• 931 - 1000

    Attention: open in a new window. PDFPrintE-mail

    There are no translations available.

    931. Aşk mahallesinde; "Gönül evine bir pencere açıldı." diye bir ses duyuldu!

    Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün
    (c. IV, 1909)
    • Sevgilinin gönlü, acıklı halimi gördü de, bana acıdı, yandı yakıldı! 0 yanışın kıvılcımları, dünya harmanına düştü; dünya harmanı da yandı, kül oldu!
    • Mum gibi yanan yakılan, ağlayan, eriyen bir güzel de, benim canıma bir ateş düşürdü! Öyle bir ateş ki, onun yüzünden taşla demirin canı bile mum gibi eridi!
    • 0 ateşten, gece , binlerce aydın sabah meydana geldi!
    • Aşk mahallesinde; "Gönül evine bir pencere açıldı!" diye bir ses duyuldu!
    • 0 nasıl bir penceredir ki, oradan, iğne kadar bile gölgesi olmayan yepyeni, bambaşka bir güneş doğdu!
    • Aklını başına al da, mekansızlık alemine gel! Bu alemde, her zaman bahar mevsimi hüküm sürmektedir; buradan başka her taraf soğuktur, kıştır!
    • Can, Şemseddin-i Tebrizî hazretlerinden geldi! Sen, can çekiştirmek istiyorsan, durma; git de, can çekiştir!
    932. Allah'ım! Bizi, bedenimize ait isteklerden, şehvet ve hiddetten kurtar!
    Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün
    (c. IV,1898)
    • Gökyüzünden, Ülker yıldızından cana şöyle bir ses geldi: "Sen, yeryüzüne mensup değilsin; sen, ötelerden geldin! Bu yüzden, aklını başına al da, yücelere yüksel, tortu gibi dibe çökme!..
    • Hiç kimse eşinden dostundan, eski bildiklerinden bu kadar uzun müddet seferde, yolculukta kalamaz! Bu ne bitmez bir yolculuk; artık şehrine geri dön!"
    • Sonunda; "Geri dön!" sesini o padişahtan, o padişahlar padişahından duydun! 1 -(1 Fecr Suresi, 89/28. ayete işaret var.)
    • Ey zavallı; bu dünyayı, bu yıkık yeri ancak baykuşlar yurt edinir! Sen, ötelerden geldiğin halde, nasıl oluyor da bu yıkık yerde oturuyorsun?
    • Kendisine dikenden döşek döşeyen kişinin yanı, beli, sırtı hiç rahat eder mi, dinlenir mi?
    • Her nefeste yüzlerce Çin'e, Maçin'e değer hikmetlerle canı neden beslemiyorsun, süslemiyorsun? 2 -(2 Maçin diye bir memleket yok; halk arasında Çin'i "Çin-Maçin" diye yad ederler ki, Çin demektir.)
    • Fakat, boş sözlerden, dedikodulardan ibaret olan hikmetlerle değil, insanın canını Allah'a yaklaştıran, manen Allah'ı görür, hisseder hale getiren hikmetlerle beslemelidir!
    • Sen, bir inci ol, mücevher ol da, isteseler de istemeseler de alsınlar, seni taca taksınlar!
    • Eğri büğrü yürüyen ayak gibi olma! Bırak şu eğri yürüyüşü de, elif gibi dümdüz ol, dosdoğru ol!
    • Mezarlığa git de taşın, kerpiçin altına bak; yatanların başlarını ayaklarından ayırt edemezsin!
    • Allah'ım! Sen, canları, Yasîn soyunun gittiği yoldan canlara ulaştır!- 3
    3 ("Yasîn soyu": Kur'an-ı Kerim'in 36. süresi "Yasîn" diye başlar. "sîn", Arapça'da insan manasına gelmektedir. Bu ayette, Hz. Muhammed(s.a.v.)'e hitap edilmektedir. 0 zaman "sîn", Hz. Muhammed'in adı olmaktadır. "Yasîn soyu" da, Peygamber'in soyundan gelen, Hz. Ali ile Hz. Fatıma'dan gelen soydur.)
    • Nasıl ki, dua etmek bizden, kabul etmek de Sen'den ise, dualarımızı, Yasîn soyundan gelenlerin dualarına kat!
    • Allah'ım! Nasıl ki, bizim işimiz az bir ihsanda bulunmak, Sen'in şanın da azı çok görüp beğenmekse, lütfet de, bize o çeşit yardımda bulun! Yani, azımızı çok olarak kabul buyur!
    • Allah'ım! Bizi, nefsanî arzulardan, bedenimize ait isteklerden, şehyet ve hiddetten kurtar, akıl ve vicdan alemine ulaştır! Bizi, asıl vatanımız olmayan şu dünyadan al, ötelere, yücelere götür!
    933. "Güzeller perde arkasından çıksınlar!" diye hakandan ferman geldi!
    Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ülün
    (c.IV, 1903)
    • Elbette duymuşsundur; hakandan; "Güzeller perde arkasından çıksınlar!" diye ferman geldi!
    • Hakan; "Bu sene böyle istiyorum; güzelleri görmek kolay olsun!" diye buyurdu!
    • Hakan salına salına meydanda gezerken evde oturup kalmak haramdır!
    • Bizimle meydana gel de, hem apaçık, hem de gizli meclisi seyret!
    • Helvalar yapılmış, kebap olmuş kuşlar hazırlanmış! Ne de çok, çeşitli nimetler var; bereketli sofralar kurulmuş!..
    • Ay parçası gibi güzel köleler, önde de sakî, her taraftan çalgıların cana hoş gelen nağmeleri duyulmada!..
