul ediyorsunuz bu esintiyi. Siz de bu selama kalbinizle selam veriyorsunuz. Hoşgeldin! deniyor sanki size, hoşbuldum diyorsunuz. İstanbuldaki ilk büyük mevlevi kuruluşu olan Galata Mevlihanesi II. Beyazıt zamanında 1491 yılında inşa edilmiş. Tekkenin ilk postnişini Sultan-i Divan-i Sema'i Mehmet Dede'dir. Galata Mevlihanesi'nin ne yazıkki ilk dönemine ait bilgilerimiz çok sınırlı. Evliya Çelebi tekkede 100 adet derviş hücresi olduğunu yazar. Bu bilgiden anlıyoruz ki tekke en başından geniş ölçekli bir mimari programa dayanarak inşa edilmiş. Tekkenin ilk dönemlerinden günümüze kalabilen tek eser avlunun ortasında bulunan çeşmedir. Çeşmeyi Ermeni Mühtedisi olan Gümrük Emini Hasan Ağa 1649 tarihinde yaptırmış. Güzelim çeşme bu güne kadar yaşamış olmasına rağmen Gümrük Emini Hasan Ağa 1656 yılındaki Çınar Olayı'nda yani çeşmesini inşa ettikten sadece 7 yıl sonra idam edilmiştir. Galata Mevlihanesi günümüze ulaşana dek pekçok yangın geçirmiş ve her defasında yeniden inşaa olunmuştur. Galata Mevlihanesi'nin en güzel günleri Şeyh Galip'in postnişinliği esnasında gerçekleşmiştir dersek hata etmeyiz herhalde. Hüsn-ü Aşk isimli divanın da yazarı olan Şeyh Galip zamanında dergah İstanbul'un en önemli kültür merkezlerinden biri haline gelmiş. Mevlevi olan Padişah III. Selim aynı zamanda Şeyh Galip'in çok yakın dostu olunca Galata Mevlihanesi daha da destek görmüştür. Biri padişah biri şeyh olan bu iki insanın dostluğu bende hep ilgi uyandırmıştır. Birbirleriyle devlet işlerinden halktan yapılacak yeniliklerden bahsetmenin dışında mevlihanenin güzelim bahçesinde dertleşirler miydi diye merak etmişimdir hep. Sizler bu tarihi mekanda dolaşırken onların ayak izlerine rastlar mısınız bilmem ama ben her yerde ettikleri sohpetlerin yankılarını yakalar gibi oldum. Tekkelerin kapatıldığı 30 kasım 1925 tarihinde Galata Mevlihanesi de kapatılmıştır. Mevlihanenin kapatılmasıyla beraber buraya ait kitaplar Süleymaniye Kütüphanesi'ne gönderilmiş mevlihane ise uzunca bir müddet karakol olarak kullanılmıştır. Günümüzde ise mevlevihane varlığını müze olarak sürdürüyor. Her ayın ikinci ve son cuma günleri bir tasavvuf musikisi konseri düzenlenen mevlihanede sema ayinleri de gerçekleştiriliyor. Semazenler yüzyıllardır süren bu ayini Galata Mevlihanesi'nde devam ettiriyorlar. Bembeyaz kıyafetleriyle başları hafif yana eğik kendi etraflarında dünüyorlar. Mütevazi usluplarıyla dönüyorlar. Aynı galaksi gibi, dünya gibi,atom gibi... yeryüzünün hem en ufak hem de en büyük parçaları gibi dönüyorlar. Bu görsel şenliği izlemek için bile olsa mevlihanenin ziyaret edinilmesini kaçınılmaz olarak görüyorum. Mevlihane karşılacaklarınız bunlarla sınırlı değil, sema ayinlerinin yapıldığı bölümde iki koca kudum kendisine dokunmanız için bekliyor. Yine mevlevilere ait müzik aletleri ve diğer eşyaları görmek de mümkün. Ziyaretçilere açık olmayan alt katta ise insanın gözlerini yaşla dolduran çilekeşhaneler var. Birer oda şeklinde olan bu çilekeşhanelerde bir zamanlar edilen duaların izleri duruyor.Duvarlara sinen zikir seslerini içimize çekip mevlevihaneden ayrılıyoruz. Kibirin yerini mütevaziliğe bıraktığı kinin yerini aşka terkettiği Galata Mevlihanesi'nden çıkarken Mevlana'nın sesi uğurluyor bizi ‘Akıl ve zeka taslamak İblis'ten, aşk Adem'den' Mevlana...

     


     

    Zamanın bozamadığı Galata Mevlevihanesi


    Galata Mevlevihanesi, Mevleviliğin merkezi ve doğum yeri olan Konya Mevlana Türbesi'nden sonra gelen en önemli Mevlevihane'dir.
    Bugün artık çoktan yanıp yıkılan, başka amaçlarla kullanılan diğer Mevlevihaneler içinde mucizevi bir biçimde bozulmadan ayakta kalanlardandır.
    Ve bu yüzden de çok önemlidir.

