691 - 770


There are no translations available.
691. Perişan bir haldeyim, sen bana acı da evinin yolunu göster!
Mefulü, Mefa'îlün, Mef'ulü, Mefa-îlün
(e. III, 1465)
• Ey beni evine misafir olarak almak isteyen, yanıma gel! Ey benim canıma can olan sevgili, bu müjdeli haberden şaşırdım kaldım. Ben evin nerede olduğunu bilmiyorum.
• Ey güzelliği ile şehri de şehirliyi de hayran bırakan aziz varlık! Ev nerede göster, bulunduğu yeri tarif et! Ben evi bilmiyorum.
• Kendisine can olduğun kişide akıl, fikir, bilgi, anlayış arama! Sorguya çekerek onu incitme, sen beri gel, zaten ben evin yolunu bilmiyorum.
• Seni görüp şaşıran, aptallaşan kişiyi mazur gör! Evden uzaklaştırma! Zaten ben evi bilmiyorum .
• Ben aşığım, iştiyaklar, özlemler içindeyim. Herkes benim olduğumu bilir, beni tanır. Perişan bir haldeyim, gücüm, kuvvetim kalmadı. Sen de bana acı da evini göster, çünkü ben evi bilmiyorum.
• Ey usta çalgıcı, vur vur! Elindeki defe vur! Gönlümün yolunu da vur, beni şaşırt! Zaten ben evin yolunu kaybetmişim, evi bilmiyorum.
692. Ne olursam olayım, senin talebenim; gülün dudaklarından bir gülüş öğrenmek istiyorum.
Mefnlü, Meffi'îlün, Mef'ulü, Mefa'îlün
(c. III, 1463)
• Ne olursam olayım, ister anlayışı kıt bir adam, ister eğri ağızlı yalancı bir kişi olayım; senin talebenim. Daima gülün dudaklarından bir gülüş öğrenmek istiyorum.
• Ey anlayış, duyuş çeşmesi, yoksa sen talebe istemiyor musun? Bilmem ne hileye baş vurayım, ne yapayım da senden uzak düşmeyeyim; bir talebe olarak daima senin karşında bulunayım?
• Hiç olmazsa kapı aralığından şimşek gibi çak, yüzünü göreyim de o dehlizdeki ateşten yüzlerce mum uyandırayım. Her tarafı aydınlatayım.
• Bir an olur; "Vergi memuruyum!" diye varımı yoğumu alır gidersin. Bir an olur; "Kılavuzum!" diye önüme düşersin.
• Ben tavadaki balığa benziyorum. Tavada o tarafa bu tarafa döne döne kavruluyorum.
• Tavada beni o tarafa bu tarafa çeviren sensin. Gece karalığında bile seninle beraber olunca, ben gündüzden daha aydınım.
693. Sevgilim, şu balçıktan yaratılmış evde, sen olmadıkça gönül mahzundur.
Mef'ülü, Mefa'îliin, Mef'ülü, Mefa'îlün
(c. III, 1462)
• Ben ressamım, her an bir güzellik resmini yaparım. Fakat seni görün yaptığım resimlerin hepsini senin önünde yırtar, atarım.
• Yüzlerce resim yaparım, sanki onlara can veririm. Fakat senin güzelliğini görünce, onların hepsini ateşe atar, yakarım.
• Sen ya sakisin şarap sunarsın, yahut ayık kişilerin düşmanısın, yahut yaptığım her benlik evini harap eden birisisin.
• Can dökülüp saçıldı. Sana doğru akıp gitti, sana karıştı, seninle bir oldu Canda senin kokun var. Onun için şu canı hoş tutalım, sevip okşayalım.
• Benden akan her kan damlası, senin toprağına düşer de, ona der ki: "Ser sevgin ile aynı renkteyim, senin aşkınla ben ortağım."
• Sevgilim, şu balçık evde sen olmadıkça gönül mahzundur, perişandır, har bir haldedir. Ya eve gel, eve sahip ol, yahut da ben bu evi temelinden yıkayım gitsin.
694. Hallaç sağ olsaydı, sırlarımın azametinden ötürü o beni darağacına çekerdi.
Mefülü, Mefa'îlün, Mef'ulü, Mefa'îlün
(c. III, 1459)
• Ben o sevgiliye aşık olduğumdan beri tuhaf bir haldeyim. Onu sevdiğim için büyük bir iş başarmışım gibi iş güç sahibi olmuşum. Dünya işlerinden yüz çevirdiğim için işsizim, işsiz kalmışım. Pergel gibi ayağımı bir yere koymuşum, başım dönüp duruyor.
• Ey dost! Eğer sen bana gerçekten yakınsan bak da seyret; ben nasıl kendimden geçmişim; neden hep bana aşk sırlarını sorar durursun? Anlıyorum, aşkta ben meşhur olmuşum, herkes benden bahsedip duruyor.
• 0 arslan, aşkın gönül kanından başka birşey içmez. Ben de o arslanın yavrusuyum. Kan içmek için gönül arıyorum.
• Dertliyim, hastayım. Biliyorsun da bana Fatiha okuyorsun. Fakat ey dost görmüyor musun? Ben zaten Fatiha'dan hastayım, yani ruhların ilk yaratılışından, ezelden aşığım da oradan ayrı düştüğüm için hastayım.
• "Enelhakk" (=Ben Hakk'ım) dediği, gerçeğe işaret ettiği için halk gerçeği anlayamadı, Hallaç'ı darağacına çekti. Hallaç sağ olsaydı sırlarımın azametinden ötürü, o beni darağacına çekerdi.
695. Sen beni görmek istiyorsun ama, bedenimi görüyorsun, beni göremiyorsun.
Mef'ulü, Mefa'îlün, Mef'ulü, Mefa'îlün
(c. III, 1445)
• Ben hırkamı rehin ettim. Meyhanede elbisesiz olarak kaldım. Bütün varım yoğumu satıp yedim, bir şeyim kalmadı. Bu yüzden ben bugün meyhane mi safiriyim.
• Ey güzel yüzlü mutrip! El çırpa çırpa güzel bir gazel söyle, de ki: "Seni yerin burası değil, sen münacat ehlisin. Halbuki ben meyhane erlerindenim."
• Ey beden süretine, şekle takılıp kalan gafil! Sen beni görmek istiyorsun ama, sen sadece benim bedenimi görüyorsun. Canı görmeye imkan yoktu Ben meyhanenin canıyım.
• Ben midesine düşkün, yiyip içmeyi seven, yemek için yaşayanlardan değilim. Ben yemekten içmekten bezmiş, usanmış bir insanım. Ben meyhane sofrrasının başındayım.
• Ben padişahın yakın dostu, hemdemiyim. Gerçekten de zamanının Süleyman'ıyım. Ben tamamıyla iman halini aldım. Meyhanenin de imanı oldum.
• Ben bu dünyada aşk ile neşelendim. Aşk ile mest oldum. Birisini gördüm de "Kimsin?" diye sordum. "Ben meyhanenin padişahıyım." diye cevap verdi
• Nerede olursam olayım, aşk ile birlikte, aynı kaseden içiyorum. Her nerede gezersem gezeyim bana hep meyhanede dolaşıyormuşum, meyhanede gez yormuşum gibi geliyor.
• Altınım, gümüşüm gitti ama, gümüş gibi parlak bedenli bir güzelin göğsüne dayanmışım, onun kucağındayım. Malım mülküm yok ama, kendim meyhanenin malı, mülkü olmuşum.
• Ey canıma can olan sakî! Sen harap olmuş gönlümün mumusun. Hara gönlümü bir gör! Ben meyhanede düşüp kalmışım.
• Sen; "Bu yıkık yere, bu meyhaneye şeytan seni düşürmüş." dedin, fakat meyhanenin şeytanında bile melek huyu, melek güzelliği var.
• Ben sustuğum zaman meyhane küpüyüm. Söz söylemeye başladığım Zaman meyhanenin kapısı olurum.
696. Kendimden geçtim de senin aşkını seçtim.
Mef'ulü, Mefa'îlün, Mef'ulü,
(c. III, 1446)
• Gönlüm yok, elim yok. ayağımı da senin aşkın bağlamış. Halbuki ben nice bağlar koparmışım, nice kayıtlardan kurtulmuşum. Ey sevgili yavaş davran! Ben ayık değilim, mest olmuşum.
• Hayranlık meclisinde senin bildiğin, tanıdığın padişahtan bana can gibi görünmez bir şarap kadehi sunuldu. Yavaş ol, ben mestim.
• Ey canım sevgili! Birazcık olsun bana yaklaş, uzak durarak beni daha fazla incitme Ey dilberim, yavaş ol; ben mestim.
• Ey sevgilinin sakîsi! Sevgiliye şarap sunarken ağır canlılıktan, donukluktan sakın! Rahiblere göstermeden gizlice o şaraptan bana da sun! Yavaş sun ki, ben mest bir haldeyim.
• Ey şarap! Ben senden daha beter bir haldeyim. Ben senden daha fazla şarabım. Senden daha fazla coşuyorum, köpürüyorum. Yavaş davran, ben mestim.
• İnsanları sarhoş eden, coşup köpüren şarapla aynı cinstenim. Hırkalarını satanlardan değilim. Neden durumu sevgiliden gizleyeyim, örtüneyim? Ben mestim.
• Kendimden geçtim de senin aşkını seçtim. Sonra gördüm ki tamamıyla yok olup gitmişim. Artık sen de yavaş davran! Çünkü benim aklım başımda değil.
697. Ben bir doğan kuşuyum, o ruhanî padişah beni çağırmada.
Mef'ülü, Mefa'îlün, Mef'ulü, Mefa'îlün
(c. III, 1447)
• Can hekimine gittim. "Lütfen beni muayene eder misiniz, şu nabz bakar mısınız?" dedim. Ben tuhaf bir haldeyim. Hem gönlüm bende de hem hastayım, hem aşığım, hem de mestim, kendimden geçmişim.
• Keşke bir olsaydı, benim yüz çeşit hastalığım var. Bütün bu hastalıklarla raber bir de işin ötesini araştırmaya kalkmışım. Ötelerden haber almak istiyorum.
• Can hekimi: "Bu kadar çok hastalıklar seni öldürmedi mi?" dedi, "Ev dedim, "Bu kadar hastalıklara dayanamadım, öldüm. Beni mezara koydu Fakat senin kokunu alınca mezardan sıçrayıp kalktım."
• 0 ruhanî güzelliğe sahip aziz varlık, o Hakk'a mensup dost, o nuruna, zelliğine dalıp da ellerimi kesip doğradığım o Yüsuf-ı Kenan olan hekim,
• Hoş bir halde yanıma geldi. Elini gönlüme koydu da: "Ne ildensin sen? haldesin?" dedi. Dedim ki: "Ben yabancı değilim, bu ildenim, halim meydanda!"
• Durumumdan şüpheye düştüğü için münakaşa etmeye, çekişmeye kalkışınca, tuttu bana bir kadeh şarap sundu. îçince sapsarı yüzüm kızardı. Alev yanmaya başladı. Bu yüzden çekişmeden vazgeçtim.
• Derken elbisemden soyundum, mest oldum. Deli divane oldum. Hakk rabıyla mest olmuş kişilerin meclisine girdim. Sağ tarafa oturdum.
• Yüzlerce kat elbiseler giyindim. Yüzlerce çeşit coşkunluklarda bulum Yüzlerce kase döktüm. Yüzlerce testi kırdım.
• Musa(a.s.)'ın yokluğunda îsrailloğulları altından yapılmış buzağıya tapmışlardı. Ben aşka tapmazsam, yünden, yapağıdan yapılmış yalancı buzağı olayım.
• Ben bir doğan kuşuyum. 0 ruhanî padişah yine beni gizlice çağırın, beni padişahlara bir şekilde yücelere doğru çekip götürmede.
• Sevgilim, ayağımı bağlayan sensin. Sevgilim, ben senin mestinim. îster ok olayım, ister yay yüzüğü; ben senin elindeyim, seninim.
• Göklere doğru fırlar, yücelirsem, senin yüzünden fırlar, yücelirim. Mest olmuşsam, senin mestinim, alçalırsam senin yüzünden alçalırım. Varsam senin yüzünden var olmuşum.
• Beni mest ettin de döndürüp oynatıyorsun. Mademki küpün ağzını kapadın, ben de artık ağzımı kapayayım.
698. Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım, su bulandı.
Mef'ulü, Mefa'îlün, Mef'ülü, Mefa'îlün
(c. III, 1453)
• Aynada güzel yüzünüzün hayalini görünce hayran oldum. Dil dökmeye başladım, fakat ayna nefes istemez, söz istemez, buğulanır. Bu yüzden ayna buğulandı da hayalin görünmez oldu. Vah benim sözlerime, vah benim sözlerime!
• Senin hayalini suda gördüm de yakalamak için suya el attım. Fakat su bulandı, seni göstermez oldu. Ben de boş yere uğraşmış oldum.
• Ey dost! Aramıza "Ey dost!" sözü bile sığmıyor. Ey sevgili demeye kalkışsam, "Ey sevgili!" bile diyemiyorum.
• Ah etsem, o da ne taraftan geldiyse o tarafa geçip gidiyor. Ağzımın yolunu kapadım. Artık feryad bile edemiyorum.
• Benim feryadım, benim ahım o ayın bulutlar arasına girip kendini göstermemesindendir. Ey benim ayın on dördü olan dilberim! Göğümdeki bulutlar arasına gizlenir, ama sen gizlenmezsin. Elbette canlı ay yüzlüye bakmak daha hoş!
699. Varlıktan kurtuluş.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1443)
• Varlık tahtasını yıkadım, temizledim. Varlıktan, benlikten kurtuldum. Benim artık dünya ile bir ilgim kalmadı. Nasıl olduğu bilinemeyen, anlaşılamayan büyük yaratıcı ile aramızdaki perdeyi de yırttım, attım. Artık bu hus kafamı yormayacağım, düşüncelere dalmayacağım.
• 0 eşsiz kutsal varlık, beni lütuf sütü ile besledi, yetiştirdi. Ayıplanma kınanma taşı nasıl olur da bana ulaşabilir? Bende gamın yaprağı bile yok.
• Ben yokluğa öyle dalmışım ki sevgilim: "Bir an için olsun gel, ben otur!" deyip duruyor da, ben ona bile aldırmıyorum.
• Hani bir an var ya, Adem(a.s.)'ı bir anda varlık alemine getirdi. On andan da usanmışım, benim onunla da ilgim yok!
• Sen bir an bile kendisinde olmayana ne dersin? Binlerce defa başıma vuruyor, başımı eziyor da ona bile aldırmıyorum.
700. İçtiğiniz şarap, sizi utandıracak yalancı şarap olmasın.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün,
(c. III, 1441)
• Ey benim kır atım! Nalını göklerin üstüne koy! Nasıl olduğu bilinmeyen ay, bir davet mektubu yazmış.
• Ovadan can gibi bir ceylan çıkageldi. Hem de öyle bir ceylan ki, erkek arslan onun korkusundan kuyruğunu kızgın kumlara vuruyor.
• Hocam bugün bayram gününe benziyor. Hepimiz de mest olmuşuz. Davul da mest, davul çalan da mest olmuş, kendinden geçmiş, güm güm diye davul çalmada.
• Aramızda ilaç için olsun bir akıllı bulamazlar. Şu deliler arasına katılan herkes deli divane oluyor.
• Mahmur kişiye bir kadeh şarap, altınla dolu yüz evden daha değerlidir. 0 şaraptan şu zayıf bedene bir kadeh dökelim.
• Sen oruçlular arasında rahat rahat, hoşça bir aşk şarabı kadehini al, iç! Üzüm şarabı içsen sonunda utancından akrep gibi gizlice eve gelirsin, ama bu şarabın sarhoşluğu öyle sarhoşluk değildir. însanı rezil etmez.
• Sen oruç bozmayan şarabı küpsüz, testisiz, kadehsiz iç! Bu ne üzümden yapılmıştır, ne de cibreden.
• Bu şarap mahmurun başına döktüğün, onu uyardığın, aklını başına getiren şarap değildir. 0 şarap yalancı şaraptır. 0 yüzden onun kuyruğu kısa kalmıştır.
• Deve şarapla dolu küpü yüklenmiş olarak meyhaneden çıkageldi. Onu görünce kadeh dile geldi: "Kalkın, uykuyu, yemeyi, içmeyi bırakın! Şarap için!" diye seslendi.
701. Ben beni satın alana doğru giderim.
Müfte'ilün, Mefa'ilün, Müfte'ilün, Mefa'ilün
(c. III, 1396)
• Yine sırlar içinde sevgiliye doğru giderim. Bülbülün nağmelerini dinleyerek, güle, gül bahçesine doğru giderim.
• Bu utanma, bu haya ne vakte kadar sürecek? Sen bu utanmayı ateşe at, yak da yanımıza öyle gel! Ben gönlü kendime yol arkadaşı olarak alırım da sevgilinin yanına öyle giderim.