    • Fakat, mest olmuş kişilerin canları padişahın aşkına tutulmuş da, sakîden de vazgeçmiş, sofradan da!..
    934. Hz. Yusuf'un aşkı ile elini kestinse, sakın yarana merhem arama; git, Yusuf'a sarıl!
    Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'ulün
    (c.IV, 1905)
    • Eğer aşık isen, gamı bırak gitsin! Nerede düğün varsa, oraya git, düğün seyret; yastan ve matemden uzak dur!-4-(4 Şeyh Galib hazretleri; "Aşıkta keder n'eyler, gam halk-ı cihanındır" diye buyurmuştu. Aşıkta kederin ne işi var; kederli olmak, gamlı olmak aşık olmayan cahil işidir, demek istemişti.)
    • Sen, deniz ol; gemiyi bir tarafa bırak! Sen, şu içinde yaşadığın gamlarla, belalarla dolu alemi bırak da, kendin bir alem ol!
    • Hz. Adem gibi tövbe et de, cennete geri dön; yeryüzünde birbirleri ile didişip duran ademoğullarını terk et!
    • Meryem oğlu Hz. İsa gibi göklere çık da, Meryem oğlu İsa'nın eşeğini yeryüzünde bırak!
    • Yusuf(a.s.)'ın güzelliğinin aşkı ile elini kestinse, sakın yarana merhem arama; git, Yusufa sarıl!..
    • "Ona ruhumdan üfürdüm!" müjdesi geldi. Anlaşıldı ki sen, ötelerden gelmişsin; artık şu fanî dünya malı için kederlenmeyi, gam yemeyi bırak!
    • Gönlünü varlıktan kurtar; varlıktan elde edilmemiş şeyleri beklemekten vazgeç!..
    • Ey arslan yavrusu! Arslanların huyunu, kendine huy edin; terbiyesiz köpekleri bırak!..
    • Sen, Allah aşkı uğruna tacını tahtını terk eden İbrahim Edhem hazretlerini bırakmışsın da, sana, ateş gibi bir dünya hırsı musallat olmuş, seni çekip götürüyor!..
    935. Gel; canımda, gönlümde işlediğini, gözümün önünde işle!
    Mefa'îlün, Mefa'îlün, Fe'uliln
    (c. IV, 1907)
    • Gizlice burada isen, yine öyle gizlice burada ol! Hatırlıyor musun, bir defa bir iş yapmıştın; yine o işi yap!
    • Dün, beni bağrına basıp sıkmıştın! Gel ey tatlı varlık; yine öyle yap, beni bağrına bas!
    • Dün, benim kapımı, damımı kırmıştın! Bugün de gel, kapıdan içeri gir öyle yap!..
    • Bu değersiz kölenin canının ta içine girip bir şey yapmıştın da, o yaptığın iş benim canıma işlemişti! Gel; canımda, gönlümde işlediğin o işi gözümün önünde de işle; benim gözümün önünden gitme!
    • Ey ay yüzlüm; dün, ne de güzel cilvelenmiştin! Nazı bırak; ondan daha hoş cilvelen!
    936. Gönül Kabesi putlarla dolu; lütf edip gel de, Rahman'ın evinden putları dışarı at.
    Mefa'ilün, Fe'ulün, Mefa'ilün, Fe'ulün
    (c. IV, 1889)
    • Gönlüm, gönlüm, gönlüm için gönlümü incitme! Niçin, niçin bu davranışının manası ne; neden beni perişan edersin?
    • Ben, senin gül bahçesine benzeyen yüzünün aşkı ile destanlar gibi uzadım; gül bahçesinden de geniş oldum, serviden de uzun boyluyum!
    • Gel; gel de, bana bir nefes ver! 0 latif nefesin, ab-ı hayat gibi, gönlümün ömrünü uzatır!
    • Sen, bizim aklımızın aklısın! Şu halde, neden bizden ayrı duruyorsun? Akıl bir başı bırakıp giderse, o baş aptallaşmaz mı, şaşırıp kalmaz mı?
    • Sen, gökyüzündeki parlak aysın; bizse, kapkaranlık geceyiz! Ay olmayan geceler pek karanlık olur!
    • Sen, Musa(a.s.)'sın; biz de, senin elinde asayız! Asa, Musa'nın elinden başka elde işe yaramadı!
    • Sen, hoş nefesli Hz. İsa'sın; bizse, çamurdan yapılmış kuşuz! Bir nefes üfür de, bizim nasıl göklere yükseldiğimizi seyret!
    • Sen, zamanımızın Nuh'usun; bizse, sana bir gemiyiz! Nuh gemiden çıkıp giderse, o gemi bela tufanından kurtulabilir mi?
    • Ey benim canım; sen, benim Halil'imsin! Bütün dünya ateşlerle dolu; Halil (a.s.) olmadıkça, ateş, gül bahçesi olamaz!
    • Sen, Mustafa(s.a.v.)'in nurusun! Gönül Kabesi putlarla dolu; lütf edip gel de, Rahman'ın evinden putları dışarı at gitsin!
    • Sen, güzellik Yusufusun! Halkın gözleri bağlı; hakikati görmüyorlar! Onların gözleri, Kenan'ın ihtiyarı Yakup(a.s.)'ın gözleri gibi, seninle açılır; lütf edip gel de, gözlerini aç!
    937. Ey güzeller Yusufu; gözün de, gönlün de ilacı, senin güzel yüzündür!
    Mef'ulü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ülün
    (c. IV,1891)
    *Hoca! Senin elini tutup çekeceğiz; seni, iyiden de, kötüden de kurtulacağız.!
    • Gaflet gecesidir; senin mest oluşun da uzadıkça uzadı! Ama biz, sabah güneşi gibi doğup her tarafı aydınlatacağız!