    Temelleri 1490'lı yıllarda atılan Mevlevihane pek çok onarımla ayakta durmayı sürdürüyor.
    Dışarıda bir servi, Galata Mevlevihanesi'nin bahçesinde. Edebiyat, musiki, felsefe... Şüphesiz bunlardır biçare ruhları efsunlayıp bu bahçeye çeken. Ve bir de sessizlik elbette. Beyoğlu'nun içinde böylesine sükuta dalmış başka neresi vardır ki? Galata Mevlevihanesi, geçmişini arayan ama baktığı her yerde aradıklarının zaten varolmadığını her seferinde yeniden idrak eden insanın yanılsamalı duraklarından biridir. Mevlevihane'nin bahçesinde acaba hangi servi dile gelip de anlatacaktır hakikati diye bekler durursunuz öylece... Hem sadece serviler mi... Güller, incir ağaçları, çitlembikler... Asırlıktır hepsi, asırlık ve bilge. İçerde semazenler semaya döndükçe, dalga dalga yükselen ney ve kudümün sesi sanırsınız ki ağaçların sesi olmuş, hep beraber dile gelmişler, dile düşmüşler, el ele verip hu kelimesinde, hu sesinde birleşmişler. Burası, Mevleviliğin merkezi ve doğum yeri olan Konya Mevlana Türbesi'nden sonra gelen en önemli Mevlevihane'dir. Bugün artık çoktan yanıp yıkılan, başka amaçlarla kullanılan diğer Mevlevihaneler içinde mucizevi bir biçimde bozulmadan ayakta kalanlardandır ayrıca. İşte bu yüzden de çok önemlidir. Selçuklu Devleti'nin yıkılma döneminde ortaya çıkan, ardından beş asırlık Osmanlı'yı Cumhuriyet'e taşıyan en büyük İslam tarikatlarından olan Mevleviliğin müze haline gelen son kalesi. Ölmeyen, daima başkaldıran Şamanist Türk ruhunu İslam'la barıştıran, hem düşüncede, hem toplumsal hayatta Türk-İslam sentezinin temellerini atarak günümüze taşıyan Mevlevilik bütün bunları dergahları aracılığıyla başarmıştır. Tüm dergahlarında şeyhler, dervişler yetiştirerek, tasavvuf felsefesi dahilinde edebiyata, musikiye büyük katkılar vererek, büyüleyici sema törenleriyle binlerce insanı kendine çekerek... Kısacası hemen tüm Mevlevi tekkeleri güzel sesin, güzel sözün ve hüsn-ü hattın biraraya geldiği yerler olmuşlar. Yolları İstanbul'a düşen yabancılar, gezginler, sanatçılar da başta Galata Mevlevihanesi olmak üzere İstanbul'daki mevlevihanelerde gördüklerini, Mevleviliği, kendi deyişleriyle "dönen dervişleri" tüm dünyaya duyurmuşlar.
    Türk insanının tarikatlara karşı yüzlerce yıllık bağımlılığını yıkan Cumhuriyet'le birlikte Mevlevihaneler de tarihe gömülmüştür ya, Konya Mevlana Türbesi ile ismi şimdilerde Divan Edebiyatı Müzesi olan Galata Mevlevihanesi her şeye rağmen ayakta kalmışlardır. Cumhuriyetin eli, türünün en güzel örneklerinden biri olan Galata Mevlevihanesi'ni yıkmaya gitmemiş, ama gönlü de adıyla sanıyla varolmasını istememiş belli ki. Ama zaten Mevlevi Tarikatı musikisiyle olduğu kadar edebiyata yaptığı katkılarla da meşhurdur ki Galata Mevlevihanesi'nde bulunan nadir el yazmaları, tezhipler, ölmez şairlerin Şeyh Galipler'in, Ali Safailer'in, Esrar Dedeler'nin, Leyla Hanımlar'ın divanları, Divan Edebiyatı Müzesi olarak anılmasını bir anlamda doğrular niteliktedir.
    Osmanlı siyasi ve kültür tarihinde önemli bir rol oynayan Galata Mevlevihanesi'nin kuruluşu II. Beyazıt dönemine rastlar. II. Beyazıt döneminin önde gelen devlet adamlarından İskender Paşa'nın av köşkü ve arazisiyken şair Ali Safai Dede'nin ziyaretinin ardından tarikata bağışlanan bu arazide, Mevlevihane'nin temelleri 1490'lı yıllarda atılmıştır. Ali Safai Dede'nin kendi elleriyle diktiği rivayet edilen servi ise bugün hala kuru bir şekilde bahçede muhafaza edilmektedir. Ali Safai Dede'nin ardından Şeyh Galip, Esrar Dede gibi divan edebiyatının ünlü isimleri, Mevlana'nın soyundan gelen birçok Çelebi Dede, Galata Mevlevihanesi'nde bulunmuş, postnişinlik yapmışlardır. Dönem dönem harap olan ve yeniden yapılan Mevlevihane'nin pek çok yerinde onarım kitabeleri göze çarpar. Yüzyıllar içinde nice yangınlar, onarımlar, eklemeler görmüştür Mevlevihane. Ve üzerine yazılmış tüm kitabeler, atlattığı nice badireleri, ona karşı, ona yandaş nice dönemleri hatırlatır zarifçe; geçmişini arayan ruhların dönüp dolaşıp geleceği yer olur böylelikle...
    Mevlana Celalettin Rumi... Bir gün aniden kendinden geçip, gün ortasında dönmeye başlayan, ölümünü bile her yıl düğün gecesi olarak kabul ettirip kutlattıran Mevlana Celalettin Rumi, İslamiyetle Türkleri barıştıralı, tüm dünyaya yeni, ışıklı bir yol açalı, 800 yıl geçmiş...

     


    www.galatamevlevi.com


    İstanbul  Mevlevihane ve Dergâhları



     


    Galata Mevlevihanesi (Kulekapısı Mevlevihanesi) (Beyoğlu)

     


    İstanbul Mevlevihaneleri arasında günümüze en iyi biçimde ulaşan Galata Mevlevihanesi Beyoğlu'ndan Yüksekkaldırım'a inen Galip Dede Caddesi'nin hemen başındadır.Theophile Gautier, Edmondo de Amicis gibi İstanbul'a gelen batılı gezginlerin Beyoğlu Mevlevihanesi, Kulekapısı Mevlevihanesi diye sözünü ettiği Mevlevihane'nin bulunduğu yerde Bizans'ın St.Theodore Manastırı vardı.