• Bende sabır kalmadı ki unutkanlığa kulak vereyim. Akıl kalmadı ki usül ve adet üzere yol yürüyeyim.
• Ey benim Zühre yıldızım, çengi eline al "tın tın tın" diye çalmaya başla! Kulağım çenginin nağmelerinde, gözlerim de yüzünde olarak sevgiliye giderim.
• Gönlüm aşk tuzağının hastasıdır. Gönlüm bazen sevgilinin kapısında, bazen de damındadır. Gönlüm beni sevgiliye doğru çekiyor. Ben, beni satın alana doğru giderim.
• Sevgili bana sordu: "Senin ne hünerin, ne marifetin var? Niçin bir işle meşgul olmuyorsun?" Ona dedim ki: "Sen bana dükkanımın yolunu göster de; ben de işe gideyim."
• Gönlümün kendinden haberi varken işime giderdim, dükkanımı bulurdum. Ama gönül beni bıraktı gitti. Artık bende gönül var mı ki, ben de işime gideyim.
702. Ey güzeller Yusuf'u, neden kuyudasın, neden dışarı çıkmıyorsun,
kendini göstermiyorsun?
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün,
(c. III, 1436)
• Bilmiyorum, sen güneş misin, Zühre yıldızı mısın? Yoksa ay mısın? Aşkla başı dönmüş bu deliden ne istiyorsun, bilmiyorum.
• Ne olduğu, ne kadar üstün bir yaratıcı olduğu anlaşılamayan bu aziz varlığın dergahında, hep lütuf var, güzellik var. Nasıl bir ova, nasıl bir yeşillik, nasıl bir dergah bilmiyorum.
• Galaksilerin süslediği hududsuz göklerde, güzeller gibi sayısız yıldızların etrafında döndükleri dergahın nasıl bir dergahtır bilmiyorum.
• Senin güzel yüzünden canımız gül bahçesi halini almış; menekşelerle, nergislerle, süsenlerle dolmuş, parlak ayın ile yolumuz aydınlanmış, nasıl bir yol arkadaşısın bilmiyorum.
• Gönlün içinde hakîkat balıkları ile dolu, kıyısı olmayan bir deniz var. Ben böyle acayip bir denizi de görmedim, böyle balıklar da görmedim. Bunların ne olduklarını bilemiyorum.
• İnsanların padişahlığı masaldan ibaret! îri taneli inci, padişahın nazarında nasıl değersizse, mana padişahlığının yanında da dünya padişahlığı öyle değersizdir. Ben bakî olan ölümsüz padişahlar padişahından başka bir padişah bilmiyorum.
• Sen ne de sonsuz bir güneşsin ki, senin ışığın içinde oynaşan bütün zerreler söz söylemede. Sen Allah'ın zatının nuru musun? Yoksa Allah mısın, bilmiyorum!
• Binlerce Yakub'un canı bu güzellik, bu kudret yüzünden yanıp duruyor. Ey güzeller Yusufu! Sen neden kuyudasın, neden dışarı çıkmıyorsun, neden kendini göstermiyorsun, bilmiyorum.
703. Dualarım mumun alevi etrafında dönen pervanenin kanatları gibi yanıktır.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1425)
• Konuşma gücüm oldukça, işim gücüm dua etmektir. Duaları kabul etmeli de sana düşer! Dua benden, kabul senden! Duanın kabulü hususunda benim ne hakkım olabilir?
• Dualarım senin muma benzeyen kulağının etrafında döner durur. Bu yüzdendir ki dualarım mumun alevi etrafında dönüp duran pervanenin kanatlar gibi yanıktır.
• Ihtiyaçlarımın, dileklerimin kütüphanesine gelip giresin, yakından duyasır diye arzularımı kitap kitap üstüne koymuşum. Dileklerim sahife sahife altta bulunmaktadır.
• Bana çok lütufta bulunduğun, başka yaratıklara vermediğin düşünce duyma, hayal etme gücünü bana verdiğin için başım gökyüzüne sığmaz Gönlüm neşelidir; "Bende tan yerini ağartanın gamı var!" der durur.
"Felak Suresi, 113/1. ayete işaret var."
• Düşünce söğüt ağacı dalı gibi, her esen rüzgarda oynar durur. Ama yemyeşil sidre ağacının kökü gibi köklerim bir aradadır, güçlüyüm.
704. Ben sıcak göz yaşlanmla soğuk ah edişimin farkındayım.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1435)
• Hıç durmadan gönlün etrafında dönüp duruyorsun. Ne yapacağını biliyorum. Gönlü kanlara boğacak, yüzü sapsarı sarartacaksın.
• Bir kumazlık ettin, bir oyun oynadın, gönlün varını yoğunu aldın, götürdün. Bu oyundan sonra daha ne oyunlar oynayacağını, başıma neler açacağını, neleri meydana çıkaracağını biliyorum.
• Bir bakışla ciğerimi yaraladın, onu ateşlere attın, yaktın, yandırdın. Daha neler yapacağını biliyorum.
• Sıcak göz yaşlarım hakkı için, soğuk ah edişimin hatırı için olsun, nasıl yandığımı zaten biliyorsun. Sor bakalım, ben sıcak göz yaşlarımla, soğuk ah edişimin farkındayım. Sıcağın yakıcılığını, soğuğun donduruculuğunu anlıyorum.
• Benim bağrım tutuşmuş, gönlüm yanıyor. Senin eteğin tutuşmuş ama arada fark var. Yanıştan yanışa, dumandan dumana, dertten derde farklar olduğunu ben biliyorum.
705. Bahara: "Sen nerelerden çıkageldin?" diye sordum.
"Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim" diye cevap verdi.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1417)
• Yüzün hakkı için yemin ederim ki, ben dünyada senin yüzün gibi güzel bir yüz görmedim. Senin güzelliğini anlatanlardan duyduğum güzellik nerede; senin güzelliğin nerede? Sen onların anlattıklarına hiç benzemiyorsun.
• Bu dünyada böyle güzel bir bağ ne yetişmiştir, ne de yetişir. Böyle eşsiz bir bağın meyvelerini ne rüyada toplamışımdır, ne de uyanıkken.
• Sevgilim, sen bir baba duası değil, yüzlerce peygamber duası almışsın ki böyle bir güzellik devletine konmuşsun.
• Şeker kamışına: "Kimin yüzünden böyle şekerlerle doldun?" diye sordum. Seni işaret etti de dedi ki: "Ben onun nefesini içime çekmiştim de o yüzden bu hale geldim."
• Cana dedim ki: "Neden gonca gibi yüzünü gizledin?" Dedi ki: "Onun yüzünden utandım da gözlerimi kapadım, kendi içime çekildim."
• îlkbahar mevsimi kanatlarında binlerce renkler bulunan tavus kuşu gibi geldi, her tarafı süsledi, güzelleştirdi. Bahar'a: "Sen nerelerden çıkageldin?" diye sordum. "Ben ötelerden, onun güzellik bahçesinden geldim." diye cevap verdi.
• Sonra dedi ki: "Canlar zevke dalsınlar diye şarap getirdim. Çiçekler getirdim, hastaların iyileşmeleri için ilaçlar getirdim, macunlar getirdim."
"Şarap üzümden çıkarılır. Bütün ilaçlar çiçeklerden, elde ediliyor.
706. Gül dedi ki: "Padişahımın hayali yüzüme güldüğü için o günden beri hep gülmedeyim."
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1412)
• Kim dağınıklıktan kurtulmak, düğümlenmek istiyorsa, bana gelsin, ona güzel bir düğüm vurayım. Efendimin düğümü ile mermer kaya bile' can bulur. Ona ulaşan taş bile cana kavuşur.
• Bir gün bahçede dolaşırken güle: "Sen daima gülüp duran, hoş kokular saçan, gözleri okşayan renginle bizi Hakk'a götüren bir kılavuzsun." dedim. Gül bana: "Neden daima gülüp duruyorum, biliyor musun?"
• "Güzel huylu padişahımın hayali tebessüm etti, yüzüme güldü de o günden beri dünyada bulunan bütün güller soydan soya böyle gülmeye başladık. Oğuldan oğula hepimiz güler yüzlü olduk. 0 günden beri, suratı asık bir gül hiçbir yerde görünmez oldu."
• Padişahım dedi ki: "Ömrü olmayan her zavallıya ben ömür olurum." Ben de bir zavallıyım, padişahımın bu vadinden ümide kapıldım da ömürden oldum. Ömürsüz kaldım.
• Gönlüm güle; "Senin ömrünün ne değeri vardır ki, beni neden minnet altında bırakıyorsun? Ben kimim, sen kimsin?" diye bağırdı.
• Aşk diyor ki: "Bir sırrım var, söyleyeyim de duy, bunu ganimet say, hayırlara kavuş! Ne kötülük et, ne de ondan ayrıl, yoksa ümitsizliğe düşersin, pişman olursun."
• Bütün padişahlar kullarını, aç gözlü olmadıklarından, kanaat sahibi olduklarından ötürü överler. Benim padişahımın bütün öfkesi ise, onun lutuflarını yeter bulmamdır. ¦
707. Ben hiçbir şey bilmiyorum, bilmiyorum.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1439)
• Ben bu dokuz kat göğü, insanı büyüleyen şaheserler ortaya koyan ressamı gereği gibi bilemiyorum, bilemiyorum.
• Bana her tarafa gitme, sen üstadsın, buraya gel diyorsun, ama ben o mekansızlık yerini bilmiyorum, bilmiyorum.
• 0 bazen benim yakamı tutar, beni hırpalar, perişan eder. Beni hırpalayan o güzel huyluyu bilemiyorum, bilemiyorum.
• Ben musikiden zevk alan, güzel seslileri dinlemeyi iş edinmiş bir canım. Çalgıcı olmadıkça huzur bulamıyorum. Musikiyi ve neşe arayan canımı bilemiyorum, bilemiyorum.
• Ben bir arslan görüyorum. Bütün dünya onun önünde bir ceylan sürüsü. Fakat bu arslan kim? Bu ceylan sürüsü ne? Bilemiyorum, bilemiyorum.
• Beni sel kaptı, sürüklüyor. Aşağılara doğru akıp dereyi aramadayım. Fakat beni alıp götüren seli de, dereyi de bilemiyorum, bilemiyorum.
• Köyü, çarşı pazarı bilmeyen ve orada kaybolan bir çocuğa benziyorum.
• Şefkatli, merhametli bir dost bana: "Kötü insanlar seni çekiştiriyorlar, senin hakkında kötü sözler söylüyorlar." diye haber verdi. Ama ben iyiliğimi de, kötülüğümü de söyleyenleri bilemiyorum, bilemiyorum.
• Yeryüzü bir kadın gibi, gökyüzü de onun kocası. Bu kadın kedi gibi kendi yavrularını yiyor. Fakat ben ne kadını biliyorum, ne de o kocayı.
• 0 gayb aleminin güzeli bana kaşı ile işaretler etmede, bir şeyler anlatmada, gizli bir şeyler söylemede. Ama ben ne o bakışı, ne o kaşın işaretini bilmiyorum, bilmiyorum.
• Ben Yakub'um, o Yusuf! Yusufun kokusunun aslı nedir, bilmiyorum. Ama yine de gözüm onun kokusu ile açılmada, aydınlanmada.
• Dünya suratını ekşitse de, o ay yüzlü güzel benim yüzüme gülüp duruyor. Ama ben o ay yüzlüden başkasını bilmiyorum, bilmiyorum.
• Kudret elinden, kudret kolundan her an bir ok uçup gelmede! Fakat ben o eli de bilmiyorum, o kolu da!
• Sus, ne zamana kadar dedi-kodu ile uğraşacaksın? Ben dedi-koduyu da bilmiyorum, söyleyenleri de!
• Benim öyle bir derdim, öyle bir dermanım var ki, hekimlerin en büyüğü, en meşhuru olan Calinos bile; "Bu derdi de, ilacını da bilmem!" diyor.
• Ey gece! Önümden çekil, git! Büklüm büklüm saçlarını, perçemlerini bana gösterme! Ben o siyah kıvırcık saçlarından başka bir şey bilmiyorum, bilmiyorum.
• Ey güzel yüzlü gündüz! Seni aydınlatan güneşin ne de parlak, ne de gül renkli. Fakat git, git, ben Allah'ın nurundan başka birşey bilmiyorum. Allah göklerin ve yerlerin nurudur.
708. Ben bedendeki can gibiyim, aşk gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1430)
• Ben aşıkların başı olmak sevdasına kapıldım da, aşk yoluna düştüm. Ben aşkın oğluyum ama, benim varlığım babamdan öncedir.
• Görmez misiniz? Bademyağı bademden çıkar ama, can da bilir ki, badem; "Ben ağaçtan önceyim." diye söylenip durur.
• Zahire bakan, görünüşe kapılan; "Hz. Adem'e melekler secde ettiler" der Ama Hz. Adem'in hakîkatini gören; "Abdal!" der, "Nasıl olur da Adem bedenden ibaret olur, buna imkan var mı? Melekler Hz. Adem'e değil Hz Adem'de bulunana secde ettiler."
• Ben bedendeki can gibiyim, aşk gibiyim. Hem görünürüm, hem görünmem. Ben hem gızliyim görünmem, hem de beldeki kemer gibi meydandayım, görülürüm.
• Gizlj sevgili benim de kendisi gibi gizli kalmamı istiyor. Yoksa geceleyin gözleri görmeyenlerin inadına ben ay gibi apaçık görünür, dururum.
• Gökyüzü bana; "Seni ay gibi başımda taşırım." diyor. Ona dedim ki: "lyi ama sen bana sor bakalım; ben var mıyım ki, sen beni başında taşıyasın?"
* Vuslat gününde sen beni o güzelden ayırdedebilirsen, şunu iyi bil ki- gördügün o güzel başkasıdır, ben başka biriyim.
709. Aşk; "Ben daima devam eden, hoş geçen bir ömürüm." dedi.
Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
(c. III, 1402)
• Ey şeker gibi tatlı olan güzelim! Dün gece ne yedin? Söyle, ben de bundan sonra bütün ömrüm boyunca, gece gündüz onu yiyeyim.
• Yazdığın mektupların zevki, verdiğin müjdeli haberlerin neşesi içime kadar yerleşmiş ki, oradan ayrılıp dudaklarıma kadar gelemiyor da bu yüzden duyduklarımı söyleyemiyorum.
• Ben içime yerleşen zevke yalvararak derim ki: "Ne olur gel, benim duyduklarımı herkese duyur!" 0; "Ben içerde daha hoşum!" diye sözlerime omuz silker.
• Aşk elbette her gönüle uğrar. Bu hal herkesin başına gelir. Şükürler olsun ki aşk benim gönlüme de uğradı. Bu iş bana zorluk çıkarmadı.
• Bir gece aşka; "Doğru söyle, sen kimsin?" dedim. "Ben ölmeyen hayatım, ölmeyen yaşanışım. Ben daima devam eden, hoş geçen bir ömürüm." dedi.
• Tekrar sordum: "Ey mekandan dışarı olan aşk! Senin evin nerededir?" "Ben gönül ateşinin dostuyum. Ben yaşlı gözlerin yanı başındayım." diye cevap verdi.
• Sararıp solan her benzin rengi bendendir, benim rengimdendir.
• Güllerin, lalelerin rengi benimdir. Kumaşların değeri de benim. Aşk mektuplarının zevki de benim. Her gizli şeyi keşf eden de benim.
• Aşk en küçük işvesi ile benim gibi yüzlerce kişiyi yoldan çıkarır. Hocam sen bana bir yol göster, ben onun elinden nasıl kurtulabilirim?
• Gökyüzü aşka şöyle seslenir: "Ben senin için dönüp duruyorum." Ay da aşka şöyle nida eder: "Ben senin yüzünden nurlandım."
• Akıl aşk yüzünden kararsızdır. Yerinde duramaz, düşünceden düşünceye atlar. Ruh huzura kavuşmak için aşka haraç verir. Baş, "Ben senin ardında koşmak için yuvarlağım diye söylenir ve aşkın önünde secdeye kapanır.
710. Ben çok güzel gördüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel değildi.
Mefa'îlün, Mefa-îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1416)
• Sevgili yüzünü ekşitmiş, asabi ve öfkeli bir halde bakıyor. Ben hayatımda böyle tatlı bir güzellik görmemiştim. Onun güzelliğinin büyüsünden deli, divaneyim. Onun aşk masallarından mest olmuşum.
• Sevgili, ben hayatımda çok güzel görmüşüm. Fakat hiçbirisi senin gibi güzel değildi. Bu yüzden ben sana bağlanmışım. Benim varım, yoğum sensin, ben artık bende değilim. Ben kendimden geçip gittim.