    • Dünya bahçelerinde her meyve oldu, kemale geldi! Ey taş kesilmiş üzüm koruğu; sen, bir türlü olmayacak mısın?
    • Şu tuzakta çırpınıp duran canlara acı; sen'in kulağın, onun çırpınma sesini, feryadını duymayacak mı?
    • Senin, gönlünde bir can gözün var; o da hastalanmış, ağrıyıp duruyor! Elde edemediğin şeyler için duyduğun gam, o gözü hasta etmekte ve yaralamaktadır!
    • 0 göze iğneler batmaya başlayınca, derman aramaya çalış; onu, ağrılardan, yaşarmalardan kurtar!
    • Ey güzeller Yusufu; gözün de, gönlün de ilacı, ancak senin güzel yüzünü görmektir!
    938. Bir yaratıcı olmadan ne kimse doğabilir, ne de var olabilir!
    Mefulü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ulün
    (c. IV, 1893)
    • O'ndan sır duymak için yüz tane yeni kulağım açıldı! Bir yaratıcı olmadan ne kimse doğabilir, ne de var olabilir!
    • Sen'i övmek için bahar rüzgarı esmeye başladı! Ben de, sanki bir bahçeyim; dallarım, yapraklarım, tomurcuklarımın arasından eserek gelen rüzgarın Sen'i îvmesinden ötürü benim bütün cüz'lerim gebe kaldı!
    • Sen'in aşkınla mest olanların birbirlerine düşmeleri, birbirlerinden vefa kadehini kapmaları ne kadar hoştur, ne kadar güzeldir!
    • Ey benim güzelim; yüzünün aşkı ile gönül aşkını hurafelerden, aslı esası olmayan şeylerden temizlemek, gerçekten de vaciptir!
    • Islığını duydum; can kuşunun ayağındaki bağı çözmek, onu uçurmak bana farz oldu!
    • 0 ay, daha ne zamana kadar bulut içinde gizlenecek? O'nu beklemekten canlar ağıza geldi; şimdi, artık görünme zamanıdır!
    • Ay yüzünün gül bahçesi, soğuk kış mevsiminden emin olmuş; ey sünbül kaşları biçilmekten kurtulmuş güzel!
    • Sen, sakî olduktan sonra içmemek, ayık kalmak küfürdür; karanlık gecelerde ay gibi doğup gönül penceresinden içeri girdiğin zaman uyumaksa haram!..
    • Sen'in gibi bir Yusufun güzel kokulu gömleğini ele geçirdikten sonra başka güzel kokulardan bahsetmek, onları övmek, misk ve anber sürünmek pek çirkin, pek soğuk düşer!
    • Sevgiliye; "Senin güzel ayağının altını öpeyim!" dedim de, bana dedi ki: "0, ancak gözlere sürülür!"
    939. Balçıktan yapılmış beden evi nerede, can evi, gönül evi nerede?
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün,
    (c.IV, 1837)
    • "Ya Rabbi! Sevgilinin maksadı ne; bir bilsem!" dedim. Kaçacağım yolu bağlamış; gönlümü de, kararımı da almış gitmiş!
    • Ya Rabbi! 0, beni nereye kadar çekecek; bir bilseydim! Yularımı tutmuş, her tarafa çekip durmada; niçin, ne maksatla çekip duruyor?
    • "Ya Rabbi! 0, benim varım yoğum; o, benim merhametli padişahım! Neden merhametsiz, taş yürekli olmada; bir bilseydim!" dedim.
    • Ya Rabbi! Şu tüten dumanım, şu; "Ya Rabbi!" diye feryad edişlerim, sızlanışlarım sevgilinin kulağına erişebilecek mi, sevgilim bunları duyacak mı;
    bunları bir bilseydim!..
    • Ya Rabbi! Bir bilseydim; sonunda beni nereye çekecek! Ya Rabbi; bu bekleyiş gecesi ne kadar uzadı!
    • Ya Rabbi! Bu coşkunluğum nedir, yüzüme gerilen perde nedir? Çünkü, benim için herşey Sen'sin; bana bir de Sen'sin, bin de Sen'sin, Sen!..
    • Her an, susarken de, söylerken de gözümde Sen'in aşkın, Sen'in hayalin var; benim rızkım da Sen'sin, zamanım da Sen'sin!..
    • Bazan, ona "av" derim, bazan "bahar" derim; bazan, ona "şarap" adını takarım, bazan da ona "mahmurluğum" derim!
    • Balçıktan yapılmış beden evi nerede, can evi, gönül evi nerede? Ya Rabbi! Ben, buradan bıktım; asıl şehrimi, vatanımı arzu ediyorum!
    • Ey gönül; galiba sen, işin farkında değilsin! Sen, asıl kendi şehrinden sürülmüşsün; sen, burada gurbettesin! "Ey Allah'ım! Benim adamlarım nerede; soyum sopum nerede?" diye feryatlar içinde, şu kirli dünyada kalmışım!..
    • Ya Rabbi; şehrime geri dönseydim de, padişahımın merhametini, o şehirdeki dostum, sevgilim olan canların hepsini de görseydim!
    • Kara yüzlü dünya gecesi, benim gündüzüme eş olamaz; benim ilk baharımın arkasından taş yürekli sonbahar gelmez!
    • Ey gerçek duygulara, hakikatlere perde olan dudaklarım! Hiç susmuyorsunuz; boş yere konuşup duruyorsunuz! Bu manasız davul ne zamana kadar çalınacak? Ah, işte perde yırtıldı gitti!
    940. İçinde Sen'in hayalin olan gönüle gam ve gussanın gelmesine imkan var mıdır?