    Ağaçlarla kaplı ıssız bu yeri, Sultan II.Beyazıd Bostancıbaşılık ve Beylerbeylik yapan İskender Paşa'ya vermiş, O da burada bir av çiftliği kurmuştu. Mevlana'nın torunlarından Sema-i Mehmet Dede, Paşa'dan mevlevi dergâhı yapmak için arazisinin bir bölümünü istemişti. İskender Paşa da bu dileği kabul etmiş ve Galata Mevlevihanesi'nin 1491'de yapımına başlanmıştır. Galata Mevlevihanesi kuruluşundan kısa bir süre sonra halveti zaviyesine dönüşmüş, XVII.Yüzyıl başlarında Kasımpaşa Mevlevihanesi'nin kurucusu Sırrı Abdi Dede'nin çabasıyla yeniden Mevlevihane'ye dönüşmüştür. Galata Mevlevihanesi Sultan III.Mustafa zamanında 1765-1766'da Tophane yangını sırasında yanmışsa da padişahın emriyle o yıl yeniden yapılmıştır.Mevlevihane'yi Sultan III.Selim, Sultan II.Mahmut ve Sultan Abdülmecid birkaç kez onartmıştır. Ancak bunlardan Sultan III.Selim'in yaptırdığı onarım, diğerlerinden biraz farklı olmuş ve Divan Edebiyatında iz bırakmıştır. O yıllarda Galata Mevlevihanesi'nin post makamında Şeyh Galip bulunuyordu. Divan Edebiyatına yenilik getiren şeyh Galip harap olmaya başlayan, suyu akmayan Mevlevihane'nin onarımını devrin sadrazamına yazdığı ve buna eklediği bir kaside ile istemiştir. Sadrazam da bu durumu padişaha arz ederken Şeyh Galip'in kasidesini de ona eklemiştir. Sultan III.Selim bu kasideyi çok beğenmiş Mevlevihane'nin onarımının yanı sıra uzak bir kaynaktan suyunu da getirtmiştir. Bundan sonra padişah, Mevlevihane'nin açılışına katılmış, bu olaydan birkaç gün sonra da Kaptan Paşa Akdeniz seferinden başarı ile dönünce Mevlevihane'nin uğurlu geldiği düşünülmüştür.



    Galata Mevlevihanesi mimari olarak ilgi çeken bir yapıdır. Avlu girişinin yuvarlak kemeri üzerinde Sultan II.Mahmut'un tuğrası ile şair Lebib'in talik yazılı onarım yazıtı yer alır. Kapının iç yüzünde ise Sultan III.Selim'in yapmış olduğu bu onarımı dile getiren Şeyh Galip'in dizeleri bulunmaktadır. Mevlevihane'nin girişinde XIX.Yüzyıla tarihlenen Halet Efendi'nin Kütüphanesi, Sultan Abdülmecit'in onardığı 1649 tarihli Hasan Ağa çeşme ve sebili yer almaktadır. Avluda, üzerinde Mevlevi sikkesinden ilginç bir alemi olan Şeyh Galip'in türbesi vardır.Bu türbeyi Hüseyin Ayvansarayî'den öğrendiğimize göre, Bağdat seferi dönüşünde (1810) Halet Efendi yaptırmıştır.



    Semahane, selamlık ve derviş hücrelerini bir araya getiren ahşap yapı avlunun sonundadır. Arazi konumundan ötürü, ön tarafı iki, arka tarafı da üç katlıdır. Semahanenin kapısı üzerine Sultan Abdülmecit'in tuğrası ile 1895 tarihli onarım yazıtı yerleştirilmiştir. Semahanenin içerisi sekiz ahşap sütunun ve bunların arasındaki korkulukların yardımıyla sekizgen plana dönüştürülmüştür. Girişin karşısında mihrap ile minber, ikinci katta kafeslerle ayrılmış mahfiller, şeyh dairesi, Konya Postnişini hücresi ile hünkâr mahfili yer almaktadır. Girişin üzerindeki balkon mıtrip heyetine ayrılmıştır.Sol taraftaki Bacılar Dairesinde de yabancı misafirler sema ayinini izlerlerdi.Mevlevihane'nin hamam, mutfak ve kilerleri avlunun ayrı bir köşesinde yapılmışlarsa da bunlar günümüze gelememiştir.



    Dergahların kapatılmasından sonra bir süre Mevlevihane kendi yazgısıyla baş başa kalmış; haziresinin bir bölümüne Beyoğlu Evlendirme Dairesi yapılmış, semahane Vakıflar'ca lojman olarak kullanılmış, Halet Efendi Kütüphanesi de polis karakoluna dönüşmüştür. Mevlevihane'nin bu perişanlığını önleyebilmek için İstanbul'u Sevenler Cemiyeti 1947'de onarımını yaptırmış, ardından Milli Eğitim Bakanlığı'na, sonra da Kültür Bakanlığı'na devredilmiştir. Kültür Bakanlığı Mevlevihane'nin yeniden onarımını yapmış ve burada Mevlevi kültürü ile divan edebiyatı eserlerini bir araya getiren "Divan Edebiyatı Müzesi"ni açmıştır (26.Aralık.1975).




    Kasımpaşa Mevlevihanesi (Beyoğlu)


    Kasımpaşa Mevlevihanesi, Kasımpaşa Sururi Mahallesi Mevlevihane Sokağında bulunuyordu. Uzun yıllar harap ve perişan bir halde kalan, kendisine uzatılacak bir yardım elini bekleyen bu tarihi yapı ilgisizlikten yok olup gitmiş, günümüze yalnızca avlu kapısı gelebilmiştir.



    Eski İstanbul yaşantısında isminden sık sık söz edilen Kasımpaşa Mevlevihanesi'nin kurucusu Fırıncızade Sırrı Apti Dede'dir. Onun bu Mevlevihane'yi kurmasının özel bir nedeni vardır; Galata Mevlevihanesi'nin şeyhlik makamı boşaldığında kendisinin o makama getirileceğini ummuştu. Ne var ki şeyhlik makamı Mesnevî Sârihi Ankaralı İsmail Rusûhi Dede'ye verilince buna çok üzülmüş ve Kasımpaşa'da babadan kalma bostanlar içerisine kendisini sevenlerin yardımıyla bu Mevlevihane'yi yaptırmıştır.