• Bildiğin gibi ben bütün gece perişan bir halde idim. Ruhum, aklım darmadağınıktı. Fakat şimdi günün aydınlığında senin güzelliğini görünce hayran oldum, şaşkınlıktan bambaşka bir hale geldim.
• Elimden tut, beni kaldır, beni bu halden kurtar! Ben topraktanım, topraktan yaratılmışım. Senin nurunla topraktan sıçradım kalktım.
711. Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa-îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1432)
• Sen de bilirsin ki, ben sensiz yok olur giderim, yok olur giderim. Yokluktada bir varlık kabiliyeti vardır. Halbuki ben ondan da aşağı bir hale gelirim.
• 0 Yusuf gibi güzel varlıktan ayrı düşünce mahzun olurum, kötü zanlara düşerim. Her pişmanlığa arkadaş olurum.
• Irem bağına girince gamın boynunu bağladım. Onu deve gibi her taraf; çeker götürürüm. Ona dikenden başka birşey tattırmam.
• Ben takdirin, o acı emrin hükmü altındayım. Bazen kervanbaşıyım, bazen deve, bazen göç davuluna tokmak vururum. Bazen bayrağın perçemi olurum
• İster davul, ister davul çalan olayım. 0 büyük padişahın ordugahındayım ya! Bu değisikliklerden, bu renkten renge girişlerden ne diye üzüleyim! Ne olursam olayım, padişahın hizmetindeyim ya!
• Ben bir mum gibi söz söylemeden her şeyin suretini gösteririm. Eğri büğrü düşünmem. Çünkü düşündeki yazının işareti olurum.
• Aşk der ki: "Ey aklı başında olan kişi! Sunduğum şarabı ganimet bil. Al, iç sarhoş ol! Ey aç kişi! Seni doyurduk. Ey burnu koku almayan! Seni iyileştir dik."
• Efendimizin, sahibimizin nimetlerine şükrettik. Zaten efendimiz buna layık, bu zevkin sonu yoktur. Bu kadeh, adi kadeh değildir. Bu aşk şarabı kadehi kırılmaz.
712. Ben şu anda aşktan doğmuşum.
Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
(c. III, 1409)
• Ey seher vakti bana şarap sunan sevgili! Nazı bırak da bir şeyler söyle Sesinle de mest olmak istiyorum: "Hiç olmazsa şarabı sana ben verdim." diye söylen!
• Sen kucağımdan gittinse de sarhoşluk başımdan gitmedi. Yolun başına gel de gör, yol üstünde düşüp kalmışım.
• Bende kem göz vardı. Ona buna nazarım değerdi. Bu yüzden güzelliğin perde altında gizlendi, benden ürktü. Ben de güzelliğini ona zarar vermeden görebilmem için kem gözümü kapattım, kendime başka bir göz buldum, başka bir göz açtım.
• Bilhassa ahdine olan ümidimle gönlüm nasıl açılmaz, nasıl ferahlanmaz? Bu yüzden de senin ahd mektubunu gönlümün başına koydum.
• İlk doğuşum geçti, gitti. Ben şu anda aşktan doğmuşum. Kendimde bir başkalık, bir fazlalık var. Çünkü herkes bir kere doğar, ben iki kere doğmuşum.
• Ben kafirler diyarında bulunuyordum. Aşk beni esir aldı, bu ellere getirdi. Bu yüzden aşıkların canlan gibi safım, tertemizim, güzelim.
• Ben böyle yaya yürüyorsam da, bu ilde ben bir padişaha kavuştum. Şimdi o padişahın evindeyim. Onun güzel saçlarını okşuyorum.
713. Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da, hayal gibi oldum.
Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
(c. III, 1403)
• Ben senin aşkını başarabilmek, aşkını elde etmek için baş vermeye geldim. Eğer sen; "Hayır!" dersen, ben o şeker kamışını kırarım, içindeki şekeri alırım.
• Akıl gibi, can gibi bütün gözlerden gizli olarak canlara ve gözlere görüş meşalesi götürmeye geldim.
• Eğer gönlümü kırarsa, o gönül kırana canımı veririm. Başımdaki külahı alsa, belimdeki kemeri de ona veririm.
• 0 gözümün önüne oturmuş ben nereye bakabilirim? 0 gönül şehrini zaptetmiş, ben nereye gidebilirim?
• 0 attığı okun keskin ucuyla dağı bile deler. 0 ok atmaya başladığı zaman, beni kalkan yerine tutarsan, yazık bana!
• Sevgilinin güzel hayalinin sevdasına kapıldım da hayal gibi oldum. Adını kimseler duymasın diye kıskanırım da, onu; "Ay yüzlü!" diye çağırırım.
• Sevgilim önüme şarap getirdi. "Bunu iç; sen bunu içmesen başkasına götürürüm." dedi. İşte benim bu gazelim onun şarap ikramına bir cevaptır.
714. Sevgili! Ben yokluk aleminden bu dünyaya senin aşkınla geldim.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1418)
• Ey gönül! Ben garibim, aşığım, mestim, yüzünü görmek özlemindeyim. Sana gelmek, seninle buluşmak için pılımı pırtımı bağladım, denk yaptım. İşte şuracıkta duruyor.
• Sen bütün dünyanın kıblesisin. Kıbleden başka tarafa dönemem. Nerede olursam olayım, hep kıbleye yüz çeviririm. Namazımı kılarken oraya dönerim.
• Canım bedenimde oldukça, senden başkasına giden bir yola ayak basamam, buna imkan yok! Sevgili, ben yokluk aleminden bu dünyaya senin aşkınla geldim.
• Senden başkasını düşünürsem, darağacına layık olurum. Senden başkasının eteğine sarılırsam, elim kesilsin.
• Bütün dünya ve bütün dünyadakiler, kendi vesveselerine uymuş, yollarını kaybetmişler, dinlerinden dönmüşlerdir. Bense öyle büyük bir aşkın lütfu ile kendi şerrimden bile kurtulmuşum.
• Şu gönül kirlilikten kurtulmuş, saf, tertemiz bir hale gelmiş de yükselmiş, aşkın yücesine çıkmış. Bense beden balçığının meydana getirdiği bulanıklık yüzünden, şu kirli yerde, dünyada kalmışım, yücelere çıkamıyorum.
• Sevgilinin kendisi bana gelmeye tenezzül etmedi de, lütufta bulundu, hayalini gönderdi. Ne de güzel bir hayal! Dayanamadım, o hayalin ayaklarına kapandım, ayaklarını dudağımla yaraladım, incittim.
715. Ben aşıklar arasında tanındım, meşhur oldum.
Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
(c. III. 1410)
• 0 güzelin esiri ve aşığı olduğum günden beri, ona karşı duyduğum sevgi can gibi gönlümde gizlendi kaldı. Ben şeytan da değilim, peri de değilim. Nasıl oldu da sevgim herkesten gizli kaldı?
• Sanki ben kar idim, eridim, yer beni yedi, içine çekti. Baştan başa gönül dumanı kesildim, göklere doğru yüceldim, yükseldim.
• Benim bedenim var, ben ruhlardan değilim, canlardan de çekinirim. Can candan çekinmez. Ben de cana döndüm. Öyle olduğu halde neden canlardan çekiniyorum?
• Beni bir şey sanmayana benim sanışım gitti. Sonunda onun başında bir vehim oldum.
• Ben kendimde olmadığımdan ötürü, gönlüm ona şahitlik etti. Bu gönlüm, elden gitti de o ne söylediyse, o oldum.
• Benim bütün feryadlarım, iniltilerim benden değildir. Hep ondandır. Dudağının şarabı yardım etti de gönülsüz, dilsiz bir hale geldim.
• Sevgilim bana; "Mademki aşıksın niçin aşkını gizliyorsun?" dedi. îşte bu sözden ötürü aşıklar arasında tanındım, meşhur oldum.
• Ey cihanın canı! Senin aşkın yüzünden cihan işime yaramaz oldu. Ben bu cihanı ne yapayım? Çünkü ben öteki cihandan oldum.
716. Ben marangozun elindeki tahta gibiyim.
Bu yüzden ne keserden korkarım, ne çividen.
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
(c. III, 1429)
• Bende güzellikten anlamayan bir gönül yok ki, sevgiliden kaçayım. Elimdeki hançer, savaşta işe yaramayacak bir hançer değildir.
• Ben marangozun elinde bulunan tahta gibiyim. Bu yüzden ne keserden korkarım, ne de çividen kaçarım!
• Tahta gibi kendimde değilim, tahtalığa aykırı düşüncem de yok! Marangozun elinden kaçarsam, ateşten başka bir şeye layık olmam.
• Taş gibi katı, sert bir hale gelirsem, lal olmaya yol bulamam. Sadık mağara dostundan kaçarsam, mağara gibi dar ve karanlık kalırım.
• Yapraksız kalmaktan kaçarsam, şeftaliyi öpemem. Tatardan kaçarsam, Tatar miskini koklayamam.
• Kendimden şu yüzden incinip durmadayım: Ben kabıma sığamıyorum, bir yerdeyim ki, oraya baş bile sığmıyor. Sarıktan kaçarsam haklıyım.
• Bulunduğum hale, bu devlete ulaşmam için binlerce yıl gerek. Kıymetini bilmez de bu sefer kaçarsam, bu devleti bir daha nerede elde edebilirim?
• Hasta değilim, namert de değilim. Niçin güzellerden çekineyim? Mide fesadına uğramadım ki meyhaneden kaçayım.
717. Ben az sarhoş olduğum günü ömür saymam.
Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstefilün, Müstef'ilün
(c. III, 1381)
• Ben kapımın önünde düşüp yıkılan sarhoşu hor görmem. Kapımdan sürüp kovmam. Evimde şarap varsa, önüne korum. Onunla beraber ben de içmeye başlarım.
• Misafirim olan sarhoş benim canımdır. Başımın tacıdır. Benim sultanımdır. O bana o kadar azizdir ki, yerde oturmasın, kalksın, benim başımın üstüne otursun.
• Ey sarhoş dostum, ey bana çok yakın olan aziz varlık! Bana çok içir, beni çok sarhoş et! Çünkü ben az sarhoş olduğum günü ömür saymam.
• Ömrümü altın gibi şaraba vakfettiğimden sakîden başkasının yüzüne bakmam. Sakînin emrinden dışarı çıkmam.
• Ben kendimi ne zamana kadar deneyeceğim? Ne zamana kadar şu aklı sorguya çekeceğim? Ben sarhoş olduğum gün kendini düşüncelere kaptırmış îlan canımın gemisi olurum da, gezer dururum. Halbuki aklım başımda olduğu gün, demir atmış bir gemi gibi, olduğum yerde kalırım.
* Beden şarabı nerede? Can şarabı nerede? Beden şarabı üzümden yapılır. Can şarabı ise ötelerden gelir. Gök nerede, ip nerede? Sen, sonu başağrısı olan hayırsız bir kadehle sarhoşsun. Bense ötelerden gelen Kevser havuzunun şarabı ile sarhoşum.
718. İyi, kötü, güzel, çirkin her şey Hakk'ın eseridir. Her şeyi o yaratmıştır.
Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstefilün
(c. III, 1384)
• Ey aşk! Beni put gibi kırıp döktün, senden şikayetim var. Seni kadıya götüreceğim. Hiç kimse benden şahit isteyemez, ben şahit getirmeye mecbur değilim, çünkü ben kendim şahidim.
• Hüküm verilen de sensin, hüküm veren de sen! Gelecek zaman da sensin, geçmiş zaman da sen! Öfkelenen de sensin, razı olan da sensin! Andan ana Çeşit çeşit görünüyorsun. Aslında her şey senindir, herşeyi sen yarattın!
• Ey güzel aşk! Ben senim, sen de bensin! Hem selsin hem de harman, hem neşesin hem de gam!
• Şunlar da senden ibaret, bunlar da! Bundan da münezzehsin, ondan da! 0 geniş ova da sensin, şu dağ da! Kerem ovası da sensin! Çünkü her şeyi sen yarattın, her şey senin emrinle var oldu.
• Söz söyleme aşkı da sensin, susma sevdası da sen! Anlayış da sensin, kendinden geçiş de sen! Kafirlik de hidayet de senden, adalet de sitem de sendendir.
• Ey padişahlar padişahına padişah olan! Ey akıl, ey can ülkesine taht kuran, ey yüzlerce eseri, nişanesi olduğu halde, kendini göstermeyen! Ey yokluk denizi olan aziz varlık!
• Sana karşı güzellerle çirkinler iğnenin ucundaki resme benzerler. Dilersen kağıda o iğne ile güzel resim yaparsın, dilersen çirkin yaparsın. Sonra onları ölümle, hastalıkla yırtar atarsın.
• Resimler aynı kalemden çıktıklarını bilselerdi, her resim ile süt ile bal gibi kaynaşır, birleşirdi.
• Senin civarında can vermek için sana doğru gelene, gayretin; "Git!" der. Lütfun, ihsanın; "Beri gel!" diye çağırır.
• Fakat lutfun aşındır. Aşıkı kendine çektikçe çeker. Aydınlık nasıl karanlık-tan üstünse, lutfun da kahrından fazladır, üstündür.
• Herkes bir vehim, bir hayal peşine takılmıştır. Yerden yere çeker durur. Fakat o hayal ordularını çeken de sensin.
• Ey mülk sahibi, ey devlet sahibi! Sonunda bir hayal getirirsin. Üstünlüğü, büyüklüğü bir önce gelen hayalden kapar alırsın. Onu bunun esiri yaparsın. Hikmetinden sual olunmaz.
• Her an can diyarından bedene bir hayal gelir de kısmetleri dağıtandan habersiz olarak çocuklar gibi; "Kale bizimdir." der.
• Susayım, dudaklarımı yumayım da şu dünya benim bu sözlerimden karış-masın, darmadağın olmasın. Zaten sen söze sığmıyorsun, artık fazla eksik ne söyleyeyim?
"Dikkat buyrulursa anlaşılacaktır ki Hz. Mevlana bu uzun gazelinde vahdet konusunu bir çok benzetmelerle hoş bir şekilde ifade buyurmaktadır. İyi, kötü, güzel, çirkin, bütün bu zıtlar, hep O'nun eseri, herşey O'nundur. Herşeyi 0 yaratmıştır. Panteistler (vahdet-i mevcuda inananlar) gibi; "Her şey O'dur" diyemeyiz, "Her şey O'ndandır, her şeyi 0 yaratmıştır." diyeceğiz."
719. Senin aşkına kurban olduğum gün benim bayramımdır.
Müfte'ilün, Müfte'ilün, Müfte'ilün, Müfte'ilün
(c. III, 1394)
• Bana; "Defol git!" deme! Beni başından savma, ben şarap içmedikçe bir yerlere gidemem. Arlanma; işveler etme; bu davranışlarınla beni kandıramazsın. Ben mest olanların işvelerine aldanmam.
• Vaadlerde bulunma, vaadlerle beni oyalama, ben vaad müşterisi değilim. Ya istediğimi verirsin, yahut seni dükkanından rehin alırım.
• Ey gönlümün de, canımın da kulu olduğu aziz varlık! Senin tatlı gülüşüne bağlanıp kalmışız. Senin gülüşün nedir? Söyle, kerem deryasının coşması değil midir?
• Bu davranışınızdan hayrete düşen gönlün başı döner. Gerçi ben maddî varlığımla, bedenimle küçük, ufak tefek görünüyorsam da, gökten de daha büyüğüm. Onun bir kaç misliyim.
• Ben laf ederim, ulu orta söz söylerim, ama korkmam. Çünkü sözlerimi sen düzeltirsin. Ben naz ederim, nazım sana dokunmaz, çünkü senin nazarında benim itibarım vardır.
• Bütün gece herkesin üzerine zehir yağsa, ben yine şekerden daha tatlıyım Çünkü ben şekerler içinde şekerim.
• Dünyada herkesin bir kimsesi vardır. Her gönlün de bir hevesi vardır. Fakat bu nerede; o nerede? Ben bambaşka bir havadayım.
• Dünyanın bütün kalkanları savaşta bozulur, işe yaramaz olur. Ama ben senin zahmete, gönülde açtığın yaralara kalkan olduğum zaman bozulmam.
• Şu avare gönlüm seferden dönerse, evi boş bulacak. Benden hiçbir haber alamayacak.
• Senin aşkına kurban olduğum gün, benim bayramımdır. Sana kurban olduğum gün bayram sayılmazsa, ben insan değilim, belki pek aşağı varlığım.
720. Benim bedenimde başka bir can var, canımda da başka bir can var.
Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün,
• Ey aşıklar, ey aşıklar, ben kadehi kaybettim de, kadehlerle verilmeyen, kadehlere sığmayan başka türlü bir şarap içtim.
• Ben "ledün" şarabından içmişim, mest olmuşum. Harabım, kendimde değilim. Sen git, polis komiserine beni çekiştir! îçtiğim şaraptan sana da, o polis komiserine de tattırmak istiyorum.