    •Mef'ulü, Mefa'îlün, Mef'ulü, Mefa'îlün
    (c. IV, 1882)
    • Sen, candan ibaretsin! Sen'i beden olarak gören kişi aynaya bakmıştır ama, aynayı meydana getiren demirin siyah renginden başka bir şey görmemiştir!
    • Zatına yemin ederim ki; Sen'in ab-ı hayatın, ululuktan ötürü, yağ gibi üste çıkmaktan uzaktır!
    • Ey yüzü ay gibi parlak olan güzel! Can, bir kerecik olsun senin ayağını öpse, o öpüşün lezzeti dudaklarında kalır da, mahşere kadar dudaklarını yalar durur!
    • Gönlüme; "Nasılsın?" diye sordum. Dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki; hayaline ev olduğumdan beri. canıma canlar katmadasın!.."
    • İçinde Sen'in hayalin olan gönüle gam ve gussanın gelmesine imkan var mı? Sen'in ab-ı hayatına dalan kişi, ölüm tehlikesinden korkar mı?
    941. Ben, tamamıyla kendimden kopmuşum;kendi yanıma uğramam, kendi yüzüme bakmam!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c. IV, 1841)
    • Ey benim kötü zanlara kapılan güzelim; ne biçim bir zanna, ne biçim bir hayale kapılmışsın? Ey benim cana benzeyen ay yüzlü sevgilim; senin yüzünden hayale döndüm!
    • Ölümümden sonra benim canım senin hayalini görürse, hemen onun peşine düşer; onu bırakmaz, onun arkasından koşar durur!
    • Ben, o yüze, o güzelliğe kulum, köleyim; benim kemal ile, olgunlukla ne işim var? Senin kemalin bana yeter! Zaten, sende ne varsa onların hepsi benimdir; ben, senden ayrı değilim ki !..
    941. Ben, tamamıyla kendimden kopmuşum;kendi yanıma uğramam, kendi yüzüme bakmam!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c. IV, 1841)
    • Ey benim kötü zanlara kapılan güzelim; ne biçim bir zanna, ne biçim bir hayale kapılmışsın? Ey benim cana benzeyen ay yüzlü sevgilim; senin yüzünden hayale döndüm!
    • Ölümümden sonra benim canım senin hayalini görürse, hemen onun peşine düşer; onu bırakmaz, onun arkasından koşar durur!
    • Ben, o yüze, o güzelliğe kulum, köleyim; benim kemal ile, olgunlukla ne işim var? Senin kemalin bana yeter! Zaten, sende ne varsa onların hepsi benimdir; ben, senden ayrı değilim ki !..
    • Ben, tamamıyla kendimden kopmuşum; kendi yanıma uğramam, kendi yüzüme bakmam! Çünkü, gizli şeyleri gören gözüm, kusurlu şeylere, ayıplara bakmaz, onları görmez!
    • İki gözüm de, senin seyrine dalmıştır! Ben, senden başkasına nasıl bir yüzle, ne gözle bakabilirim? Her iki gözümde de gözcü ve bekçi senin nurun değil midir?
    • Zamanenin o şaşılacak güzeli yüzünden, zamanlar neşelenmiştir! 0 yere göğe sığmaz, o mekansız olan ayımın yüzünden, yerlerle gökler saf bir hal almıştır!
    • Tebrizli Şemseddin yenini salladığından beri eşiğim, kanlı gözyaşları ile sulandı, bir an bile kurumadı!
    942. Feryad etme de, senin yerine ben feryad edeyim!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c.IV,1827)
    • Ey gönül; dün ne içtin? Doğru söyle, gizleme; suçsuz olup da susan kişiler gibi, yüzünü göğe çevirme!
    * Has bir şarap içmişsin, kurtuluş mezesi yemişsin! îçtiğin şarabın kokusu dışarı vuruyor; nafile ağzını güzel kokularla çalkalama!..
    * Elest gününde canın, senin sofranda bir şarap içti. Bu şarap yüzünden, artık sen, mekansızlık alemine sahipsin! Tutup da, şu anda içinde bulunduğun dünyaya kulluk etme, dünya malı için çırpınıp durma!..
    * Ey benim param parça olmuş gönlüm! Çare, onu görmektir; benim dayandığım, güvendiğim odur! Sen de aklını başına al da, bu dünyaya güvenme!
    * Sevgilim; bütün insanlar, senin "ney"in olmuş, her biri senin havanla dolmuş! Sema'a düşkün değilsen, can neyine el atma!
    • "Ruhumdan üfürdüm!"-5 . dedin de, üfledin; herşeye, herkese bir nefes verdin! Mademki "ney"in senin nefesindir, bizim nefesimiz olmadıkça feryad etme! (5 Hicr Suresi, 15/29. ayete işaret .)
    • Feryad etme de, senin için ben feryad edeyim! Sen kurtsun, ben çobanım; benim yerime çobanlık etmeye kalkışma!..
    • Aşağı kişilerin şarabı dışardadır; arifin şarabı ise içerdedir! Zaten ağızın kokusu, durumu bildirir; dille söylemeye lüzum yok!
    943. Aşk gamı, aşığın gönlünden bir an için olsun çıkıp gidince, gönül evi mezara döner!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c.IV, 1840)
    • Ey benim güzel sesli, güzel nağmeli çalgıcım! Aşkı şöyle bir okşa, aşka dair başka bir nağme çal!..
    • Canım, seninle neşeli; dilerim, sensiz kalmasın! Gönül, benim canımı sana verdi de, o, şimdi senin gamınla dost oldu, gamınla beraber yaşıyor!
    • İnsana gam acı gelir fakat, aşk gamı şeker gibi tatlıdır! Artık bundan sonra aşk gamına, gam gözüyle bakma!