    Kasımpaşa Mevlevihanesi harem ve selamlık olmak üzere bir birini tamamlayan iki ayrı bölümden meydana gelmiştir. Yapımına 38.000 kuruş harcanmış, kerestesi özel olarak Romanya'dan getirilmiştir. Mevlevi muhibbi olarak bilinen Sultan III.Selim, Sultan II.Mahmut ve Sultan III.Ahmet Mevlevihane'ye maddi yardımlarda bulunmuş, çeşitli dönemlerde onarımlarını yaptırmış, fırsat buldukça da ziyaret etmişlerdir.



    Kasımpaşa Mevlevihanesi de diğerleri gibi ahşap, üç katlı bir yapı idi. Semahane, selamlık, dedegân hücreleri, harem, hünkâr dairesi, mutbakdan oluşmuş iki bloğun birleşmesiyle bir konak görünümünde idi. Kareye yakın bir planı olan semahanenin çevresini iki katlı mahfiller kuşatıyordu. Üst örtü Sultan II.Mahmut döneminin sevilen ve çok sık uygulanan ampir üslubunda ahşap kubbeliydi. Buradaki bezemeler arasına Mevlevi musikisinin vazgeçilmez enstrümanları olan ney, kudüm, halile, def, rebab, ud ile nota defteri ve bir de Mevlevi sikkesi resmedilmişti. Kasımpaşa Mevlevihanesi yakın tarihlere kadar çevredeki fakir fukaranın işgaline uğramıştı. Mevlevihane sonunda son direnme gücünü yitirmiş, ahşap parçaları çevrede yaşayanlarca odun niyetine yerlerinden sökülmüş ve sonunda da yanmıştır.Günümüzde burası Sururi İlköğretim Okulu'nun bahçesinin bir bölümü olup, ayakta kalan iki taş merdiven ile bir Mevlevi mezarı dışında Mevlevihane'yi anımsatacak başkaca iz bulunmamaktadır.



    Beşiktaş Mevlevihanesi (Bahariye Mevlevihanesi) (Eyüp)



    İstanbul'da günümüze ulaşamayan Mevlevihanelerden birisi de kötü yazgının peşini bırakmadığı, birkaç kez yeri değişen Beşiktaş Mevlevihanesidir.



    Beşiktaş Mevlevihanesini XVII.Yüzyılın önde gelen devlet adamlarından Sadrazam Ohrili Hüseyin Paşa 1613 yılında yaptırmıştır. Mevlevihane'nin ilk şeyhi, aynı zamanda Gelibolu Mevlevihanesinin şeyhi olan Agazade Mehmet Dede'dir. Bu Mevlevihane'nin kuruluşunu anlatan ilginç bir de öyküsü vardır:



    Kaptan-ı Derya Ohri'li Hüseyin Paşa Akdeniz seferinden dönerken Gelibolu'ya uğramış ve Gelibolu Mevlevihanesi Şeyhi Agazade Mehmet Dede'yi ziyaret etmeyi unutmuştur. İstanbul'a hareketinde şiddetli bir fırtınaya tutulmuş ve geriye dönmek zorunda kalmıştır. Tekrar Gelibolu'ya geldiğinde deniz sakinleşmiş, yeniden hareket ettiğinde fırtına başlamıştır. Bunu bir gönül kırıklığına bağlayan Hüseyin Paşa "galiba Gelibolu erenlerinden birini ziyaret etmeyi unuttuk" diyerek sorup, soruşturmuş ve Mehmet Dede'yi ziyaret etmediğini öğrenmiştir. Bunun üzerine Mehmet Dede'ye giderek kusurunun bağışlanmasını istemiştir. O da donanmanın Marmara'ya açılması için dua etmiş ve Paşa'ya bir daha fırtına ile karşılaşmayacağını söylemiştir. Bunun ardından da yakında Sadaret mührü ile payelendirileceğini, sonra da saraya damat olacağını müjdelemiştir. Gerçekten de Ohrili Hüseyin Paşa İstanbul'a dönüşünde sadrazamlığa yükselmiş, bir süre sonra da damatlık Ona layık görülmüştür. Ohrili Hüseyin Paşa, bütün bunları Agazade Mehmet Dede'nin kerametine bağlamış ve bir şükran borcu olarak da Beşiktaş Mevlevihanesini yaptırmıştır.



    XIX.Yüzyılın ikinci yarısında Sultan Abdülaziz Boğaziçi kıyılarında Çırağan Sarayını yaptırırken Beşiktaş Mevlevihanesini de yıktırmıştır. Bunun üzerine Mevlevihane 1867 yılında geçici olarak Fındıklı'daki Karacehennem İbrahim Paşa Konağına taşınmış, orada iki yıl kalmıştır. Maçka sırtlarında, bugünkü İstanbul teknik Üniversitesi Maden Fakültesi'nin bulunduğu yerdeki yeni Mevlevihane'nin yapımı tamamlanınca da oraya taşınmıştır. Beşiktaş'taki son şeyhi Nazif Efendi'nin kemikleri Maçka'ya götürülmüşse de diğer Mevlevi mezarları Çırağan Sarayı'nın bodrumunda kalmıştır. Günümüzde aynı yerde yapılan Çırağan Otelinden ötürü bu mezarların ne olduğu bilinmemektedir.



    Mevlevihane'nin kötü yazgısı peşini bırakmamış, yapımından beş yıl sonra buraya bir kışla yapılması kararlaştırılınca Mevlevihane 1873'te Eyüp'ün Bahariye semtine taşınmıştır. Günümüzde Silahtarağa Caddesi üzerinde bulunan Mevlevihane Hatapemini Hüseyin Efendi ile Mustafa Efendi'nin yalılarının bahçesine büyük bir semahane, harem, selamlık ve türbe yapılmış, sonra da bunlara bir de hazire eklenmiştir.