• Ey sadıklar padişahı! Benim gibi uysal bir kişi gördünüz mü? Ben senin diriliğinle diriyim, ölülüğünle ölüyüm. Güzellerle, gül yüzlülerle gül bahçesi gibi açılırım, kış gibi soğuk münkirlere karşı da kış mevsimi gibi donar kalırım.
• Ey ekmek peşinde koşan zavallı! Allah aşkına bana dikkatle bak; ben mestim ve kendimden haberim yok! Fakat ben ne şarap küpünün etrafında dolaştım, ne de üzüm cibresi sıktım.
• Ben mestim, ama onun yüzünden mestim. Batmışım, ama onun ırmağına batmışım, onun şekerine karışmışım. Onun gül bahçesinde "gülbeşeker" olmuşum.
• Şarap kadehine sarıldım, düşüncenin kanını döktüm, sevgilimle buluştum. Perdenin arkasında olduğum için sen beni göremiyorsun.
• Düşünceyi darağacına astım, çünkü düşünce ayrılık veriyor. Ben düşünceden hoşlanmıyorum. Ondan bezdim, usandım. Zaten ben hep akıl yüzünden, düşünce yüzünden perişan olurum.
• Benim bedenimde başka bir can var, canımda başka bir canan var. Benim zamanımda da başka bir zaman vardır. Çünkü ben, benden kurtuldum. Ona kavuştum.
721. Yanağımı tırmalaması, gömleğimi yırtması için
her nefeste bir güzelin yakasına yapışırım.
Müfte'ilün, Müfte'ilün, Müfte'ilün, Müfte'ilün
(c. 111, 1397)
• Şu dünyada yaşayan insanlar, hep "ben" ve "biz" deyip duruyorlar. Şu yüzbinlerce ben ve biz içinde acaba ben nasıl bir benim? Insan kalabalığından gelen gürültüye kulak ver! Beni konuşturmamak için elini, ağzıma koyma!
• Çünkü ben, bende değilim, ben elden gittim. Yoluma kadehleri koyma! Eğer korsan, üstüne ayağımı basar, hepsini kırar geçiririm.
• Gönlüm her nefeste senin hayalinin rengine boyanır. Eğer siz sevinçliyseniz ben de sevinirim, mahzunsanız, ben de mahzun olurum.
• Acılık ederseniz ben de acı olurum. Lutuflarda, ihsanlarda bulunursanız, ben de lütuflarda ve ihsanlarda bulunurum. Ey güzel yüzlü sevgili; seninle her şey hoştur, güzeldir.
• Asıl olan sensin, ben kimim? Ben senin elinde bir aynayım. Sen her ne gösterirsen, ben oyum.
• Sen güzel endamınla, uzun boyunla çimenler arasındaki selvi ağacı gibisin. Ben gülün gölgesi oldum, gideyim de gülün yanında çadır kurayım.
• Sensiz bir gül koparırsam, o gül avucumda diken olur. Ben kendim baştanbaşa diken olsam, senin yanında gül olurum, yasemin olurum.
• Yanağımı tırmalaması, gömleğimi yırtması için, ben her nefeste bir güzelin yakasına yapışırım.
• Gönül ve din salahının lütfu gönlümde parladı. Zaten kuyumcu Salahaddin cihana bir gönül mumu olmuştur. Ben neyim? 0 mumun şamdanı!
722. Ben senin emrine kul olmuş bir zavallıyım.
Müfte'ilün, Müfte'ilün, Miifte'ilün, Müfte'ilün
(c. III, 1393)
• Ben ölü idim, dirildim; ağlardım, güldüm. Aşkın devleti geldi, ben ebedî devlet oldum.
• Benim tok gözüm vardır, cesaretli canım vardır, arslan yüreği gibi bir yüreğim var. Ben parlak Zühre yıldızı oldum.
• Dedi ki: "Sen divane değilsin. Bu eve layık değilsin." Ben de gittim divane olup zinciriyle bağlandım.
• Dedi ki: "Sen sermest değilsin, git!" Ben de gittim sermest olup neşe ile doldum.
• Dedi ki: "Sen öldürülmemişsin, neşe ve müzik ilgin yok!" Can bağışlayan yüzüne karşı şehid oldum.
• Dedi ki: "Sen zeki bir kişisin, hayal ve şüphenin sarhoşusun." Ben hemen abdallaştım, hayal ve şüpheden sıyrıldım.
• Dedi ki: "Sen mum oldun, meclisin kıblesi oldun." Ben mum değilim!" dedim, yandım, yakıldım, duman oldum.
• Dedi ki: "Sen şeyhsin, önde gidenlerdensin, yol gösterensin." "Hayır! Ben şeyh değilim!" dedim. "Önde gidenlerden de değilim. Kimseye de yol gösterdiğim yok. Ben senin emrine kul olmuş bir zavallıyım."
• Sen güneşin kaynağısın, ben söğüt ağacının gölgesi düşen yerim. Sen benim başucuma gelince, alçalır, erir, yok olur giderim.
• Gönlüm canın parıltısını buldu. Dünyanın nuruna nail oldu. Gönlüm yeni bir atlas buldu da bu hırkaya düşman kesildi.
* Hakk arifi "Ben her şeyden hikmet dersi aldım. Yedi kat göğün üstünde parıldayan yıldız oldum." diye şükreder.
723. Ey insan! Bana yaklaş da seni bundan daha güzel bir hale getireyim,
kamil insan yapayım.
Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
(c. 111, 1374)
• Ey aşıklar, ey aşıklar! Ben toprağı cevher haline getiririm. Ey çalgıcılar, ey çalgıcılar! Deflerinizi altın doldururum.
• Ey susuzlar, ey susuzlar! Ben bugün sakîlik ederim Bu çorak toprağı cennete çeviririm. Kevser ırmağı akıtırım.
• Ey kimsesizler, ey kimsesizler! Kurtuluş vakti geldi, ben çok dertler çekmiş çok belalara uğramış gam hastalarını padişah yaparım.
• Ey kimya, ey kimya! Sen bana bak! Çünkü ben yüzlerce kiliseyi mescid yaparım, yüzlerce darağacını minbere çeviririm.
• Ey kafirler, ey kafirler! Ben sizin kilitlerinizi açarım, çünkü ben mutlak hakîmim. Dilediğimi mü'min ederim, dilediğimi kafir.
• Sen bir damla meni idin, kan oldun, sonra çeşitli merhalelerden geçtin. Uzun boylu bir güzel insan haline geldin. Ey insan! Bana yaklaş da seni bundan daha güzel bir hale getireyim. Kamil bir insan haline getireyim.
• Ben gussayı, derdi neşe haline getiririm, yolunu şaşırmışları doğru yola götürürüm. Ben kurdu Yusuf yaparım, zehiri şeker haline sokarım.
• Ey gül bahçesi, ey gül bahçesi! Reyhanları, nilüferlere arkadaş ederim. Gel benim bahçeme de benden gül al!
724. Ben ucu bucağı bulunmayan bir deryanın damlasıyım.
Damla damla o deryaya gidiyorum.
Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c.IV, 1667)
• Ben vuslattan ayrılığa nasıl giderim? Bağlık bahçelik yerleri bırakır da dikenlerle dolu çöllere nasıl düşerim?
• Hiç ben kendim isteyerek gider miyim? Beni o çekiyor, o sürüklüyor.
• Bağı bahçeyi bırakıp gittiğim için, nergisin gözü şaşırdı. Bana şaşkın şaşkın bakıyor.
• Ben canımı gül bahçesinde bıraktım. Cansız gidiyorum. Akıl da durumu gördü, şaşırdı. Parmağını dişlemeye başladı.
• Gizli, görünmez bir el yakama yapışmış, beni çekip sürüklüyor. Ben de ona uymuşum, gidiyorum.
• Böylece kendisi görünmeyen, fakat çekişi meydanda olan el, kimin elidir? Kimin eli ki, ben onun çekişi ile hem açık, hem de gizli gitmedeyim?
• Anladım ki, el önce beni derlemiş, toplamıştı. Şimdi de perişan bir halde gidiyorum.
• Ben böyle şaşılacak bir eli seyre daldım da kendimi kaybettim. Elden çıktım, hayran oldum, şaşkın şaşkın gidiyorum.
• Ben aslında ucu bucağı bulunmayan bir deryanın katresiyim, damlasıyım. Damla damla o denize doğru gitmedeyim.
• Ben manalar madeninin arpa büyüklüğünde bir zerresiyim. 0 madene doğru gidiyorum.
• Bu söz bitmez, tükenmez. Fakat ben o başlangıçtan geldim, ona doğru gidiyorum.
725. Yarattığın bütün varlıklar, hepimiz senin sofranda karnımızı doyuruyoruz.
Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c. IV, 1673)
• Sevgilim, ben bu gece senin misafırinim. Yalnız gece mi misafir olacağım? Ben gece gündüz seninim.
• Yarattığın bütün varlıklar, hepimiz, nerede olursak olalım, nereye gidersek gidelim, Sen'in kasenin başındayız, Sen'in sofrandayız.
• Bizler, bütün varlıklar, Sen'in san'atkar elinden çıkan resimleriz. Çünkü herşeyi Sen yarattın. Bizler Sen'in çeşitli nimetlerinle yetiştik, bu hale geldik. Sen'in ekmeğinle beslendik.
• "Nerede olursanız olun, o tarafa dönün!-" ayetine uyarak gönül şişesi ile ben de Sen'in perini çağırıyorum.
"Bakara Suresi, 2/150. iktibas var."
• Her zaman beynimize bir resim yaparsın, bizi bir hayale düşürürsün. Sanki biz Sen'in adının, Sen'in yazının yazıldığı bir sahifeyiz.
• Hz. Musa gibi biz de dadıdan pek az süt emiyoruz. Çünkü biz Sen'in siütünle mest olmuşuz.
• Ey aşk! Sen bize arka oluyor, bizden yana çıkıyorsun. Çünkü bizim yüzümüz, Sen'in bağından, Sen'in bahçenden gülümsemededir.
726. Öyle bir haldeyim ki, yokluğa da dayanamıyorum, varlığa da!
Fa'ilatün, Fa'ilatiin, Fa'ilat
(c. IV,1676)
• Ey cana canlar katan, dayanamadım, gittim. Kızıp gittim ama, sensiz yaşamaya da dayanamıyorum.
• Ayrılığa alışayım dedim, fakat doğrusunu söyleyeyim, ayrılığa dayanamıyorum.
• Bir saman çöpü, kehribarın çekişine nasıl dayanır? Ben bir saman çöpüyüm, kehribara karşı koyamıyorum, dayanamıyorum.
• Her cefa çeken, vefa ümidine kapılır, vefa gününü bekler. Bense öyle cefa çeken bir aşığım ki, sevgilimin cefası bana çok tatlı gelir de vefa beklemem, vefa gelirse vefaya dayanamam.
• Yumuşak yumuşak; "Yine geldin." der. Ona derim ki: "Ey canan, sana dayanamıyorum."
• Başıma vuruyordu da: "Sen buna layıksın." diyordu. Layık değilim, layık değilim, dayanamıyorum.
• Ölümü de denedim, yaşamayı da denedim. Öyle bir haldeyim ki yokluğa da dayanamıyorum, varlığa da!
• Ey mutrip! Allah aşkına, sen çalgınla şu perdeyi çal: "Allah'ım, Allah'ım, ayrılığa dayanamıyorum."
727. Aşk aynasının yüzünü benlik ve varlık nefesi ile bulandırmayalım.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
(c. IV, 1649)
• Dünyaya ait bağlarımızı koparmamız, herkese yabancı kalmamız ve senin zincirinle bağlanıp deli divane olmamızm vakti geldi.
• Can feda edelim, artık böyle bir canın ayıbını çekmeyelim. Varlık ve benlik evini yakalım da ateş gibi meyhaneye koşalım.
• Coşup köpürmedikçe, şu dünya küpünden dışarı çıkamayız. Küpün içinde mahpus kaldıkça, coşup küpten dışarı çıkmadıkça, nasıl olur da biz o sürahinin, o kadehin dudaklarını öperiz?
• Doğru sözü deliden duy, varlığımızdan ölmedikçe, sakın bizim erkek olduğumuzu, insan olduğumuzu sanma!
• Şu yokluk yolunda, tohum gibi yerlere dökülüp saçılırsak, bağda, bahçede ağaç gibi topraktan baş kaldırıp boy atar, kol kanat açarız.
• Biz taş gibi sert isek de, senin mühürün uğruna yumuşar, mum oluruz. Mum olunca da senin güzelliğinin nuruna pervane kesiliriz.
• Aşk aynasının yüzünü, varlık, benlik nefesi ile bulandırmayalım, kirletmeyelim. Mademki gönlümüz bir harabeye döndü, hiç olmazsa biz gizli defineye mahrem olalım.
• Gönül masalı gibi elsiz, ayaksız kalalım da, aşıkların gönüllerinde masal gibi yer edinelim, konaklarda konaklayalım.
• Mustafa (s.a.v.) gönlümüzü yol etmez, gönlümüzde olmaz, gözlümüze dayanmazsa, bu ayrılıktan feryat etsek, ağlasak, inlesek, Hannane direğine dönsek yeridir.
728. Bu manevî zevkler bana gayb aleminden geliyor.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün,
(c. IV, 1635)
• Zaman zaman gönül yolundan senin hayalinin habercisi geliyor, bana güzelliğinden yeni yeni nurlar, parıltılar getiriyor.
• Allah'ım bu manevî zevk ve neşe kokusu cennetten mi geliyor? Yahut bu hoş rüzgar buluşma gününden mi esip geliyor?
• Yahut bu rüzgar doğrudan doğruya aşktan mı geliyor? Duyduğum manevî zevkten, neşeden aklım fikrim şaşırdı, kaldı. Yoksa bana sunulan bu zevk kadehi onun güzelliğinin büyüklüğünün şarabıyla dolu bir kadeh midir?
• Yahut aşktan uçup gelen bir doğan kuşu mudur? Yahut onun kanatları ile uçup gelen güvercin yavruları mıdır?
• Anlıyorum ki, gönlümde uyanan, baş kaldıran bu manevî duygular, bu hoş zevkler bana gayb aleminden geliyorlar. Bütün bu manevî yardımlar bana, ona bağışladığı manevî halin tadından geliyor.
729. Hepimiz puta benzer şekillere, kalıplara bürünmüşüz, bedenlere hapsolmuşuz.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilfitiin, Fe'ilün
(c. IV,1652)
* Ne yazık ki gece geldi. Artık birbirimizden ayrılalım, meclis bitti. Bizse hala susuzuz, başımızda mahmurluk var.
• Bu uzun gün geçti gitti, Duygularımızın kapısı dünyaya karşı kapandı da, yücelere, ötelere doğru açıldı. Biz gün başladığı zaman bile mahmurduk, gecemizi sorma, gecemiz gündüzümüzden daha beter.
• Içimizde, gönlümüzde sanki gökyüzü gibi susuzluk hastalığına tutulmuş kanmaz bir susuzluk var. İki üç gün için hayvanlıktan kurtulmuş, insan şekline bürünmüşüz.
• İlahi duygularla beslenen gönül midemiz, bizi bırakmış gitmiş, yerine öküz midesi gelmiş, yerleşmiş. Yoksa biz ölümsüzlük yaylasında öküz açlığına mı tutulmuşuz?
• Kardeşim, Allah'ın nazarında ne sabah vardır, ne de akşam! Bir başka anlatılamaz bir şey var ki, biz işte o başka şeye uymuşuz, gidiyoruz.
• Dünya zindanı güzellerle, güzel resimlerle, nakışlarla doludur. Hepimiz de puta benzer şekillere, kalıplara bürünmüşüz, bedenlere hapsolmuşuz.
• Sen şu görünen suretleri, bedenleri birer testi farzet! Testi gibi gör! Hayaller düşüncelerde, o testilerde bulunan zehirli şerbettir. Hepimiz her an testi gibi zehirli düşünce şerbeti ile dolar, boşalırız.
• Bazen neşe ile, çalgı ile raks doluyoruz. Bazen kederlerle, kavga ve gürültülerle doluyoruz. Bazen hiçbir şeye aldırış ettiğimiz yok! Bazen da fayda ve zarar kaydına düşüyoruz.
• Şerbet testinin içinde elbette kendi kendine olmaz. Şerbet başka yerden gelir, testiye konur. Bizim de tıpkı testi gibi şerbetin nereden geldiğinden haberimiz yok!
• Göz görmeyi, bakışı, görüşü vereni bilmez. Kendini bile göremez. Neden göz, görüşü vereni bilmez? Biz, bize görüşü verene dalmışız, onda gark olmuşuz. 0 yüzden gözlerimiz perde içinde kalmıştır.
"Aziz Hüdayi hazretleri:
"Zuhuru perde olmuştur zuhura
Gözü olan delil ister mi nura?" diye buyurmuş.