    • Aşk gamı, aşığın gönlünden bir an için olsun çıkıp gidince, gönül evi mezara döner; evde bulunanların hepsi de mahzun olurlar, üzülürler!
    • Senin ayağını bastığın toprağın tozu, bizim gözümüze sürmedir; senin derdin, gönüle rahatlık getirir! Ey insan yaratan padişah; Sen'in eşin, benzerin yoktur!
    • Seni tanıdığımdan beri tuz gibi eridim; zaten ben, zandan ve şüpheden ibaretim! Zan ve şüphe, insan "yakîn"e, yani tam inanca ulaşınca yok olur gider!..
    • Gönül karalığıyla, adeta gece gibiyim; Sen'se güzel, parlak, üstün bir aysın! Yol gören, yol gösteren ayın yüzüne karşı gece yok olur gider!
    • Aşk, Sen'in yüzünden can gibi olmuştur; akıl, Sen'in yüzünden okumaya başlamıştır! Maden de, mekan da Sen'in kırıntılarını aramadadır! Deniz bile Sen'in yüzünden inci taneleri devşirmededir!
    • Sen'in mestin olan boşboğazdır, söylenip durur! 0, iki dünyadan da usanır! Aşık, Sen'in peygamberin olmuştur; her yerin baş tacıdır!
    944. Toprakta çürümek, hayvan işidir; gönlün, canın işi değildir!
    Mef'ulü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ulün
    (c. IV, 1892)
    • Her akşam yemek yemek için sofra kurmak adettir; bizse, orucumuzu senin hayalinle açarız!
    • Ey oruç tutanlara lütfu, ihsanı, Hz. Mesih gibi gökten sofra indirmek adeti olan Allah'ım!
    • Mademki gönlün gıdası Sen'in sevgi mutfağından geliyor, oraya varmamız, 3 gıdaya tam kavuşmamız gerekiyor!
    • Bize, ab-ı hayat da o gönül ateşinden gelmededir! 0 yüzdendir ki, biz, hoş kokulu ladin külü gibi neşeli bir halde yanarız!
    • Topraktan doğmak, toprakta çürümek hayvan işidir; gönlün, canın işi değildir!
    945. şu görünen beden, benim gölge varlığımdır!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c. IV, 1824)
    • Ey benim canıma canlar katan ay yüzlü sevgili; ben, senin ayrılığına dayanamıyorum! Bana cevr etme, cefalarda bulunma; ben, bu cevrlere, cefalara layık değilim; ben, bunları hak etmedim!
    • Ateşler içinde yanıyorum ama, ey benim devlet kuşum, başıma gölgen düşünce, bana cevrin de hoş geliyor, cefan da!
    • Dün, hayalin bana geldi de; "Gam yeme, üzülme!" dedi. "Ey derdi bana deva olan sevgili; ben, gam yemiyorum!" dedim!
    • Dedi ki: "Ben, gamı sana gölge yaptım; iki dünyayı da senin emrine verdim! Ama, eğer sen bana kavuşmak istiyorsan, ikisinden de vazgeç; hem dünya nimetlerini, ahiretteki cenneti bırak, hem de gamlara, kederlere dal!"
    • Dedim ki: "Ecel gelse de, can bu balçık bedeni terk edip gitse! Hayatı ve dirilmeyi arzu ederek cana doğru gidersem, sen varken canı tekrar ararsam, ayaklarım kırılsın!"
    • "Evet!" dedi. "Sen, ibret için şu güle bak; kaza ve kader onu dalından ayırsa, başını koparsa bile gülmeyi bırakmaz; gülerek takdirimin ayaklarına başını kor!"
    • Ona dedim ki: "Yüzümü ekşitirsem, bunu, sevgimi görüp de beni kıskanrnasınlar, sevgime göz değmesinler diye yapıyorum!"
    • Dedim ki: "Ben, ötelerden gelip bu bedene girdim, iki-üç gün bu bedende kaldım! Bu balçık bedenden beni geldiğim yere ne zaman çağıracaklar?" diye korku ve ümit ile yaşıyorum.
    • Dedi ki: "Sen, balçıkta değilsin; sen, bu taraftasın, mana alemindesin! Şu görünen, senin gölgendir! Benim sanatım, seni tuttu, bu mana aleminden aldı götürdü, balçık bedene hapsetti; bir gölge varlık olarak seni, birkaç gün için bu dünyada bıraktı!"
    • Dilberim, beni yaratanım bu sözü söyleyince, aklım başımdan uçtu gitti! hikayenin kalan kısmından akl-ı kül bile bir koku alamaz! Artık, ben kim oluyorum da konuşuyorum, konuşmak benim ne haddime!..
    946. Harfler, seni anlatmaya kafi gelmiyor!
    Mef'ulü, Mefa'îlün, Mef'ulü, Mefa'îlün
    (c.IV, 1877)
    * Ey gönül! Seni anlatmaya dilim dönmüyor, gücüm yetmiyor; harfler, seni anlatmaya kafi gelmiyor! Seni anlatmak için yeni harfler, yeni kelimeler bulmak gerek!
    * Çalgıcı da, çalgıya, benim vuruşlarımla vurmada, benim gönlüme göre çalmada! Dilimin yerine bütün varlığım onun çalışlarında, vuruşlarında dönüp duruyor! Gönlümün halini o vuruşlar dile getirmede!..
    * Sakînin güzelliği karşısında kadeh de sarhoş olmuş, şarap da; benim canıma, benim cihanıma can da hayran olmuş, cihan da!
    * Gayb aleminden bir la'l, bu dünya mağarasına düştü! 0, benim madenimin yüceliğini gördü de, şaşırıp kaldı!