    Bahariye Mevlevihanesi 1877'de okunan bir mevlit ve ardından yapılan Mevlevi ayini ile açılmıştır (18 Rebilüevvel 1294). Sultan II.Abdülhamit Mevlevihane'ye 28 odalı bir harem dairesi eklemiştir. Ne var ki bu yapı deniz kenarında ve ahşap olduğundan rutubetten zarar görmüştür. O sırada Mevlevihane'nin başında bulunan bestekâr ve aynı zamanda neyzen olan Hüseyin Fahrettin Dede'nin yapıyı onaracak mali gücü yoktu. Bu nedenle de yapı topluluğu her geçen gün biraz daha harap olmaya başlamıştı. Sultan Mehmet Reşat'ın Osmanlı tahtına çıkışı Mevlevihane için hayırlı olmuş, Mevlevi muhibbi padişah, dergâhı tamir ettirmiş ve bunu belirten bir kitâbeyi de avlu kapısı üzerine koydurmuştur. Bahariye Mevlevihanesi, dergâhların kapatılmasından sonra bakımsız kalmış, semahanesi 1935'te yıktırılmış, 1938-1939'da harem dairesi yanmıştır. Mescit uzun yıllar depo olarak kullanılmış, Mevlevihane'nin son şeyhinin varisleri ile Şeyh Hasan Nazif Efendi, Şeyh Küçük Hasan Nazif Efendi, Yenişehirli Avni Bey ve Sikkezanbaşı ailesinin gömülü olduğu türbe çökmüştür. İki fabrika duvarı arasında kalan avlu kapısı ise 1970 yılının başlarında arkasındaki ahşap selamlıkla birlikte yıktırılmıştır. Haziresindeki 20'ye yakın mezardan bazıları eski iplikhanenin karşısında düzenlenen mezarlığa, bazıları da Edirnekapı Şehitliği'ne nakledilmiştir. Günümüzde Eyüp Belediyesi Mevlevihane'yi yeniden canlandırmaya çalışmaktadır.



    Yenikapı Mevlevihanesi (Zeytinburnu)



    Yenikapı Mevlevihanesi, Topkapı surları dışında, Merkez Efendi Caddesi ile Mevlevi Tekkesi Sokağı arasındaki parselde bulunmaktadır.



    İstanbul'daki Mevleviliğin merkezi konumundaki bu Mevlevihane semahanesi, selamlığı, haremi, türbesi, somathanesi, muvakkithanesi, hünkâr mahfili, matbah-ı şerifi, sarnıçları ve müştemilât bölümleri ile tam bir yapı topluluğudur.



    Yenikapı Mevlevihanesi'nin kurucusu Kâtip, Kocayazıcı, Yeniçeri Efendisi unvanları ile tanınmış Yeniçeri Ocağı Başhalifesi Malkoç Mehmet Efendi'dir. Malkoç Mehmet Efendi'nin bu Mevlevihane'yi kurmasını, atlatmış olduğu bir ölüm tehlikesine bağlayanlar olmuştur. Hafız Paşa'nın yanında Bağdat ve Revan seferlerine (1635) katılmış, dönüşte Yeniçerilerle aralarında anlaşmazlık çıkmış ve öldürülmek istenmiştir. Bu badireyi atlattıktan sonra dönüşte Konya Mevlâna Dergâhı'nı ziyaret etmiş "İstanbul'a sağ salim gitmek nasip olursa, orada bir Mevlevi dergâhı yaptıracağım" diye dua etmiştir.İstanbul'a dönüşünde de dergâhın yapımını başlatmış, 1597'de Mevlevihane'yi açarak Sinan Mevlevi'nin oğlu Kemal Ahmet Dede'yi şeyh yapmıştır.


     


    Yenikapı Mevlevihanesi, kuruluşundan tekke ve zaviyelerin kapanışına kadar geçen 350 yıl içerisinde 20 Mevlevi büyüğü burada şeyhlik yapmıştır.

     


    Yenikapı Mevlevihanesi başlangıçta semahane, mescit, harem, sebil, türbe ve 18 derviş hücresinden meydana gelmişse de kısa sürede gelişmiştir. Sonraki yıllarda bu yapılar yıkılmış ve yerlerini daha büyükleri almıştır. Sultan II.Mahmut 1818'de 33.474 kuruş vererek semahane, türbe, harem ve müştemilat binalarını yenilemiştir. Ayrıca bunlara hünkâr mahfili, sarnıç, türbedar odası, matbah ve taamhane eklemiştir. Abdurrahman Nafiz Paşa buraya bir kütüphane, yanına da kendi türbesini yaptırmıştır. Bu yenilemeler yapılırken semahane kapısına da İzzet Molla 1816 tarihli kitabeyi, kubbe çevresine de Nuri Dede talik yazı ile bazı beyitler eklemiştir.Ayrıca, Sultan IV.Murat, Mihrişah Sultan, Sultan Abdülmecit, Maliye Nazırı Abdurrahman Nafiz Paşa, Devlet Kethüdası Halet Efendi ve Mısır Valisi Zuval Paşa da buraya bağışlarda bulunmuştur.



    Ne yazık ki Mevlevihane'nin kütüphanesi altındaki mahzende bulunan odunlar 1903 yılında tutuşarak kütüphaneyi yakmıştır. Bunun üzerine Sultan Mehmet Reşat 1910'da Mevlevihane'yi yeni baştan onarmıştır. Bu onarım işlerini Mimar Kemalettin Bey üstlenmiş ve bu kez dergâh neo-klasik üslupta yapılırken yanına bir de minare eklenmiştir.


    Yenikapı Mevlevihanesinin bazı bölümleri bilinmeyen bir nedenle 1961 yılında yeniden yanmış arta kalan yapılara Mevlânakapı Çocuk Yetiştirme Yurdu taşınmıştır. Yakın tarihlerde Mevlevihane bir kez daha yanmış, mezarlar ve yapının duvarları dışında ortada hiçbir şey kalmamıştır.