• Bir şeyden çok uzakta olan, o şeyi görmez. Bizse ona çok yakın olduğumuzdan ötürüdür ki onu göremiyoruz.
"Kaf Süresi, 50/16. ayetinin meali şöyle: "Biz ona şah damarından daha yakınız."
• Bazen cansızlara karışıyoruz, buz gibi donuyoruz. Bazen da şeker gibi o sütün içinde eriyoruz.
• Gerçi gönül görünüşte sevgili ile buluşmamış, bu yüzden de ciğerinde su yok, ama dostun cömertliği ile, keremi ile biz, su ve ciğer gibi ona bitişik bir haldeyiz.
• Ezel mühendisi, can için gizli bir ev yaptı. Biz o evin içinde mühendisle beraber oturmuşuz, evin hesaplarını yapıp duruyoruz.
• Arkasında asla sonbahar olmayan ilkbahar yüzünden hepimiz de selviler ağaçlar gibi yeşermişiz, boy atmadayız, büyümedeyiz.
• Can gündüze benzer, bedenimiz ise gecedir. Biz ikisinin ortasındayız. gündüzle gece yüzünden seher vaktine dönmüşüz.
730. Ey seçilmiş dost, ben seni nasıl buldum?
Fa'ilatün, Failatün, Fa'ilat ,
(c. IV.1660)
* Ey seçilmiş dost, ben seni nasıl buldum? Ey gönül, ey sevgili, ben seni nasıl buldum?
* Her zaman bizim işimizden kaçardın, iş arasında ben seni nasıl oldu da budum?
* Kaç defa vaad ettin, söz verdin, sözünde durmadın. Ey güzel varlık! Bu defa nasıl oldu da seni buldum?
* Yabancıların zahmetini ne zamana kadar çekeceğim? Yabancilar yokken nasıl oldu da seni buldum?
* Ey aşıkların perdelerini yırtan, perdeyi kaldır da ben seni nasıl bulduğumu göreyim!
* Ey yüzünün güzelliği karşısında gül bahçelerinin utandıkları güzel! Güller içinde, gül bahçeleri içinde seni nasıl buldum?
* Ey gönül! Kötü göz az değildir, nazar değer. Bu sebeple "Seni nasıl buldum?" sözünü çok söyleme!
* Ey padişahların bile rüyalarında göremedikleri güzel varlık! Şaşılacak şey şu ki: Ben uyanıkken nasıl oldu da seni buldum?
731. Aşık olan ölür müymüş, buna imkan var mı?
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
(c. IV,1639)
• Senin gibi eşsiz bir padişahın huzurunda öleceğim gün, ne mutlu bir gündür. Senin şeker madeninin kapısında ölmek, tatlı candan ayrılmak ne hoş bir gündür.
• Senin gül bahçenin selvisi gölgesinde ölürsem, toprağımdan yüzbinlerce gül biter.
• Senin ayak ucunda sevine sevine el çırparak ölürsem, yaşayışa harîs olan nice kişi şaşkınlıklarından ellerini ısırırlar.
• Kadehime ölüm şerbetini sen dökersen kadehi öperim, sevine sevine ölüm şerbetini içerim de neşeden mest olmuş bir halde salına salına ölüme doğru gider, can veririm.
"Bu beyit, ölüme mahkum edilen Sokrates'in baldıran zehiri içerek neşe içinde can verişini hatırlattı. Sokrates'in talebesi olan Eflatun'un anlattığına göre; Sokrates baldıran zehirini hiç bir teessür göstermeden içerken talebeleri ağlamaya başlamışlar. Sokrates onlara; "Ben size ruhun ölmeyeceğini söylememiş miydim? Neden ağlıyorsunuz, ben ölmeyeceğim, bedenim ölecek." demişti.
• Can tatlı olduğu için beşer olarak ölüm haberinden sonbahar yaprakları gibi sararıp solarım, ama bahara benzeyen güller gibi gülüp duran o güzel dudaklarının yüzünden, ölümden şikayet etmeden, güle güle can veririm.
• Senin nefesinle kaç defa öldüm, yine dirilirim. Senin yüzünden bir kere değil, bin kere ölsem korkmam. Ben yine ilk öldüğüm gibi, yine o çeşit ölürüm.
"Fuzülî merhum bir beytinde:
"Bin can olaydı kaş ben dil-i şikestede
Ta her biri ile bir kez olaydım feda demişti.
• Anasının kucağında ölen çocuk gibi Rahman'ın rahmet kucağında, acıyış, bağışlayış kucağında ölürüm.
• Bu ne biçim söz? Aşık olan ölür müymüş? Ab-ı hayat kaynağında ölmeme imkan var mı?
"Yunus hazretlerinin;
"Aşık öldü diye sala verirler Ölen hayvan-durur aşıklar ölmez." diye beyti de var.
• Ey Tebrizli Şems! Seninle diri olmayanlar var ya, işte ben onların yanında ölürüm de senin yanında dirilirim.
732. Biz az bir zaman için bu yıkık yerde misafiriz, ama aslında aşk definesiyiz.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
(c. IV, 1645)
• Eğer sen mest isen bizim yanımıza gel! Çünkü biz de mestiz. îlahi aşk ile kendimizden geçmişiz. Şunu bil ki eğer biz mest olmasak, kimsenin işvesi ile, kimsenin durumu ile ilgilenmeyiz.
• Dertli gönüllere derman olan Yusuflar çok, fakat onlar mest oldukları için, gönüllere derman oluşlarından kendilerinin haberleri bile yoktur.
• Eğer onlar gönüllere derman olduklarını bilseler, kendilerine değer vermezler, çünkü bize karşı derman bile başını tutar da; "Biz derman değiliz." der.
• Biz yıkılmış kalmışız, meyhane de bizim yüzümüzden karışmış, alt üst olmuş. Biz az bir zaman için misafir olarak bu yıkık yerdeyiz, ama aslında aşk definesiyiz. Fakat kendimizden haberimiz yok.
• Mest olmuş bir kişi için gam, düşünce, tedbir ne işe yarar? Mest olan kişi baş köşeye mi oturmuş, kapının yanına mı çömelmiş; fark eder mi?
• Ancak kapıcı baş köşenin ne olduğunu bilir. Bizim değil baş köşeden, canımızdan bile haberimiz yok! îşte biz böyle olduğumuz için sevgiliye kavuşmuşuzdur.
• İçimiz ney gibi bom boş, saki üflüyor da söylüyoruz. Yoksa biz söz söylemek istemeyiz.
• Ne hoştur o bedeni gümüş renkli güzel ki, kim olduğunu bilmez. Onun kendinden bile haberi yoktur. 0 bizim derdimizi, yükümüzü çeker, bizse hep onu incitir dururuz.
• Sevgilimiz kendinin kim olduğunu bilir ama, bilmemezlikten gelir, bilmez görünür. Kendini değersiz sayar. "Biz pek değersiz bir varlığız, biz pek ucuza satılmış bir köyüz." der.
733. Senin güzel hayalini, yol arkadaşı olarak yanımıza aldık.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
(c. IV,1632)
• Biz yola düştük gittik ama, senin güzelliğinin paha biçilmez hatırasını da yanımıza aldık, götürdük. Seninle buluşmanın, sana kavuşmanın tatlı zevkini, yol azığı olarak bağrımıza bastık, yola onlarla düştük.
• Sana da bana da bir buluşma hatırası olsun diye, ayrılıktan ötürü kan ağlayan yaralı gönlü senin evinde bıraktık. Ve senin güzel hayalini yol arkadaşı olarak yanımıza aldık, yola öyle düştük.
• Yol arkadaşı olarak yanımıza aldığımız hayaline yalnız biz değil, ay bile kuldur, köledir. Yeni doğmuş aya benzeyen eğri kaşlarının hayali de bizimle beraberdi. bile kul olduğu o tatlı gülüşünün hayalini de tatlı, uysal ve güzel olan bütün huylarının şekerliğinden aldık götürdük.
• Biz neşe ile, sevinç ile güvercin gibi uçar gidersek, güvercinin yuvasına geri dönüp geldiği gibi, biz de döner yine sana geliriz. Çünkü, biz o kanatları, senin kanatlarından elde ettik.
• Fer'ler, cüz'ler nereden uçarsa uçsun, yine döner aslına gelirler. Bizse varımız, yoğumuz nemiz varsa hepsini senin büyüklüğünden, lütfundan, ihsanından elde etmiştik.
• Ey Tebrizli Şems! Selamımızı seher rüzgarından duy! îster seher rüzgarı olsun, ister güney rüzgarı olsun, onların hepsini de biz senin rüzgarından elde ettik.
734. 0 elimi tutmuş, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatiin, Fe'ilün
(c. IV,1628)
• Senin güzel yüzünü gördüğümden beri halka gözlerimi kapadım. Herkesi, her şeyi görmez oldum. Güzelliğinin lütufları ile, bağışları ile mest oldum, kendimden geçtim, can verdim.
• Onun reyini, tedbirini görünce, kendi eğri büğrü tedbirimi fırlattım attım, onun "ney"i oldum, onun dudağında feryada başladım.
• 0 elimi tutmuş, ben ise kör gibi onun elini arayıp durmadayım. Ben onun elindeyim, işin farkında değilim de yabancılardan, ondan haberi olmayanlardan onu soruyorum.
• Sadedil idim, saftım, yahut mest idim, yahut da deliydim. Gönlümde bir şeyler yoktu. Korka korka kendi altınlarımdan kendim çalar dururdum.
• Gönül bahçesinin etrafındaki duvarın yıkık yerinden hırsızlar gibi kendi bahçeme girdim, kendi gül bahçemden yaseminler devşirdim.
• Ayın nuru da, yıldızların nuru da Tebrizli Şems'tir. Ben onun ayrılık gamından ağlar, inlersem, bayram ayına dönerim.
735. Biz dağlardan aşağılara doğru akan sel gibiyiz,
sen ise denizsin, biz koşarak sana geliyoruz.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatiün, Fe'ilün
(c. IV,1633)
• Kapıyı kapa, biz bu topluluğun aşığıyız! Kapıyı kapa da, tatlı dilli sevgili ile biraz konuşup sevişelim!
• Biz bu mecliste oldukça, şarap ve meze bize gerekmez. Yeşillikte selvi ile gül eksik olur mu?
• Meşalemiz sen olunca, biz gökyüzünün nur kaynağı halini alırız, seçkin sakîmiz sen olduğun için, biz de sana layık zamanın seçkin erleriyiz.
• Sen aklın da aklısın, gönlün de gönlüsün. Sen yüzlerce cansın, artık biz de senin sayende şu gölge varlığa, şu bedene sırtımızı dönmeliyiz.
• Mademki gökyüzü damına bizim için çadır kurdular. Eşeklerin yayıldığı şu yeryüzü çayırlığından niçin çadırımızı sökmeyelim?
• Biz dağlardan aşağılara doğru akan sel gibiyiz. Sen ise denizsin. Biz uzun zamandan beri senden uzak düştüğümüzden ötürü başımızı ayak yapmışız. Koşa koşa yüzümüzü yerlere süre süre denize, asıl vatanımıza gidiyoruz.
• Sana doğru koşarken bu yolda sel gibi naralar atmadayız. Yüz üstü akmadayız, denize yol bulamamış, çukur yerlerde kalmış, kendi çevresinde dönen kokmuş su gibi kendimizi bağlamamışız.
736. Eğer aklın aklı başında ise eline hançeri al, onun ciğerini deş!
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün,
(c.IV, 1629)
• Acaba gönül dün gece ne içti ki, ben bugün mahmurum? Yahut kimin tuzlasını gördü ki, ben böyle acılıklar içindeyim, perişan haldeyim.
• Bugün öyle bir haldeyim ki neyi döker kırarsam mazurum. Bugün ne söyler, ne edersem suçsuz sayılırım.
• Benim her nefeste dudaklarımdan, ağzımdan can kokusu geliyor. Bu hal de canın; "Candan uzağım." diye şikayet etmemesi içindir.
• Dudaklarını dudaklarıma korsan mest olursun. Bu işi bir dene! 0 zaman anlarsın ki ben üzüm şarabından da aşağı değilim.
• Sakî, beni boğazıma kadar suya daldır, çünkü düşünce arıya benzer, bense çırçıplağım.
• Eğer akıl kendindeyse, eğer aklın aklı başındaysa; eline hançeri al, onun cigerini deş! Eğer gönlüm aşkla yaralanmadıysa, onu da param parça et!
• Şarap geldi, beni boş yere rüzgara vermek, havalandırmak arzusunda. Sakîde, mamur bedenimi yıkmaya, yere sermeye uğraşıyor.
• Ben gece gündüz, hadiselerle, dünya işleri ile dopdoluyum. Benim iç yüzümü görebilsen, bir kadeh sanırsın. Bir taraftan da dostlar beni öyle hırpalamışlar, öyle zayıflatmışlardır ki, sıçrayıp ayağa kalksam, belimde kemer olmadığı halde, belimi sıkılmış görürsün de, bu defa da bana karınca dersin.
• Kadeh hasta olmuş; "Beni tedavi et, iyileştir!" diye şarap küpünün yanına gelmiş. Küp ise; "Ben senden daha hastayım!" diye başını tutmuş inlemiş.
"Fuzulî merhum:
"Kime kim derdimi ızhar kıldım, isteyip derman,
Özümden hem beter derde mübtela gördüm." diye yazmış.
• Mezarımın toprağı bir yudum su gibi bedenimi içince can; "Ben beden değilim, nurum!" diye gökyüzünün üstüne çıkar, ötelere gider.
• Ben ölüp tahtadan tabuta giren padişah değilim! Benim saltanat fermanımın yazısı - "Ölümsüz yaşarlar" ayetidir.
73-Nisa Süresi, 4/57. ayete işaret var.
737. Sanki ben ölmüşüm de, içimin mezarlığına gömülmüşüm.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
(c. IV,1641)
• Sanki ben ölmüşüm de, içimin mezarlığına gömülmüşüm. Yavaş yavaş çürüyorum. Fakat sen mezarımı ziyarete gelince dirilirim, başımı kaldırır mezardan çıkarım.
• Benim için surun üfürülmesi de sensin, mahşer de sensin. Ben ne yapayım? îster ölü olayım, ister diri! Sen nerede isen ben oradayım.
• Ben ney gibi cansız bir kamış halini almışım. Senin güzel dudakların olmayınca ölü gibi susarım. Fakat sen beni elime alıp da "ney"ime üfürünce, senin sıcak nefesinle dirilirim, sesler çıkarırım, nağmeler veririm. Bazen ayrılıklardan şikayet ederek ağlarım, feryad ederim.
• Senin zavallı "ney"in, senin şeker gibi dudaklarına alışmıştır. Ben zavallıyı, hatırlı eline al, dudaklarını bana ver de, senin duygularına tercüman olayım, seni yaşatayım.
738. Kamil insan hiç kandırılabilir mi?
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilün
(c. IV, 1634)
• Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Aşk der ki: "Sen sus, ben onu uğrunda can vererek aldatırım."
• Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda bulunmayan, onun ihtiyacı olan şeyle onu kandırırım."
• Gamlı düşüncelere dalmış, ızdıraptan başına gelen belalardan bunalmış, sarhoş olmayı, kendinden geçmeyi düşünen biri değil ki; büyük kadehle kırmızı şarap sunarak onu kandırayım.
• Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmış, topraktan yaratılmış şu aleme bağlı değil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.
• 0 görünüşte bir insan ama, aslında insan değil, melek! Şöhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.
• İçi nakışlarla, güzel resimlerle süslenmiş bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakışlarla, hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.
• At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hoş kokular, meyveler yemiyor; onun yediği içtiği nur, onu nasıl olur da herkesin peşinde koştuğu ekmek ile kandırabilirim?
• Dünya pazarlarına aşık, alıcı, satıcı bir tacir değilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.
• Hiç bir şey ondan gizli değil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.
• Hararetim varmış gibi sirkeli bezle başımı bağlayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!" diye onu merhamete getireyim.
• Kıldan kıla, benim eğriliğimi, sapık düşüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her şeyimi bilir. Ne yaparsam hepsini görür. Ondan gizli olan bir şey yok ki, onu o gizli şeyle kandırayım.
• Şöhret peşinde koşan, şairlerin meth ü senalarına, övmelerine düşkün olan bir padişah değil ki, güzel beyitler okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen şiirlerle onu aldatayım.
• Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duyduğu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle, gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.
• Tebrizli Şems onun seçtiği tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.
739. Bahar geldi!
Müstef'ilün, Miistef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
(c. III, 1336)
• Dostlar, bahar geldi. Selvi ağaçlarının yanına gidelim. Yüz üstü yatmış uyuklamış bahtı, sevgilinin bahtı gibi uyandıralım.
• Çimen garipleri nasıl bir hileye baş vurarak, ayaksız olarak yürüyüp koştularsa, biz de hem ayağımız bağlı, hem de adım atarak o garipler yurduna gidelim.