    * Dün gece can, o ay yüzlüye diyordu ki: "Gönlümü incittin, yaraladın! Ey merhametsiz sevgilim; acımadan attığın kanlara bulanmış şu oka bak!"
    947. Ey bahçıvan; sonbahar geldi!
    Müstefilün, Müstefilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
    (c. IV, 1794)
    • Ey bahçıvan, ey bahçıvan; sonbahar geldi, sonbahar geldi! Dallarda, yapraklarda gönül derdinin eserlerini seyret!..
    • Ey bahçıvan; dikkat et de, ağaçların içten gelen feryatlarını duy! Her tarafta, dilsizce ağlayıp inleyen yüzlerce can var!
    • Gözler sebepsiz yaşarmaz, dudaklar sebepsiz kurumaz! Gönlünde bir dert olmadıkça, kimsenin yüzü sararmaz, sapsarı kesilmez!..
    • Hasılı, gam kargası geldi! Nispet verir gibi; "Gül bahçesi nerede, gül bahçesi nerede?" diye sorarak sitemlerle bahçeye ayak bastı!
    • Süsenler nerede, ağustos gülleri nerede? Selviler, laleler nerede? Çayır ve çimenler, yeşiller, yeşil elbiseler giyinmiş güzeller nerede? Erguvan nerede, erguvan nerede?
    • Meyvelerin dadıları nerede? Ağaçların, herkese, bütün canlılara sunduğu ballı sütlü meyveler nerede? Herkesin canı acıkmış, süte hasret kalmış!
    • Güzel sesli bülbül nerede? Huhu diye öten üveyik kuşu nerede? Nerede, güzeller gibi yakışıklı tavuslar, dudukuşları nerede?
    • Sanki onlar, Hz. Adem gibi, bir buğday tanesi yediler de, cennetten kovuldular, dünyaya, bu imtihan yerine geldiler; taçları başlarından uçtu, elbiseleri üstlerinden döküldü!
    • Gül bahçesi, Hz. Adem gibi, mahrumiyetlere düştü, herşeyini kaybetti ama, ümidini kaybetmedi; hem ağlıyor, hem bekliyor! Söylediği, tekrar ettiği söz de şu: "Lütuf ve kerem sahibi Allah'tan ümit kesmeyin; lütuf ve kerem sahibi Allah'tan ümit kesmeyin!"6 ( 6-Zümer Suresi, 39/53. ayete işaret edilmektedir.)
    • Bütün ağaçlar saf oldular! Hepsi de yaslı; siyah elbiseler giymişler! Herşeylerini kaybetmişler; bir yaprağa bile sahip değiller! Bu imtihan yüzünden ağlayıp feryad ediyorlar; feryad edip ağlıyorlar!
    • Ey leylek, ey köy ağası; lütf et de, soruma cevap ver! Neredesin, yerlere mi geçtin, yoksa göğe mi çıktın?
    • Sonunda, bahçedekiler dile geldiler de; "Ey düşman karga!" dediler. "0 herşeye hayat veren su, gül bahçesine yine akar; tıpkı cennetler gibi, bu alem, yine renklerle, kokularla dolar!
    • Ey saçma sapan söylenip duran karga! Üç ay sonra görürsün; senin inadına, yine dünyanın bayramı gelir, yine dünyanın bayramı gelir!.."
    • Canavara benzeyen sonbahar ölüyor; elbette onun mezarını çiğner ve tekmelersin! Ey bekçi, ey bekçi; işte şimdi devlet sahibi doğuyor!
    • Ey yararlı, güzel işler yapan güneş; yine Hamel burcuna gel; ne buz, ne çamur; etrafa anberler saç, anberler saç!..
    • Ey güneş! Gül bahçesini gülüşlerle doldur, şu ölüleri dirilt; şimdiden mahşeri meydana getir!
    • Görmüyor musun; tohumlar kabuklarını yarmış, hapisten kurtulmuşlar; biz de, evlerimizin kucağından kurtulup bağlara bahçelere gidelim! Bahçeler, bize, gayb aleminden yüzlerce armağanlar getirmiş, yüzlerce armağanlar getirmiş!..
    • Gül bahçesi yüzlerce gülle dolar, dedikodu biter, zaman doğurmaya başlar, zaman doğurmaya başlar!
    * Leylek, gök gibi yüksek bir köşkün üstüne yuva yapmış, leklek diye öterek; "Ey yardımı dilenen Allah; mülk Sen'indir, mülk Sen'indir!" demek istiyor!
    • Bülbül.sesi ile saz çalar; üveyik huhu diyerek öter! Öbür kuşlar da, civan bahtın. genç talihin çalgıcısı olarak gelirler! -7
    (7-Hz. Mevlana, bu iki beyitte taklidî ahenk sanatı yapmıştır. Arapça "lek" "senindir" manasına geldiği için leyleğin "leklek" diye ötüşünden; "Allahım; mülk Sen'indir!" anlamını; üveyik kuşunun "huhu" demesinden "0, 0" yani "Allah, Allah" manasını çıkarmıştır.)
    • Bütün ölülerin dirilip kalktıkları bu kıyamete öyle şaştım kaldım ki, artık söz söyleyemiyorum; sözü bitireceğim! Zaten gönlümdeki düşünce ve duygulan anlatmaya imkan yok!
    • Babacığım; sus da, bahçedeki kuşlardan, ötelerden, gayb aleminden gelen haberleri dinle! Sanki onlar, mekansızlık aleminden uçarak gelen birer oktur!
    948. Ben her gazeli bitirdiğim zaman, gönlüm, coşarak söylediğim sözlere tövbe etmek istiyor!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c. IV, 1823)
    • Sana doyamıyorum; benim, bundan başka bir suçum yok! Ne olur; Sen de, benim verdiğim zahmete, meşakkate doyma, ey benim iki dünyada da sığındığım aziz varlık!