    Üsküdar Mevlevihanesi (Üsküdar)



    Üsküdar, İmrahor semtinde Doğancılar'ın batısında yer alan Mevlevihane âstâne olmayıp, bir zaviyedir. Son yıllarda yapılan onarımlar sonunda bir bölümü camiye dönüştürülmüş ve yapı tüm özelliğini yitirmiştir. Bu Mevlevihane'nin diğerlerinden farklı bir konumu vardır. İstanbul'dan Anadolu'ya giden dervişlerin konaklamaları için kurulmuştur. Galata Mevlevihanesi Postnişini Yeğen Ali Paşa'nın oğlu Numan Bey kendi evini semahaneye dönüştürmüş, bahçesine de diğer yapıları ekleyerek Mevlevihane'yi kurmuştur (1794). Sultan II.Mahmut Mevlevihane'yi yeni baştan yaparcasına onarmış (1834-1835), Sultan Abdülmecit'te yapı topluluğunun eksiklerini tamamlamıştır.



    Semahane, selamlık, harem, matbah-ı şerif, derviş hücreleri ve türbeden oluşan Mevlevihane iki katlı bir yapıdır. Zemin katı türbeye, üst katı da semahaneye ayrılmıştır. Bu Mevlevihane'de türbenin semahane altında oluşu tarikat mimarisinin tek örneği olarak nitelenir. Yapının bu plân düzeninde oluşu yer kısıtlığından kaynaklanmaktadır. Mevlevihane içerisinde sanat tarihi yönünden değerli bezemelere rastlanmamıştır.Günümüzde Mevlevihane hem cami hem de konuyla ilgili bir dernek tarafından kullanılmaktadır.


    ÜSKÜDAR NUMAN DEDE MEVLEVİ ZAVİYESİ



     


    Dergâh İmrahor'da, Ayazma Mahallesi, Doğancılar Caddesi üzerindedir. Galata Mevlevîhânesi postnişînlerinden Halîl Nûman Efendi'nin burada olan evine semâhâne eklenmesi sûretiyle meydana getirilmiştir (1793). Bu zâviye, İstanbul'dan Anadolu'ya giden veyâ Anadolu'dan İstanbul'a gelen dervişlerin konaklamaları için düşünülmüştür. Daha sonraları harâb olan Mevlevîhâne'yi Sultân II. Mahmûd, Müşir Ahmed Fevzi Paşa'yı (vef. 1843) binâ emîni tâyin ederek yeni baştan inşâ ettirmiştir (1835). Abdülmecîd dönemînde 1844, 1845 ve 1851 yıllarında onarımları yapılmıştır. Mevlevîhâne, Kaptan-ı Deryâ Hacı Dede Ahmed Vesim Paşa (vef. 1910) tarafından bugünkü şekline getirilmiştir (1872). Dergâh, son olarak da son postnişîn Ahmed Remzi Akyürek Dede Efendi (vef. 1944) tarafından tâmir ettirilmiştir. Bahâriye ve Yenikapı Mavlevihâne'lerini yenileyen Sultân Mehmed Reşad, Üsküdar Mevlevîhânesi'nin de yenilenmesi için Üsküdar'lı Mimâr Kemâleddin Bey'i (vef. 1927) görevlendirdiyse de I. Dünya Savaşı'nın başlamasıyla bu proje uygulanamamıştır.

     




    Dergâh semahâne-türbe, selâmlık, mutfak, dedegân ve harem dairesi, su deposu ve buna bağlı helâlar, hazîre ve bahçeden oluşan iki ayrı ana yapı topluluğudur.




    Mevlevîhâne'nin mimârî açıdan dikkat çeken yanı, türbenin semâhânenin altında yer almasıdır.




    Mevlevîhâne dergâhın postnişînleri: 1 - Halîl Nûman Dede Efendi (vef. 1798): Galata Mevlevîhânesi'nin 20. postnişînidir. Üsküdar Mevlevîhânesi'nin kurucusudur.


    2 - Mehmed Hüsâmeddin Dede Efendi (vef. 1801).


    3 - Ali Nâilî Dede Efendi, Hacı (vef. 1802).


    4 - ismâil Hulûsî Dede Efendi (vef. 1804).


    5 - Mehmed Emîn Dede Efendi (vef. 1812).


    6 - AbdullAh Necîb Dede Efendi (vef. 1836): Galata Mevlevîhânesi 24. postnişîni Mehmed Rûhî Dede Efendi'nin (vef. 1810) oğludur.


    7 - Ahmed Ârif Hikmet Dede Efendi (vef. 1873): Abdullah Necîb Dede Efendi'nin kardeşidir. 39 yıl süre ile Şeyhlik makamında bulunmuştur. Besteleri vardır. Bestelediği mâhur makamındaki "Mevlevî Âyini" kaybolmuştur.


    8 - Abdullah Mehmed Zeki Dede Efendi (doğ. 1821 - vef. 1881): Bursa'da doğmuştur. Öğrenimini de Bursa'da yapmıştır. Mahkeme kâtipliği ve Bâb-ı Zemîn Câmii imâmlığı görevlerinde bulundu. Bursa Mevlevîhânesi Şeyhi Mehmed Dede Efendi'den feyz alarak derviş oldu. İstanbul'a geldiğinde geçimini hattatlıkla sağladı. Sadrâzam Yusuf Kâmil Paşa Konağı'nda Mesnevî okuttu. Ayrıca Fetvâhâne'ye ta'lik yazı hocası olarak atandı. Bayburt'lu Zihni'nin Hikâye-i Garîbe adlı eserini ince ta'lik yazı ile yazdı. Kitâbe yazıları ile tanındı. Tâlik yazı ustasıydı.


    9 - Mehmed Hasîb Dede Efendi (vef. 1886): Mevlevîhânenin 7. postnişîni Ahmed Ârif Dede Efendi'nin oğludur.


    10 - Ahmed Ârif Dede Efendi (vef. ?): Mehmed Hasîb Dede Efendi'nin oğludur.


    11 - Mehmed Hâlid Dede Efendi (vef. 1903): Konya'da doğmuştur.