• Toprak bedenden baş kaldıran, kurtulan ruhun adı "akan, yürütüp giden' manasına gelen "revan"dır. Biz de, dizi bağlı canı tutalım, onların menzillerine kondukları yere götürelim.
• Akıl der ki: "Ben onu dil dökerek, meth ü sena ederek kandırırım." Aşk der ki: "Sen sus, ben onu uğrunda can vererek aldatırım."
• Can ise gönüle der ki: "Yürü git, beni de gülünç bir hale sokma, etrafındakileri de kendine güldürme! Ben onda bulunmayan, onun ihtiyacı olan şeyle onu kandırırım."
• Gamlı düşüncelere dalmış, ızdıraptan başına gelen belalardan bunalmış, sarhoş olmayı, kendinden geçmeyi düşünen biri değil ki; büyük kadehle kırmızı şarap sunarak onu kandırayım.
• Dünya nimetlerine gönlünü kaptırmış, topraktan yaratılmış şu aleme bağlı değil ki; onu altınlarla, servetle, yüksek mevki ile, dünya saltanatı ile kandıralım.
• 0 görünüşte bir insan ama, aslında insan değil, melek! Şöhret duygusu yok ki, güzel kadınlarla onu kandırabileyim.
• İçi nakışlarla, güzel resimlerle süslenmiş bir ev, o evi melek bile görse ürker, kaçar. Peki ben onu hangi nakışlarla, hangi resimlerle, hangi süslerle aldatabilirim.
• At sürülerine, saf kan Arap atlarına ihtiyacı yok! Çünkü o, kanatla uçuyor. Nefis yemekler, güzel renkli hoş kokular, meyveler yemiyor; onun yediği içtiği nur, onu nasıl olur da herkesin peşinde koştuğu ekmek ile kandırabilirim?
• Dünya pazarlarına aşık, alıcı, satıcı bir tacir değilim ki, onu kazançla, karla, ziyanla aldatayım.
• Hiç bir şey ondan gizli değil kî,kendimi hasta göstereyim, "ah vah" diyerek, feryad ederek onu kandırayım.
• Hararetim varmış gibi sirkeli bezle başımı bağlayayım. Öksürerek, aksırarak; "Mahvoldum, hastalıktan ölüyorum!" diye onu merhamete getireyim.
• Kıldan kıla, benim eğriliğimi, sapık düşüncelerimi, gizli hayallerimi, nefsani arzularımı, her şeyimi bilir. Ne yaparsam hepsini görür. Ondan gizli olan bir şey yok ki, onu o gizli şeyle kandırayım.
• Şöhret peşinde koşan, şairlerin meth ü senalarına, övmelerine düşkün olan bir padişah değil ki, güzel beyitler okuyarak, gazeller terennüm ederek akıp giden, insanı büyüleyen şiirlerle onu aldatayım.
• Gayb aleminden, ötelerden kendisinin duyduğu anlatılamaz yüce zevkler, dünya zevklerinden de ahiret zevklerinden de çok üstündür. Onu merhamete getirmek, cehennem azabıyla korkutmak, yahut ona cennetleri vaadederek hürilerle, gılmanlarla kandırmak da imkansızdır.
• Tebrizli Şems onun seçtiği tek varlıktır. Onun sevgilisidir. Olsa olsa onu ancak, o "Zamanın Kutbu" ile kandırabilirim.
• Ey yaprak; elbette bir kuvvet buldun da dalı yarıp çıktın, ne yaptın da zindandan kurtuldun? Söyle, söyle de biz de beden hapishanesinden kurtulmak için senin yaptığını yapalım.
• Ey selvi! Yerden baş kaldırdın, yüceldin. Seni yaratan sana ne seyir gösterdi? Bilelim de biz de seyredelim.
• Ey gonca! Gülün rengine boyanıp çıktın, kendinden geçip geldin, geldin ana nasıl geldin? Söyle de, ne yaptınsa biz de onu yapalım.
• Bu hoş beyaz abher rengi nereden geldi? 0 anber kokusu hangi semtten geliyor? Bu evin kapısı nerede, gösterin de; o kapıya hizmet edelim, o kapının kulu olalım.
* Ey bülbül! Feryadına acıdılar, imdadına koştular. Ben senin feryadına kul olayım, köle olayım. Sen, gül yüzünden neşelisin. Ben senin ötüşlerinden neşeliyim. 0 ihsana nasıl şükredebilirim?
* Aklını başına al da, gül bahçesinden sırlar duy! Harfsiz, sessiz, sedasız hakîkatler işit! Ey bülbül! 0 aşk masalını anlayabilirsem, sen de sazına düzen ver, güzel seslerle beni mest et!
740. Adama baktığın zaman, onun hakîkatini gör, onu, îblis gibi, su ve toprak görme!
Mefa'ilün, Fe'ilatün, Mefa'ilün, Fa'ilün
(c.IV, 1737)
• Sarap getir, mahmurluğum var. Allah beni giriftar etti. Ben de o yüzden saraba giriftar (düşkün) oldum.
• Sarap sun aşkın şerefine, aşkın canı için. Güneşin bile kıskandığı kadehi sun, çünkü ben aşktan başka her şeyden bıktım, usandım.
• Şarap sun, o şaraba can bile desem, doğrusu yazık olur. Çünkü ben can yüzünden çok sıkıntılara katlandım. Çok baş ağrıları çektim.
• Sun o şarabı ki, adı bile ağzıma sığmıyor. 0 yüzden sözlerim perişan bir haldedir, darmadağındır.
• Şarap sun ki onsuz ahmaklaştım. Bir şeycikler bilmez oldum. Fakat onu içince, onunla beraber olunca; yiğitlerin, yol vurucuların bile şahı kesildim.
• Şarap sun ki, bir an bile başım onsuz kalınca; duygusuz, donmuş, kapkara kesilirim, nursuz kafirlerden biri olurum.
• 0 şarabı sun ki, beni; "Sun!", "Sunma!" demeden o kurtarır. "Nerede bulayım, nasıl sunayım?" diye beni başından savma! Sen o şarabı hemen sun!
• 0 şarabı sun da uzun gecelerde, tükenmek nedir bilmeyen feryatlarımdan gök kubbesini kurtar, huzura kavuştur.
• 0 şarabı sun ki, ben kadehsiz şarap eminiyim. Karnıma giren şarabı hiç zayi etmeden gereken yerlere veririm.
• Kemiğime, kanıma bakma! Beden bakımından hor, hakîr biriyim. Fakat ruh bakımından yüce bir padişahım.
• Ben bir marangozum: Yontup yaptığım merdiveni yedinci kat göğe dayadım da göklerin damına, yücelere çıktım, ötelere yükseldim.
• Adama baktığın zaman onun hakîkatini gör! Onu, îblis gibi, su ve toprak görme, toprağın ötesindeki yüz binlerce gül bahçesini gör!
• Sakın yanılma, bir kere daha balçığa girersem değişmem, neysem oyum. Çünkü ben yüzümü örttüğüm beden örtüsüne büründüğüm için utanmadayım.
741. Senin gamının dikenleri benim için güllerden daha değerlidir.
Mefa'ilün, Fe'ilatün, Mefa'ilün, Fa'ilün
(c. IV, 1724)
• Gözümü açınca her şeyde senin güzelliğini, san'atını, yaratma gücünü görürüm. Dudaklarımı açınca hepsinin vahdet (=birlik) şarabını içerim.
• İnsanlarla boş yere konuşmayı, onların dedi kodularını dinlemeyi haram sayarım. Fakat senden bahsettikleri, senin güzelliğini anlattıkları zaman sözü çok uzatırım.
• Beni hangi yola götürseler, bin türlü aksaklık gösteririm, fakat sana giden yolda koşarım.
• Hızır gibi elime ab-ı hayat geçse, o suyu senin bulunduğun yerin toprağı ile süslerim.
• Gamının verdiği elemlerden, keder dikenlerinden dikenler toplarım da nergis, sadberk gülü devşirmeyi düşünmem. Gamının dikenleri benim için güllerden daha değerlidir.
• Yüzümü gönüller açan, hatırlar yapan padişahlar padişahına çevirince, nurum güneşten de üstün olur, ay ışığından da!
* Güneş halini alırsam, gönlümün harareti ile herkesin, her şeyin bütün zerrelerini, sarhoş ederim aşk oyununa düşürürüm.
742. Biz yarın ihtiyarlayacak güzel değiliz. Biz ebediyyen genciz.
Mef'ülü, Fa'ilatü, Mefa'îlü, Fa'ilat
(c. IV, 1705)
• Bizden bıkma biz çok güzeliz! Başkalarının kıskanmasından ötürü ürktük, güzelliğimizi gizledik.
• Birgün beden örtüsünü canın üstünden atınca görürsün ki; canı ay da, firkad yıldızı da kıskanmaktadır. Onların hiç birinde canın parlaklığı yoktur.
• Bizi görmek için yüzünü yıka, temizlen, kirliliklerden kurtul! Çünkü kirli bir insan bizi göremez. Kendini manevî kirlerden temizleyemeyeceksen bizden uzak dur! Kendi güzelliğimiz bize yeter.
• Biz yarın ihtiyarlayacak bir güzel değiliz, biz ebediyyen genciz. Gönlümüz rahattır, hoştur. Biz kadîmiz, önümüze ön, sonumuza son yoktur.
• Giydiğimiz beden elbisesi eskidi, yıprandıysa da, ne gam? 0 elbisenin içindeki ihtiyarlamadı. Ömür örtümüz fanîdir. Fakat kendimiz uçsuz bucaksız bir ömürüz.
• İblis Adem'in hakîkatini göremedi. Örtüsünü gördü de ondan yüz çevirdi. Hz. Adem ona; "Sen Hakk dergahından sürülmüşsün, kovulmuşsun, biz sürülmedik, kovulmadık." diye seslendi.
• İblis secde etmedi ama meleklerin hepsi secde ettiler de; "Gönlümüz örtü altında bir güzele düştü.
• Örtü altında öyle bir güzel var ki; güzelliği aklımızdan başımızdan aldı da o güzelliğe karşı secdeye kapandık." dediler.
• îhtiyarlamış kişileri güzellerden ayırdedemezsek, aklımız, aşk aleminde bu seçmeyi yapamazsa, biz aşkta dinimizden dönmüş sayılırız.
• Güzelin sözü mü olur? 0 Allah arslanıdır, biz çocukça sözlere daldık. Zaten de çocuklarız. Biz aşk bilgisinde daha alfabedeyiz, ebced okumadayız.
743. Biz senin gibi bir güzeli rüyada bile görmedik.
Müstef'ilün, Fe'ulün, Müstefilün, Fe'ulün
(c. IV, 1701)
• Sevgilim, senin güzelliğinin sesini ruhumda duyunca, su gibi, rüzgar gibi ben de senin aşkına doğru koşmaya başladım.
• Mısırlı kadınların Hz. Yusufun güzelliğini görünce, kendilerinden geçip ellerini kestikleri gibi, sen de bir kerecik olsun elini canımıza koy bak da gör ki; biz güzellikler karşısında gönlümüzde neler kestik.
• Rindlerin, müflislerin halleri meydanda, artık ne yapılabilir? Biz de varımız yoğumuz olan şu yamalı hırkayı senin ayaklarının altına döşedik.
• Aşk aleminde bizim gibi binlerce kişi can vermiştir. Fakat biz senin gibi bir güzeli rüyada bile göremedik.
* Biz sana layık bir aşık olamadık da, su içen hayvanlar gibi suda aksimizi görünce, kendi çirkinliğimizden ürktük.
744. Onun aşkının hevesi ile dokuz kat çarh edip dönüyor.
Müfte'ilün, Fa'ilat, Müfte'ilün, Fa'ilat
(c.IV,1714)
• Ne zamana kadar hep böyle habersizce gideceksin? Başını yerden kaldır da jama bak; hatta dam da bir şey mi? Şöyle sen yukarılara, göklere bak!
• Hiç belli olmaz, can ansızın bir cilveye, bir cezbeye kapılır da, yüzlerce ayın, yüzlerce güneşin kendisine kul, köle olacağı bir ay halini alabilir.
• Görmüyor musun? Onun aşkının hevesi ile dokuz kat gök çarh edip dönüyor. Canla gönül de onun şarabından kadeh kadeh içiyorlar.
• 0 tecellî edince, canlara onun nuru vurunca can şarabını içmek mübahtır. yiyip içmek, yatıp uyumak da haramdır.
* Dünya; "Ey rüzgar ne haber var?" diye sordu. Rüzgar da cevap verdi ki: Korkudan başka hiç bir şeyden haberim yok!"
745. Ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül vermişim.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilat
(c. IV,1678)
• Ben ağlasam da, özür dilesem de sevgili duymaz, ilgilenmez. Çünkü o kulaklarına pamuk tıkamıştır.
• Bana ne cefa ederse etsin, sevgili yaptığı işlerden, cefalardan üzüntü duymaz. Yaptıkları kendinde kalır, ama ben o ne cefa ederse etsin, şikayet etmeden o cefalara katlanırım.
"Eski şairlerimizden birisi bu konuda şöyle yazmış:
"Yarın cefası cümle vefadır, cefa değil!
Yarı cefa etti diyenler ehl-i vefa değil!"
• Beni adam yerine koymasa, beni yok saysa, (varsın) saysın, ben onun sitemini kerem sayarım.
• Onun bana verdiği dert, gönlüme deva olmaktadır. Bu yüzdendir ki ben derdimi sevmekteyim, derdime gönül vermişim.
"Bu beyt Niyazî-i Mısrî hazretlerinin:
"Derman aradım derdime
Derdim bana derman imiş beytini hatırlatıyor.
• Onun aziz aşkı beni horlayınca, kendimde yücelik bulurum, saygı görmüş olurum.
• Bedenim, üzüm gibi onun ayakları altında ezilince, mutlu olurum, şarap haline gelirim.
• Onun sevimli ayakları altında üzüm gibi ezilmek bana can verir. Sırlarım neşe bulur, zevke erer.
• Halbuki bu mutluluktan gafil olduğu için, onun ayakları altında ezilen üzüm, kan ağlar. "Bu cevrden, bu cefadan, bu işkenceden bıktım!" der.
• Onu ezen ayaklar; "Ben seni bilgisizlikten ezemiyorum!" der de, kulaklarına pamuk tıkar, şikayetleri duymaz.
746. Sen bana o gizli dünyayı göster de, artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilat.
(c.1V.1679)
• Ben mest de olsam ayık da olsam, sevgilinin güzel gözlerinin kuluyum, kölesiyim.
• Canın ve cihanın yüzünün hayali olmadıkça, kendimden de, candan da, cihandan da bezginim, usanmışım.
• Beni gece gündüz güller, gül bahçeleri içinde bırakan güzelimin gül yüzünün kölesiyim.
• İşte ben onun gül yüzünde böyle bir ayna görmedeyim. Gözümü bu aynadan nasıl ayırabilirim?
• Güzelim bana dedi ki: "Ben güzellerin canıyım!" "Evet ey sevgili!" dedim. 'Ben de seni öyle görüyorum."
• Dedi ki: "Başında eğer benim coşkunluğum varsa, senden kıl kadar ayrılmam, seni bırakmam.
• Ben öyle bir mumum ki pervane olanı tutar, kendi ateşimin içine çeker, yakanm."
• Ona dedim ki: "Benden ne yakarsan yak, zaten ben senin aşk dumanından ibaretim."
• Sakî geldi de: "Dostça bana bir şey ver!" dedi. "îşte sarığım; al sende rehin olarak kalsın!" dedim. ;
• "Hayır hayır yanlış söyledim." dedim. "Sarığım yerine sen başımı al da, ondan kurtulayım. Fakat biraz dur, aklım başımda. Sen bana şarap ver aklım gitsin de ondan sonra başımı al!
• Sen bana o gizli dünyayı göster de artık bu dünyayı yok sayayım, inkar edeyim."
747. Sen edepten bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.
Müstefilün, Fe'ülün, Müstef'ilün, Fe'ülün
(c. IV, 1690)
• Sevgilim, sensiz iki cihanda da neşe görmedim. Çok güzel varlıklar, şaşılacak şeyler gördüm ama senin gibi güzel göremedim.
• "Ateş kafirin nasibidir." diyorlar. Senin ateşine yanmamış Ebu Leheb'den başkasını görmedim.
• Gönül penceresine nice zaman can kulağını dayadım, dinledim. Pek çok sözler işittim ama söyleyen iki dudağı görmedim.
• Kuluna birdenbire rahmetini saçtın. Bu ihsana sebep senin hududsuz lütfundur. Başka sebep görmedim.
• Cibresi üzüm teknesine girmeyen, Halep'te bile eşi bulunmayan o billur şişedeki şaraptan,
• 0 kadar sun ki kendimden geçeyim. Çünkü ben varlıkta kendinde olmakta zahmetten başka bir şey görmedim.