    • Küp de, sakî de, onun su tulumu da benden doydular, usandılar! Ama, benim içimdeki aşk deryasının balığı hiç de doymuyor; her an biraz daha susuz!
    • Ben, gerçek yolumu buldum; aşk denizine gidiyorum! Artık, size ihtiyacım kalmadı; testiyi kırın, tulumu da yırtın!
    • Bilmiyorum; ne zamana kadar şu zavallı gönlüm sızlanıp duracak! Vah benim yıkılmış, harap olmuş gönlüme! Ne zamana kadar bu dudaklarım padişahın hayaline karşı feryad edip duracak?
    • Denize doğru git de gör; aşk dalgaları nasıl coşup köpürüyor ve benim gönül evim o dalgalar arasında nasıl gark oluyor!
    • Dün gece, evimin ortasında, aşk ab-ı hayatı coştu köpürdü, dalgalandı; dün de, Yusufum, ay gibi gönlümün kuyusuna düştü!
    • Ansızın sel bastı, harmanımı sildi süpürdü! Gönlümden de bir aşk dumanı yükseldi ve tarlayı da, buğdayı da yaktı!
    • "Harmanım elden gitti!" diye gam yemiyorum; niçin gam yiyeyim? Ay yüzlümün nur harmanı, benim için yüzlerce harmandan daha değerlidir!
    • Ben akıl, fikir, bilgi istemiyorum; O'nun bilgisi bana yeter! Sevgilimin güzel yüzünün nuru, gece yarısında bana seher vaktini getirir, tan yerini ağartır!
    • Yine gam askerleri toplanıyor; bana saldıracaklar! Fakat ben, gam ordusundan ürkmüyorum; benim bölük bölük aşk ordularım o kadar çok ki, göklere dayanmış!
    • Ben her gazeli bitirdiğim zaman, gönlüm, coşarak söylediğim sözlere tövbe etmek istiyor! Ama Cenab-ı Hakk'ın dileği, gönlümün yolunu kesiyor ve onu tövbeden alıkoyuyor!
    949. Ben, varlıktan kurtulmuşum, yok olup gitmişim; zerre zerre her şey, benim yokluktaki ihtişamımı anlatıyor!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c.IV, 1825)
    • Ben sevincim, sevinç benim! Zühre yıldızı bile benim neşeli nağmelerimi çalıyor; aşk, aşıklar arasında benim için cilveleniyor!
    • Aşk, mest olup da hoş bir hal alınca, kendinden geçer, huysuzluğa, çekişmeye başlar; gönlünü kaptıran aşıklar gibi, benim sevdamı yayar, beni herkese duyurur!
    • Sevgili, benim nazımı canla başla çeker, beni hırpalar, yüzümü tırmalar! "Benim yerime neler yapıyor!" diye felek, ona hased eder!
    • Ben, başımı ellerimin arasına almışım, varlıktan kurtulmuşum, yok olup gitmişim; zerre zerre her şey, benim yokluktaki ihtişamımı anlatıp durmada!
    • Ah! Gün geçti gitti; lütuf ahusu da arslanlaştı! Sevgili de, dost da sözlerimden, yalvarmalarımdan usandılar!
    • Sevgili gitti; gönül, bütün gece, balçık bedende üzüntü içinde kaldı! Ben, sabah şarabı vaktine kadar acı bir humarın sersemliği ile çırpınıp duruyorum;   vah bana!
    • Sabah şarabı içilecek zaman gelir, tan yeri ağarır, güneş gökyüzünde bayrağını yüceltir! Şu iki kat olmuş, bükülmüş bedenim yine düzelir, yine selvi gibi tazeleşir, boy atar!
    • Güzel yüzlü can sakisi, Hakk'ın rızasını kazandığı için kendini üstün gören zahidin elini ayağını kaybetsin diye, testi testi şarap sunmaya başlar!
    • Ey sakî! Benim gönlümü almak istiyorsan, Allah rızası için, o en büyük kadehi pirimin avucuna koy!
    • Sakî dedi ki: "Ben, ona şarap verdim; onu gönlümün, canımın içine aldım! Benim sıfatlarımdan ona kol kanat verdim; onu, ötelere doğru uçurdum gitti!"
    • Pîr, şimdi elden çıktı; adam akıllı mest olup yıkıldı! Artık onun, benim nükteli sözlerime cevap verecek hali kalmadı!
    • Adam öldüren sakîm eğer beni öldürürse, şikayetçi değilim, pek hoşum! Onun sunduğu, onun vergisi şaraptır; benim cömertliğim de, can vermektir!
    • Ey benim şarap verenim! Aslında, şarap sensin; bense, testiden ibaretim! Su sensin, ben kuru dereyim! Ey benim sakim; mahallede mest olan benim!
    • Daima benim emir verenim, hakimim, padişahım, Allah'ım olduğu içindir ki, ben, O'nun aşk dertlisiyim; O'nun aşk küpünün dibinde oturmuşum!
    950. Sararmış yüzüm ve döktüğüm gözyaşları, gönlümün ve aşkımın şahididir!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün, Müfte'ilün, Müfte'ilün
    (c.IV, 1814)
    • Senin aşkın bana, gönlümün dertleri ile, belaları ile dolu bir kadeh getirdi! Ona; "Ben, şarap içmem!" dedim. 0, bana; "Gönlümün hatırı için olsun, bunu al, iç!" dedi!
    • Sonra bana kendi irfan şarabından sundu ve; "Bunun nasıl bir şarap olduğunu sana söyleyeyim!" dedi. "Bu acıdır ama, hazmı kolaydır; gönlümün vefası gibi hoştur!"