    12 - Ahmed Celâleddin Baykara Dede Efendi (doğ. 1853 - vef. 1946): Gelibolu'da doğmuştur. Gelibolu Mevlevîhânesi Şeyhi Hüseyin Azmî Dede Efendi'nin (vef. 1893) oğludur. Babasının Mısır Mevlevîhânesi'ne tâyin edilmesi üzerine babası ile birlikte Mısır'a gitti (1870). Mısır'da, Câmiü-l Ezher'e devâm ederken özel hocalardan da çeşitli dersler aldı. Mısır Hidivi'nin kölesi neyzen Mehmed Subhî Efendi'den ney üflemesini öğrendi. Mevlevî âyin ve naatları ile klâsik mûsıkî ve edebiyat bilgisini ilerletti. Manastır'lı Nâilî Efendi'den Farsça öğrendi. Çilesini tamamladıktan sonra (1873) Kahire Mevlevîhânesi'nde kudümzenbaşılık ve neyzenbaşılık görevlerinde bulundu. Babasının vefâtı üzerine Üsküdar Mevlevîhânesi'ne Şeyh ve mesnevîhan oldu (1908). Mehmed Atâullah Dede Efendi'nin vefâtı üzerine Galata Mevlevîhânesi Şeyh ve mesnevîhanlığına getirildi (1910). Bu görevini dergâhların kapatılmasına kadar sürdürdü (30.11.1925). Bâzı Mevlevî Âyinlerinin unutulmamasında ve tesbitinde büyük yardımları olmuştur. Dîvan'ı vardır. Kabri; Karacaahmed Kabristanı'nda, Miskinler Dergâhı'nın arkasındadır.


    13 - Ahmed Remzi Akyürek Dede Efendi (doğ. 1872 - vef. 06.11.1944): Kayseri'de doğmuştur. Kayseri mevlevîhânesi Şeyhi Süleyman Atâullah Efendi'nin oğludur. İlk ve orta okulunu bitirdikten sonra babasından, eniştesi Güncîzâde Nûh Necâtî Efendi'den, Mürîdzâde Ali Efendi'den, Hisarcıklızâde Şâir Sâlim Efendi'den ve Şâir Sâmi Efendi'den edebiyat, Arapça ve Farsça dersleri aldı. İstanbul'a gelerek Dîvan-ı Muhâsebat'ta çalışmaya başladı (1892). Bu arada Yenikapı Mevlevîhânesi Şeyhi Mehmed Celâleddin Dede Efendi'ye (vef. 1908) intisâb etti. Bir yıl sonra Kayseri'ye döndü. Daha sonraları Konya'ya gitti ve Abdülhâlim Çelebi Efendi'nin emriyle Çelebizâdeler'e Mesnevî okuttu. Kütahya Erganiye Mevlevîhânesi'ne Şeyh oldu (1909). Bu görevinde 4 yıl kaldıktan sonra Hâlep Mevlevîhânesi postnişîni oldu (1913). I. Dünyâ savaşı başlayınca İstanbul'dan Filistin'e giden Mevlevî Taburu'nun başında önce Şam'a, daha sonra da Medine'ye gitti. Şam'da kaldığı süre içinde Emeviyye Câmii'nde Mesnevî okuttu. Halep'in ilgili üzerine İstanbul'a döndü ve Üsküdar Mevlevîhânesi'ne Şeyh tâyin edildi (1919). Bu arada Üsküdar'daki Sultân III. Mustafa Câmii (yâni Ayazma Câmii) ile Bayezid Câmii'nde Mesnevî okuttu. Çeşitli devlet kademelerinde görevlerde bulundu. Dergâhların kapatılması üzerine Üsküdar Selim Ağa Kütüphânesi Başmemurluğu'na getirildi. Burada bulunan kitapları tasnîf ve tanzîm ederek fihristledi. 01.02.1937 târihinde istifâ ederek Ankara'ya gitti ve Eski Eserler Kütüphânesi'nde müşâvir olarak çalıştı. Kayseri'de vefât eden Ahmed Remzi Akyürek Dede Efendi'nin cenâzesi Seyyid Burhâneddin Muhakkik Tirmizî Efendi'nin türbesine defnedildi (06.11.1944). Dede'nin yirmiye yakın eseri vardır ki bunların birçoğu yayınlanmıştır. Şiirleri Bergüzar adlı bir eserde toplanmıştır (1911). Dede'nin bir beyiti :


    Gâh olur mevte müeddi cür'a-i âb-ı zülâl,


    Gâh eder bir tahta pare âdemi yemden halâs.


    (Bazan bir damla su insanı boğup öldürür,


    bazan da küçücük bir tahta parçası insanı denizde boğulmaktan kurtarır)


    Türbede medfûn olanlar :


    1 - Nûman Halîl Dede Efendi (vef. 1798): Üsküdar Mevlevîhânesi'nin kurucusu ve ilk Şeyhidir.


    2 - Ali Şeydâ Dede Efendi (vef. 1800): İstanbul'ludur. Halvetîyye tarîkatına gönül vermiş bir zâtın oğludur. Küçük yaşta gözlerini kaybetti. Bundan dolayı daha çok "Şeydâ Hâfız" olarak tanınır. Küçük yaşta hâfız oldu. Kabiliyeti ve gayretli çalışmaları ile kısa zamanda neyzen ve bestekâr olarak ün yaptı, Galata Mevlevîhânesi 15. postnişîni olan Selim Dede Efendi'den (vef. 1777) sikke giydi. Sultân III. Selim tarafından Hacc'a gönderildi. Dönüşünde Üsküdar Mevlevîhânesi'nde kudümzenbaşılık yaptı. Pek çok dinî ve din dışı besteleri bulunmaktadır.


    3 - Mehmed Hüsâmeddin Dede Efendi (vef. 1801): Dergâhın Şeyhidir.


    4 - Hacı Ali Nâilî Dede Efendi (vef. 1802): Dergâhın postnişînidir.