• Ey nihayetsiz aşk, ey ilahi mazhar! Sen hem güvenilir dayanaksın, hem de kuvvetli arkasın. Senin şanına, haline uygun düşecek bir lakab görmedim.
• Kardeşim sus, fazileti, edebi bırak! Sen bahsediyorsun, ama sende edep görmedim.
748. Ben şaşılacak acayip bir cihanım, bir avuç toprakta gizlenmişim.
Müstef'ilün, Fe'ülün, Müstef'ilün, Fe'ulün
(c.IV, 1693)
• Ben tertemiz olarak aşk yoluna düşmüşüm. Bu yolda gizlenmeden yürümekteyim. Ben kimseye kin gütmem, garaz tohumu ekmem. Yokluk bile bana sığınır, bana dayanır. Benim gözüm toktur. Ben hiç bir zaman tama'ın sırtını kaşımam.
• Ne halkın dedikodusu ile rahatsız oluyorum, ne de kimseden korkum var. Ben hür bir kuşum, kafes azığına ihtiyacam yok.
• Ben yağmurlar yağdıran bir bulutum. İnciler saçan bir göğüm. Yeryüzünde susuzlara ab-ı hayat sunmadayım.
• 0 ağaç, Hz. Müsa'ya uzaktan ateş gibi göründü ama o ateş gönüllere hoş gelen bir nurdu, ben de uzaktan ateş görünürüm ama ateş değilim, ben de nurum.
• Rüzgarla ağacın dah titrer, oynar ama gövdesi hiç titremez durur. Benim de görünüşte kararım yok. Hadiseler karşısında ben de ağaç gibi titriyorum ama, ruh aleminde karar etmişim. Korkmam, titremem.
• Ben şaşılacak, acayip bir cihanım. Bir avuç toprakta gizlenmişim. Her gece gönlüm gündüz gibi aydınlıktır. Her sonbaharın içinde ilkbaharlar bulunmaktadır.
• Ben tamamıyla yok olup kendimden geçtiğim zaman kendime gelirim, kendimi bulurum. Bedenimin aslı olan dört unsur ile beş duygudan kurtulunca tam adam olurum.
• İnsan haksız yere kendisinde bir ihtiyar olduğu, cüz'î iradesi bulunduğu davasına girişir. Aslında Hakk'ın ihtiyarındaki yücelik, benim ihtiyarımı elimden almış, beni ihtiyarsız bırakmıştır.
749. Ben değersiz bir saman çöpü gibiysem, benim kehribarım sen değil misin?
Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'ilün
(c. IV,1728)
• Sen beni istemesen de ben seni canla, gönülle isterim. Sen bana kapıyı açmasan da ben kapının eşiğinden ayrılmam, orada oturur kalırım.
• Ben balık gibiyim, dalga beni karaya atsa da, sudan başka sığınacağım yer yoktur. Gönlüm sudan başka bir şey istemez.
• Kendi kendime nereye gidebilirim? Benim gönlüm mü var? Ben de, beden de, gönül de ancak padişahlar padişahının gölgesine sığınmışız.
• Mest olup gitmişsem, yıkılmış, kendimden geçmişsem, mest oluşum, yıkılıp gidişim sendendir. Bir şey biliyor, bir şey duyuyorsam bilişim, duyuşum da sendendir.
• Eğer bende bir gönül kalmışsa gönlümü alan sen değil misin? Eğer ben değersiz bir saman çöpü gibiysem, benim kehribarım sen değil misin?
• Yediğim nefis yemeklerin tatlı helvaların, çöreklerin ağzımda bıraktıkları tat, o güzel dudaklarının tadından, lezzetinden birer kırpıntı değil midir?
• Ne yüksek mevkiler düşünürüm, ne sultanlık, ne mal mülk, ne şöhret, ne ululuk! Bunların hiç birisinde gözüm yok! Senin aşkın bunların hepsinden üstündür!
750. Şu zamanda, Mansur gibi, ben senin darağacının altındayım.
Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'ilün
(c.IV, 1726)
• Bana şarap sun, çoktanberi ben senin güzelliğinin mahmuruyum. Ben eski bir hırkaya bürünmüşüm, ama senin gerçek dostun değil miyim?
• Şu anda mahmurum, sen bana uy! Benim dediğimi yap! Mest olup kendimden geçtikten sonra zaten senin emrindeyim, senin dilediğini yaparım.
• Sen şimdi "Enel-hakk" kadehini doldur! Mansur şarabından sun! Şu zamanda Mansur gibi ben senin darağacının altındayım.
• Elest demindeki sözleri, ahitleri, şartları hatırla. Benimle nelere karar vermiştin? Ben hala o karardayım.
• Ey avucum! Tuttuğum kadehe de ki: "Sen at gibi bana binmişsin, ben seni taşıyorum. Fakat aslında şaşılacak şey şu ki; içindeki şarabı içince ben sana biniyorum, sen beni taşıyorsun.
• Ey kadeh! Ben aşıklar halkasının ortasındayım. Sen benim etrafında dönmedesin, ama aslında beni döndüren sensin. Senin etrafında dönen de benim.
• Ben nasıl kafir olurum ki, senin gibi bir puta tapıyorum? Ben nasıl fasık olurum ki, senin şarabını içiyorum?
* Gel gel! Sen zamanenin sırlarını bilensin, gönlümün sırlarını ört ki ben senin sırdaşınım
751. Aşk dersi, çalışmakla öğrenilmez.
Mef'ulü, Fa'ilat, Mefa'îlü, Fa'ilat
(c.IV,1710)
• Senin güzel yüzünü görünce, yeşil çimenlerden, gül bahçelerinden vazgeçtik. Gözünü görünce de şarabı ve şarapçıyı görmez olduk.
"Gözün döktüğü kanlı yaşlar, şaraba benzetilmiştir. Bir ilahide: "Gözüm ki kana boyandı, şarabı neyleyeyim?" denmiştir.
• Oturduğumuz evi rehine verdik, geldik, senin mahalleni yurt edindik. Dükkanı yıktık, işten, kazançtan vazgeçtik.
• Neyimiz varsa hepsini aşk yağma etti. Kardan, zarardan, alış verişten vazgeçtik.
• Aşk davasına girişmek, sonra da hayadan, utanmaktan bahsetmek olamaz. Bu sebeple biz aşk yoluna düşünce hayadan, utanmaktan vazgeçtik.
"Bir başka beyitte Mevlana şöyle buyurmuştu:
"Eğer sen aşkın aşığı isen ve aşkı arıyorsan, keskin hançeri al, utanmanın boğazını kes!"
• Gamın haddine mi düşmüş ki bizim adımızı ansın? Elini çırp, bizi alkışla ki artık biz gamdan da, gam çeken gönülden de kurtulduk.
• Neşe yürüdü, gönül hoşluğu ülkesi bize verilmiş. Azın, çoğun varından da yoğundan da vazgeçtik.
• Biz söz söylüyoruz, sen inkar ediyorsun. Biz iki alemin ikrarından da, inkarından da vazgeçtik.
• Dünya işini paylaşmayan şu köpeklere bak! Nasıl da birbirlerine düşmüşler. Biz köpekten doğmadık, köpek de değiliz. Bu sebeple biz dünya işinden vazgeçtik.
"Bu beyitte şu hadîse işaret var: "Dünya bir leştir. Köpekler onu isterler."
• Gönül sırlarını ancak Allah bilir. Bu bize kafi. Bizler kötünün kötülüğünden, hilecinin de hilesinden kurtulduk.
• Aşkın verdiği ders hiç unutulur mu? Ona çalışmaya ihtiyacımız yok. Zaten o ders çalışmakla öğrenilemez.
752. Ben eskiden ettiğim tövbelerden tövbe ettim.
Müstef'ilün, Fe'ülün, Müstefilün, Fe'ulün
(c.IV,1685)
• Ey çalgıcı! Şu gazeli oku: Ben sevgiliden, her çeşit gülden, her çeşit dikenden vazgeçtim. Çünkü artık tövbe ettim.
• Bazen işime çok düşkün olurum. Adeta işimin mesti olurum. Bazen mahmur olurum. Artık işten de, mahmurluktan da vazgeçtim. tövbe ettim.
• Boğazıma kadar tövbe etmek suçuna gömülmüşüm. Tövbeden o kadar canım yandı ki, eskiden ettiğim tövbelerden de şimdi tövbe ettim.
" Tövbe etmekten tövbe etmek ne demektir? Ariflere göre bir insanın: "Ben bu işi bir daha yapmayacağım." diye tövbe etmesi, o kişinin kendinde bir güç, bir varlık hissetmesi anla-mına gelir. Ey zavallı insan! Sen kimsin ki: "Ben bunu bir daha yapmayacağım." diyor-sun. Her şey Hakk'tan geldiğine göre, senin bir yapma gücün var mıdır? Tövbe etmekten tövbe etmek hali, bize ait değildir. Kamil insanlara aittir. Arifler, kamil insanlar, Hakk'ta fanî olduklan için, bıitiin isteklerinden, bütiin iradelerinden kurtulmuşlardır. Tamamıyla Hakk'a teslim olmuşlardır. Bizim gibi insanların yaptığı hatalardan tövbe etmesi, o suçu bir daha işlememek için ahitte bulunması ve Hakk'ın verdiği cüz'î iradeyi kullanması şart-tır. tnsanın işlediği giitidhlardan tövbe etmesi, Kur'an-ı Kerîm'in bir çok yerlerinde emre-dilmektedir. Peygamber Efendimizin bir çok hadîslerinde tövbe üzerinde durulmaktadır. Bu konu hassas bir konudur. Yanlış anlaşılmamalıdır. Peygamberler ve onlann varisleri olan gerçek veliler niçin geldiler? Hepsi de cüz'î iradelerimizi kullanarak imana gelmemizi, günahlardan arınmamızı emretmiyorlar mı?"
• Ey şarap satan, kadehi elime ver. Ben sıkılmayı bıraktım. Arlanmaktan tövbe ettim.
• Allah Allah! Ey çalgıcı! Ben yolumu şaşırdım. Sen kendi yolunu, kendi işini iyi bilirsin. Çengi eline al da telleri üzerine tövbe ettiğimi çal!
• Düşünmekten, çare aramaktan gönlüm parça parça olmuştu. Anladım ki çare, çaresizliktedir. Çaresiz tövbe ettim.
• Sen ay yüzünü göster de karanlık geceyi nurlandır, güzelleştir! Ben o günahın zevkinden çok tövbe ettim.
• Tövbe vaktidir dedim. Bir çılgın aşık bana: "Ben eski bir tövbe eden kişiyim, ben geçen sene tövbe ettim." dedi.
753. Bana tas tas şarap ver de; beni varlığımdan kurtar!
Müfte'ilün, Fa'ilatü, Müfte'ilün, Fa'ilat
(c. IV, 1716)
• Bu gece şu ben zavallının bedeninden canı tamamıyla al, al da bundan sonra dünyada, kimse benden bahsetmesin!
• Şu anda senin mestinim. Bana bir kadeh sun da iki cihandan da vazgeçip, büsbütün sende yok olayım.
• Ben sende yok olunca, hani o senin bildiğin hal başına gelince, yokluk kadehini elime alırım da kadeh kadeh senin aşk şarabını içerim.
• Can senin yüzünden yandı, yakıldı. Mum senden nur aldı, aydınlandı. Bir insan da eğer senden yanmazsa, o hamdır, ham!
• Sen bana birbiri ardınca yokluk şarabını sun! Ben tamamıyla yok olunca, yokluğa dalınca, artık evi damdan ayırdedemem.
• Ey yokluğuna binlerce varlık kul olan, köle olan! Yokluğun arttıkça can sana yüzlerce secde eder.
• Bana tas tas şarap ver de, beni varlığımdan kurtar! Şarap olgun kişilere Hakk'ın bir nimetidir. Akıl ise ham kişilere mahsus bir şeydir.
• Yokluk denizini dalgalandır da, beni kapsın götürsün! Ne zamana kadar korku ile deniz kıyısında adım adım duracağım?
754. Ben onun aşk bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.
Fe'ilatün, Fe'ilatün, Fe'ilat
(c. IV, 1682)
• Ben kederle dolsam da, gülsem de o padişahın devletine aşığım.
• Padişahın aşkına gönül vermek, benim tacımdır. Bana bundan başka bir tac verse bile, ben onu almam.
• Onun gül dalının rengi, benim varım yoğumdur. Çünkü ben onun gül bahçesinin bülbülüyüm.
• Ben onun kapısının toprağından başka bir yere oturmam. Onu gönlümden, canımdan başka bir yere oturtmam.
• Gece gündüz ben onun nimeti ile besleniyorum. Ben onun aşk bahçesinde güller, reyhanlar, yaseminler içindeyim.
• Dünya ister harap olsun, ister mamur olsun, benim için önemi yok! Şunu biliyorum ki, ben onun yıkılmış, harap olmuş bir kuluyum.
• Aslım toprak olduğu için, yeryüzünün toprağı ile dostum, onunla birim! ama yine de padişahım bana büyük bir lütufta bulunmuştur. Bana hiç bir yaratığa vermediğini vermiştir. Bana kendinden can bağışlamıştır.
755. Biz dertlere dermanız, çaresizlere çareyiz.
Mefulü, Fa'ilatü, Mefa'îlii, Fa'ilat
(c. IV, 1709)
• Biz kıtlık içinde kalmış susuzlarız, çok nimetler görmüş, çok yemekler yemiş kişileriz. Çaresiz değiliz, dertlere dermanız, çaresizlere çareyiz.
• Mecliste şaraba benzeriz, neşe dağıtırız, gamlılara neşe bağışlarız. Savaşta Hz. Ali'nin Zülfikar'ıyız. Şükretmede sanki kaynağız, sabretmede mermer kaya gibiyiz.
• Biz rüşvet padişahı değiliz. Biz paramparça olmuş gönül hırkalarını diker, yamarız.
• Bizden sır saklama, biz senin gönlündeyiz. Her şeyi biliyoruz. Bizden gönlünü çekip alma, gönlün bizim elimizdedir!
• Biz saman altında kalmış gizli, uçsuz bucaksız bir deniziz. Yahut da göklerde parlayan güneşiz.
• Mest bir halde aşk evinin damı kenarında durduğumuza bakma! Dam da bilir ki, bizim kıyımız kenarımız yoktur.
• Ay ışığı dam kenarına vurmaktan hiç korkar mı? Peki biz neden gam yiyelim? Biz üstün bir varlığız, göklerde dolaşan aya binmişiz.
• Biz Ahmed(s.a.v.)'in tevhid müjdesini vermedeyiz. Hz. îsa gibi çocukken beşikte konuşuruz. Bütün bunlara rağmen, biz artık konuşmayalım, susalım.
756. Kan oldum, aşkın damarlarında dolaşmaya başladım.
Gözyaşı oldum Hakk aşıklarının gözlerinden aktım.
Fa'ilatün, Fallatün, Fa'ilat
(c. IV,1661)
• Hakk yoluna düşenlere mahrem oldum. Herkesin madde peşinde koştukları bir zamanda manaya önem verenlere hemdem oldum, arkadaş oldum.
• Altı yönden de dışarda manevî bir kubbe gördüm. Ben o kubbeye toprak aldum. Döşeme oldum, kan oldum, aşkın damarlarında coşarak dolaşmaya başladım. Gözyaşı oldum, Hakk aşıklarının gözlerinden aktım.
• Bazen beşiğinde konuşan İsa gibi baştan başa dil kesildim. Bazen de Hz. Meryem gibi susan bir gönül oldum.
• Hz. İsa'nın, Hz. Meryem'in kaybettikleri bir şey vardı ya, eğer bana inanırsan bil ki; o kaybedilen şey ben oldum.
• Zevalsiz aşk neşterine karşı yüzlerce defa yara oldum, merhem oldum.
• Her adımda Azrail (a.s.) benim yol arkadaşım olmuştu. Ondan korktum, perişan oldumsa canım çıksın.
• Ölümle yüzyüze savaşa giriştim. Korkmak şöyle dursun, karşıma çıktığı için ölürnün kendisinden neşeler aldım, sevinçler elde ettim.
• Varlık yükünü tamamıyla sırtımdan attım, ölümsüzlük üzengisine ayak bastım, ölümsüzlük atına bindim.
• Gerçi belim çeng gibi büküldü ise de, yine de sen ölümsüzlük "ney"inin sesini benden duy, benden işit!
• Benim için Şems-i Tebrizî bayramların en büyüğü olan "îd-i ekber" idi. İşte ben o bayrama büyük bir kurban oldum.
757. Ben neyim?
Fe'ilatün, Mefa'ilün, Fe'ilat
(c. IV,1759)
• Ah ben ne biçim bir insanım, ne renkteyim, ne haldeyim? Ne olduğum belirsiz, acaba ne zaman kendimi olduğum gibi göreceğim?
• Sen bana dedin ki: "Gönlündeki sırları gizleme, ortaya dök, benim içinde bulunduğum orta nerede; göster bana'."
• Hem hareketsizim, hem de koşup duruyorum. Şu ruhum ne zaman süküta kavuşacak?
• Ben kıyısı bulunmayan öyle şaşılacak bir denizim ki, denizim de kendisinde gark oldu gitti.
• Beni bu dünyada da arama, öte dünyada da! Benim bulunduğum alemde her iki dünya da kayboldu.
• Ben yokluk gibi kardan da ziyandan da kurtulmuşum. Ben kardan da ziyandan da haberi olmayan acaip bir kişiyim.
• Ona dedim ki: "Ey can, sen bizim ta kendimizsin." Dedi ki: "Şu görünen maddî varlığımda ben kendimi göremiyorum, kendim neyim ki, siz olayım."
• Şu halde: "Sen o'sun." dedim. "Haydi sus; öyle söyleme!" dedi. "Ben öyle bir şeyim ki dile gelemem."
• Dedim ki: "Dile gelmiyorsun, söze sığmıyorsun ama, işte ben şimdi seni dilsiz, dudaksız, sözsüz söylemedim."
• Ben yokluktan ay gibi doğdum, dünyaya geldim, parlamaya başladım. îşte gökyüzünde ayaksız olarak koşup duruyoruz.
• "Ne koşuyorsun, dur da bak! Ben apaçık ortadayım ama aynı zamanda gizliyim!" diye bir ses geldi.
• Ben Şems-i Tebrizî'yi görünce eşsiz bir deniz oldum. Görülmemiş bir inciyim, emsali bulunmayan bir hazineyim.
758. Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavuştuk.
Fa'ilatün, Fa-ilatün, Fa'ilat
(c. IV, 1670)
• Can harman yerine yine geldik. Doğan kuşu gibi padişaha doğru yine uçtuk geldik.
• Gariplikten, ayrılıktan bıktık; aslımızın, başlangıcımızın yanına geldik.
• Dilencilikten, niyazdan, yalvarmadan kurtulduk. Oynayarak nazlanmanın yanına geldik.
• Sırra mahrem olanların sofrasında can besleyelim. Çünkü bizler sır perdelerinin arkasına geçtik.
• Takdir ezel kemendi attı, bizi kendine çekti. Böylece biz de sebepleri hazırlayanın yanına geldik. Sebeplere ihtiyacımız kalmadı.
• Ecel beden evini yıkmadan, biz beden evini yapana kavuştuk. Allah'a hamdolsun, biz "Ölümden evvel ölünüz!" sırrına mazhar olduk.
• Somunumuz pişti, kokusu burnumuza geliyor. Biz o kokuyu aldık da ekmekçinin yanına geldik.
• Artık sen sus da, can, duygularımıza tercümanlık etsin; "Kötülüklerden,
kirliliklerden, bayağılıklardan kurtulduk, yücelikten yüceliklere ulaştık." desin.
759. Ben onun tortulu şaraba benzeyen derdine kadeh olurum.
Fe'ilStiin, Fe'iiatün, Fe'ilat
(c. IV, 1677)
• Bir an beni gül bahçesi gibi hoş bir hale sokar, bir an da kış mevsimi gibi soğuk bir hale getirir.
* Bir an beni faziletli bir insan, üstad bir kişi yapar, bir an da beni okula yeni başlamış bir çocuk eder.
• Bir an olur taş atar, beni kırar, bir an olur beni gerçekler padişahı eder.
• Bir an olur, beni güneş kaynağı yapar, bir an olur baştanbaşa karanlık bir gece haline sokar.
• İki elimle eteğini tuttum. Bakalım beni ne hale sokacak?
• 0 beni mest olmuş kişilere sakî yapar, ama ben onun tortulu şaraba benzeyen derdine kadeh olurum.
• Bana şeker kamışlığı lakabını verir diye gece gündüz onun şekerini satın alır dururum.
760. însanın kendinden geçmedikçe, kendine gelmesine imkan yoktur.
Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c. IV, 1669)
• Varlığı ateşe attık yaktık. Yeni baştan yokluğa gittik.
• Ey kardeş! Şunu bil ki, iyi de kötü de varlık dünyasındadır. Yokluğa gittiğimizden ötürü, biz ne iyiyiz, ne de kötüyüz.
• Hayırsız felek, neyimizi çaldı, götürdü ise, biz gece bekçisi gibi gittik, çalınanların hepsini ondan geri aldık.
• Yüzlerce ben ve biz arasında biz bir kişi idik. 0 tekten arpa kadarı bile kalmadı. Biz şimdi yüzlerceyiz.
• İnsanın kendinden geçmedikçe kendine gelmesine imkan yoktur. Bu yüzden biz de kendimizden geçtik de sonra kendimize geldik.
• Aşkın boyuna, bosuna göre bizim boyumuz kısaldı. Bizim boyumuz, bosumuz kısaldıktan sonra, biz yüce bir boya, bosa sahip olduk.
• İnsanlığı, kemal mertebesini Hakk'tan öğrendik. Biz aşk pehlivanıyız. Bu yüzden de Ahmed(s.a.v.)'in dostuyuz.
• Varlık levhinde yirmi dokuz harf vardır. Biz bu harfleri sildik, ebced içine daldık da elif gibi tek kaldık.
761. Aşıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep, ateşlerle doludur.
Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c.IV, 1657)
• Dudaklanmdan içimin yanık kokusu geliyor. "Ya Rabbi, ya Rabbi!" derken ağzımdan duman tütüyor.
• Gökler bile ahımdan ağlamaya başladı. Her an can vermek benim adetim, yolum oldu.
• Senin uyku ile geçirdiğin gecenin, benim uykusuz ve feryadlarla geçen gecemden haberi olsaydı, benim halimi birazcık olsun anlardın.
• Aşıkların okuyup bilgi elde ettikleri mektep ateştir, ateşlerle doludur. îşte ben gece gündüz böyle bir mektebin içindeyim.
• Yüzünü sapsarı yüzüme koy! Elini göğsüme daya! Ateşler içinde tir tir titriyorum.
• Sevgiliye; "Kulağına bir şey söylemek istiyorum!" dedim. Çekindi; "Yanağımın yanmasından korkarım." dedi.
762. Aşk ötelerden kalktı geldi. Bu yanmış, yakılmış aşığa misafir oldu.
Fa-ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c. IV, 1656)
• Ben bu derde, dertle derman edeceğim. Bu işi sabırla kolaylaştıracağım.
• Ya canın ayağını bu balçık bedenden kurtaracağım, yahut da canımı da, gönlümü de güzellere vakfedeceğim.
• Ben "Elest mumuna" atılmış canını dağlamış, kanatlarını yakmış bir pervaneyim. Şimdi de padişahımın mumuna hizmet etmedeyim.
• Aşk ötelerden kalktı, geldi. Bu yanmış, yakılmış aşığa misafir oldu. Çok mutluyum. Benim bir tek gönlüm var, onu da misafirim olan hazret-i aşkın şerefine kurban etmem gerekir.
• Nefis, gönül evine gelen bu mübarek konuktan hoşlanmaz, kedi gibi miyavlar da aşka gelme derse, nefsi tutayım, kedi gibi dağarcığa atıvereyim.
• Melal kimin başını döndürürse, onu sema'a çekeyim, fırır fırıl döndüreyim.
763. Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası; ben hoş değilim!
Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c. )IV,1659
» Oğlum elimi tut, ben hoş değilim! Ey fidan boylum, ben hoş değilim!
• Hayır hayır! Elimi bırak, benim hastalığım başka türlü bir hastalık! Benim gönlüm hasta! Ey gönül derdimin devası! Ben hoş değilim!
• Sen beni bırakıp gittiğinden beri gücüm, kuvvetim, sabrım, takatım gitti. Sen gittin gideli ben hoş değilim!
• Kollarını aç; kemer gibi bana sarıl! Dikkat et, bu kemer olmadıkça ben hoş değilim!
• Ey doktor ! Benim kuvvetim yok. Elini nabzıma koy da anla, ben hastayırn, hoş değilim!
• "Sen gönül hastası değil misin?" diye ne soruyorsun? Dudağının kadehi olmadıkça ister haberim olsun, ister olmasın, ben hoş değilim!
• Her an gözlerimi kapıyorum. Çünkü sen olmayınca bir şeyi görmek isterniyorum. Sensiz görüşten, bakıştan hoşlanmıyorum. Zaten ben gönül hastasıyım, hoş değilim!
764. Tek başına insan bir hiçten ibarettir!
Fa-ilatün, Fa-ilatün, Fa'ilat
(c. IV, 1671)
• Neşeden de bahsetsek, gamdan da dem vursak, hep bir arada oturalım, birbirimizle dertleşelim!
• Sevgilimiz ileri giderse, biz de ileri gidelim. Sevgilimiz az konuşursa, biz de az konuşalım!
• Gerçi biz yiğit kişileriz ama, yalnız başımıza yola düşünce kadınlar gibi güçsüz, kuvvetsiz oluruz. Acılara dayanamayız, feryada başlarız.
• Hiç yoluna yapayalnız düştün mü? Yolda çok tehlikeler vardır. Yalnız başımıza zemzem kuyusuna ulaşacağımızı sanma!
• Tek başına insan bir hiçten ibarettir. Hepimiz bir araya gelince insan olurmuşuz. Haydi tekrar bir araya gelelim de insan olalım!
• Yaratılıştaki nüktenin üstü örtülür, pek anlaşılamaz. İnsan bir vasıtadır. Haydi gidelim, o pek büyük, uçsuz bucaksız olan vahdet denizinin kıyısına çadırımızı kuralım, birlik olalım, bir olalım!
765. Toprak onun yüzünden yeşermiş, çayır, çimen olmuştur.
Gökler onun yüzünden kararsızdır.
Müfte'ilün, Fe'ulün, Müfte'ilün, Fe'ulün
(c. IV,1655)
• Dün gece can gökyüzüne diyordu ki: "Ey sonsuz, ey pek büyük gökyüzü! Ne de çok dönmede, takla atmadasın. Karnında sayısız yıldızların ışıkları parlıyor.
• Suçsuz günahsız olduğun halde, sonu gelmez bir dönüşe mahkum edilmişsin. Haklı olarak sızlanıyorsun, şikayet ediyorsun, feryad ediyor, gürlüyorsun. Mavi renkte matem elbiselerine bürünmüşsün.
• Görünüşte korkunçsun, bazen insanlara yıldırım okları atmadasın, fakat içyüzünden de dertlisin, değirmen gibi dönersin, alaca yılan gibi kıvranır durursun.
• Mukaddes gökyüzü cevap verdi de dedi ki: "Ben insanoğlundan nasıl olur da korkmam? Yeryüzüne sürgün edildiğinden beri o, dünya cennetini cehenneme çevirmiştir."
• Halbuki Cenab-ı Hakk insanı insan şeklinde hayvan olarak değil de, insan olarak kendisine ibadet etsin, iyilikler yapsın diye yaratmıştır. 0 büyük yaratıcının avucunda toprak muma döner. 0 toprağı zenci şekline kor, yine o, topraktan Rum ülkesi halkı gibi güzel birini yaratır. 0 doğan kuşu yapar, baykuş yapar. 0 topraktan hem zehirli, hem şekerli bitkiler bitirir.
• Ey dost! 0 gizlidir de kendisi gizli kalsın diye bizi böyle apaçık ortaya at-îuştır.
• Senin topraktan yaratılmış olan şu bedenin, suya benzeyen canının üstünde îerdedir. Can düğünde, neşeli gününde gamlı kederli olduğu zaman da îedeni perde olarak, duvak olarak kullanır.
• Duvak altında sert huylu, ters yeni bir gelin var. Dünyanın iyisi ile de, kö-;üsü ile de alay edip duruyor.
• Toprak onun yüzünden yeşermiş, çayır, çimen olmuş, gökler onun yüzün-ien kararsız hale gelmiş, her tarafta onun yüzünden bütün kötülüklerden curtulmuş bir talihli var.
• Akıl ondan tam bir inanç istemede, sabır ondan yardım beklemede, aşk înun yüzünden gizli şeyleri bilmede, toprak onun yüzünden insan şekline
766. Allahın aşkı pek sağlam bir kaledir.
Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c. IV, 1663)
• Hergün yeni bir yük çekmedeyim. Bütün bu yükü, bu belayı bir iş için ^ekiyorum.
• Kış mevsiminin dondurucu soğununa, karına, tipisine ilkbahara kavuşma imidi ile katlanıyorum.
• Beni ikiyüz şehirden de sürüp çıkarsalar, ben onun, padişahın aşkı ile bu iürgüne katlanmm.
• Allah'ın aşkı pek sağlam bir kaledir. Ben can yükümü o kaleye çekerim.
• Onun nergise benzeyen iki mahmur gözü için mahmurluk çekmedeyim.
• Gönül bir mağara, Tebrizli Şems de bir dost. Bir dost için bu mağaranın îahmetine katlanmaya mecburum.
767. Biz ilahî nürla aydınlanmış eve kuluz, köleyiz.
Fa'ilatiin, Fa'ilatün, Fa'ilat
(c.IV, 1672)
• Bugün yağmurlu bir gün. Rahmet yağıyor. Biz de susuz kalan aşk bahçe-sine ark açıyoruz ve rahmetine kavuşma ümidi ile el çırpıyoruz.
• Rahmet yağdıran bulutlar, aşk denizinden gebe kalmışlardır. Biz de aşk bulutundan gebeyiz.
• Sen kendini inkar ederek; "Ben mutrip, yani çalgıcı değilim!" deme, gel bi-zim aramıza katıl da seni mutrip yapalım.
• Şu ev aydınlıktır. Sen; "Kimin evi?" diye soruyorsun. Kimin evi olursa ol-sun, biz ilahî nürla aydınlanmış eve kuluz, köleyiz.
• Biz kendimizden habersiz yaşıyoruz. Kendi ab-ı hayatımıza kendimiz per-deyiz. 0 ab-ı hayatın üstüne dökülmüş yağ gibi ab-ı hayata örtü oluyoruz.
768. Ben deve gibi senin gamını geviş getirmedeyim.
Mef'ulii, Mefa'iliin, Fe'ulün
(c. 111, 1562)
• Sevgilim nazlandı da bana; "Ben sana ateşim!" dedi. Ben de; "Evet!" dedim, "Sen beni yakan bir ateş oldun ama sevgin de gönlümde!"
• Senin sevgin olmadan bir gül koklasam, acımadan, dikenmişim gibi hemen beni !
• Balık gibi sessiz sedasız ama dalgalar gibi, deniz gibi çırpınıp duruyorum kararım, huzurum yok!
• Deve gibi senin gamını geviş getirmedeyim. Sarhoş deve gibi ağzım köpürmede.
• Her ne kadar gizlesem, söylemesem de aşkın huzurunda apaçık meydandayım.
• Tohum gibi toprak altındayım, topraktan baş kaldırmam için baharın işaretini bekliyorum.
769. Toz gibi yolundan kalktım, sonra yine toz olarak çiğnenmek için senin yoluna kondum.
Mefülü, Mefa'ilün, Fe'ulün
(c. 111, 1559)
• Dün yeniden ahdettim. Hem de senin canına yemin ettim.
• Gözümü yüzünden ayırmayacağım. Kılıcı çekip beni öldürsen dahi senden yüz çevirmeyeceğim.
• Başka birisinden derman aramayacağım. Çünkü derdim senin ayrılığındandır.
• Beni başaşağı ateşe atsan, "ah" dersem erkek değilim.
• Toz gibi yolundan kalktım, toz halinde yükseldim, sonra yine toz olarak senin yoluna kondum.
770. Mademki aşkının kılıcını canıma vurdun, bedenime de vur da bu işi tamamla!
Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün
(c. III, 1543)
*Ev sakî! Neredesin? Biz aşıklara şarap verdiğin için, ben candan senin kölenin kölesiyim. Haydi bana şarap sun!
*Senin neyin var? Nasıl şarabın var? Benim elim boş, bana şarap sun! Çünkü ben çok dertliyim, kadehim ciğerimin kanı ile dolu.
• Benim durumumdan utanıyorlar da kimse benim adımı bile anmıyor. Zaten benim gibi perişan bir adamın ad kaygısı olur mu?
• Mademki aşkının kılıcını canıma vurdun, şu işi tamamla, bedenime de vur! Çünkü yarı ölüyüm, yarı diri.
• Bana bazen zahid diyorlar, bazen da rind. Ben zavallı bilmiyorum ki hangisiyim?
• Bende mum gibi bir zerre varlık kalsa, gideceğim yer ateştir. Ateşi bağrıma basacağım.
• Benim için yanmaktan başka çare kalmadı. Gel de hoşça yanıp yakılayım. Çünkü ben çok hamım.