    5 - İsmâil Hulûsî Dede Efendi (vef. 1804): Dergâhın postnişînidir.


    6 - Abdullah Necîb Dede Efendi (vef. 1836): Dergâhın altıncı postnişînidir.


    7 - Abdülkadir Kadrî Efendi (vef. 1836): Dergâhın yedinci postnişînidir.


    8 - Ârif Himmetî Dede Efendi (vef. 1876).


    9 - Abdullah Mehmed Zeki Dede Efendi (vef. 1881): Dergâhın Şeyhidir.


    10 - Mehmed Hasîb Dede Efendi (vef. 1886): Dergâhın postnişînidir.


    11 - Mehmed Hâlid Dede Efendi (vef. 1903): Dergâhın onbirinci posnişinidir.


    12 - Ahmed Vesim Paşa Dede Efendi (doğ. 1824 - vef. 13.10.1910): Üsküdar, Yeniçeşme'de doğdu. Bahriye Emîni Mehmed Reşid Efendi'nin oğludur. Özel hocalardan Farsça öğrendi. 1836 yılında girdiği Deniz Harb Okulu'nu başarıyla bitirdi.


    1841 yılında Kaptan-ı Deryâ Çengeloğlu Tâhir Paşa'nın komutasında Girit ve Sisam ayaklanmalarının bastırılmasında başarı gösterdi (1842). İngiltere'de donanma eğitimi gördü (1849 - 1851). Yurda dönüşünde topçu öğretmenliği görevinde bulundu.


    Kırım Savaşı'nda, Sivastopol önlerinde gösterdiği başarı sebebi ile "Kırım İmtiyâz Nişanı" ile ödüllendirildi. Ayrıca bu hizmetleri dolayısiyle İngiliz ve Fransız Donanma komutanlıkları tarafından takdirnâme verildi (1856). Karadeniz limanlarının haritalarının yapılmasında bulundu. Sultân Abdülazîz pâdişâh olduğunda yâverliğe getirildi (1861). Mekke Emâri Şerif Abdullah Paşa'ya nişan ve hediyeler götürdüğünde Hacc fârizasını yerine getirdi. Sultân Abdülazîz'in Mısır seyahati sırasında pâdişâhın yaverliğinde bulundu (1863). 1864 yılında Müşir, 1865 yılında da Kaptan-ı Deryâ oldu. Sadrâzam Keçecizâde Fuad Paşa'nın donanma giderlerini kısıtlamasına karşı çıkınca azledildi. Devletin çeşitli üst kademelerinde çalıştı. İkinci defa Kaptan Paşa'lığa getirildi (1867). Daha sonraları da Karadeniz Boğazı Muhâfızlığı, Bahriye Komutanlığı ve Liman Muhâfızlığı görevlerinde bulundu. Sultân Abdülhamîd tarafından Bahriye Nâzırlığına getirildi (20.06.1878). Pâdişâhın donanmanın silâhsızlandırılması görüşüne karşı çıktığı için görevinden azledilerek Üsküdar'daki evinde ikamete mecbur edildi. (1879). Mevlevî tarîkatına mensûb olan Dede Ahmed Vesim Paşa'nın 8 adet mushaf yazdığı bilinmektedir. İyi bir hattat olan Dede, yazdığı mushafların tezhibini de kendi yapmıştır.




    Hazîrede medfûn olanlar :


    1 - Mehmed Emîn Dede Efendi (vef. 1812): Dergâhın beşinci postnişînidir.


    2 - Azîz Dede Efendi (doğ. 1835 - vef. 07.03.1905): Üsküdar, Doğancılar'da doğdu. Küçük yaşta gittiği Kahire Mevlevîhânesi'nde (Sivas'lı) lâkabı olan bir Şeyhten ney ve mûsıkî dersleri aldı. Daha sonra babasının Mâliye Nezâreti'ndeki görevi gereği Gelibolu'ya gitti. Orta öğrenimi sonrası A azâde Mevlevîhânesi Şeyh vekili Ali Dede Efendi zamanında çileye girdi. Hüsâmeddin Dede Efendi'nin Şeyhliği sırasında "Dede" oldu. Galata Mevlevîhânesi 27. postnişîni Mehmed Atâullah Dede Efendi'nin (vef. 1910) dâveti üzerine Galata Mevlevîhânesi Neyzenbaşılığı'na getirildi. Daha sonraları bu görevi Üsküdar ve Bahâriye Mevlevîhânelerinde de sürdürdü. Hayatının son günlerini Üsküdar, Ahmediye'de açtığı attâr (aktar) dükkânında geçirdi. Neyzen Üsküdar'lı Sâlim Bey'in de talebesidir. Eserlerinden günümüze ulaşan bir Hicaz Peşrev ile altı saz semaîsi bulunmaktadır. En tanınmışları uşşâk ve yegâh saz semaîleridir. Yetiştirdiği neyzenler arasında Mehmed Emîn Yazıcı (vef. 1945) ve Ziya Santur (vef. 1952) efendiler en tanınmışlarıdır.


    3 - Fasîh Dede Efendi (vef. 1920): Bursa Mevlevîhânesi'nde yetişmiştir.


    4 - Mehmed Şemseddin Dede Efendi (?): Kayseri Mevlevîhânesi postnişîni Süleyman Atâullah Dede Efendi'nin oğlu ve Üsküdar Mevlevîhânesi son şeyhi Ahmed Remzi Akyürek Dede Efendi'nin kardeşidir.


    5 - Mustafa Rûhi Dede Efendi, Şeyh Ârif Himmetî Dedezâde (?).


    6 - Mehmed Dede Efendi (?).


    7 - Şemseddin Çelebî Efendi (?).


    8 - Sadreddin Çelebî Efendi (?).

Röportajlar
Anket

Uluslararası Rumi Mevlevi Topluluğu'nun Sitesini Nereden Öğrendiniz?






Neticeler


Other Polls

konser nukte multimedia foto kitap evi