    • Biz, içtiğimiz şaraplardan mest olmuşken, bir taraftan Ruh-ı Emîn çıkageldi. Ben hemen; "Şu gönlümün haline bak!" diye onun önüne koştum!
    • 0; "Ey Allah'ın sırrı; yüzünü herkese gösterme!" dedi ve sonra, gönlüme aşina olduğu için, onunla buluştuğundan ötürü, Allah'a şükür ve senada bulundu!
    • Ve dedi ki: "İşte, o dediğin olamaz; senin aşkın gizlenemez! Senin aşkına perde olacak şey nedir; öyle bir şey var mı?
    • Senin aşkın çok kan dökücüdür! Dünyanın en ünlü kahramanı Rüstem bile onun karşısında çaresiz kalır! Uhud Dağı ona dayanamayıp parça parça olursa, benim zavallı gönlüm ne yapabilir?"
    • Padişahım çadırıma geldiği zaman benim için ne hoş, ne mutlu bir zamandır! Keremi ile benim kaftanımın bağını çözer de,
    • Bana der ki: "Bensiz perişan oldun, sararıp soldun! Bana yaklaş da, gönlümün sevdası seni canlandırsın, sana hayat versin!"
    • Ona dedim ki: "Hani sizin lütfunuz? Kölenizi siz arayınız; gönlümün bağını çözmesini sizden başka bilen kim var?"
    • "Hayır!" dedi. "Seher vaktinde gönlümden esip gelen rüzgarla, güllerden ve nergislerden daha çok sonsuzlaşır, tazeleşirsin!.."
    • Dedim ki: "Ey her derde, her belaya gereken devayı veren, çare olan aziz varlık! Senden başka deva yoktur; gönlümün devası, ancak sensin!"
    • Her ağacın, her dalın meyvesi, O'nun cömertliğinin, kereminin şahididir; sararmış yüzüm, döktüğüm gözyaşları da gönlümün, aşkımın şahididir!
    951. Bari, canıma şu dilden başka bir dil ver!
    Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'iliin
    (c.IV,1791)
    • Bana, hoş bir koku geliyor; bu koku, belki sevgiliden geliyor, belki de vefalı o mest sevgili beni anarak şarap içmededir!
    • Ey canımı ve gönlümü menzil edinen sevgili; nasıl olur da senin gönlünden çıkarım? Sen, her an, benim hasta gönlüme bir macun hazırlamadasın!
    • Bu söylediklerim, bu sözlerim, benim gönlümün hallerine, çektiklerime perdedir! Gül bahçesine benzeyen gönlüm, diken gibi olan düşüncemden öyle utanıyor ki...
    • Bu sevdama layık nara nerede; benim nurlarımı saçan bir güneş ve ay var mı?
    • Ya Rabbi! Canıma şu dilden başka bir dil ver de, Sen'in büyüklüğünü, Sen'in birliğini ederken gönül sazımın teli kopmasın!
    • Gönlümün sabrını kararını aldın da, beni mest edip yerlere yıktın! Nerede bilgim, nerede hilmim; nerede her şeyi anlayan aklım?
    • Uyumuş olan gönlüm uyandı; gece mest olan varlığım ayıldı, kendine geldi! Yağmurla dolu olan gönül bulutumdan canıma bir şimşek çaktı!
    • Ey gözlerime ibret kesilen sevgili; önce gidenlerin de, sonra gidenlerin de gözleri, benim sana karşı duyduğum aşk gibi bir aşk görmedi!
    • Bir gün olsun kendimden geçeyim de, iyiye de, kötüye de aldırmayayım; herkesin muhtaç olduğu, fakat kendisi kimseye ihtiyaç duymayan Allah'ın sıfatlarını, büyüklüğünü, eşsizliğini söylemeye başlayayım!
    • Bir gece de nedir ki! Yüzyıllar geçti de, bu ateş yine sönmedi, bu cehennem yatışmadı! Ben hayadan, utançtan su kesildim de, bu ateş, yine sakinleşmedi!
    • Her an, daha fazla gençleşmedeyim, daha fazla kendimden gizlenmedeyim; O'nun lütufları sayesinde daha da fazla güzelleşmedeyim!
    952. Aşk, göklere uçmaktır!
    Mef'ülü, Mefa'ilün, Fe'ülün
    (Dîvan-t Kebîr, c. IV, 1919)
    • Aşk; her an göklere uçmaktır, yüzlerce perdeyi yırtmaktır!
    • Aşk, önce kendini nefsinin isteklerinden kurtarmak, nefsanî yollarda yürümekten ayak çekmektir!
    • Dünyayı yok saymak, görmemezlikten gelmektir; geldiği ve tekrar gideceği alemi düşünmek, kendini anlamaya, bilmeye çalışmaktır!
    • Gönüle dedim ki: "Ey gönül! Aşıkların arasına karışman, herkesin bakmadığı
    • Yönden cihana bakman, gönüllerin sokaklarında koşman kutlu olsun! » Ey gönül! Bu duygu sana nerden geldi, bu çırpınma nedendir?
    • Ey gönül kuşu, kuşların dillerini söyle! Ben, senin kapalı sözlerinin anlamını bilirim!"
    • Gönül dedi ki: "Şu balçıktan yaratılmış eve uçup gelmeden önce, iş yurdunda, ezel aleminde idim!
    • Sonra o iş yurdundan, o sanat evinden uça uça, sanatı yaratanın evine geldim!"
    953. "Güneş nasıldır?" diye soranlara, yüzünü göster;
    "Tıpkı böyle!" de!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c. IV, 1826)
    • Birisi sana; "Güneş nasıldır?" diye sorarsa, ona yüzünü göster de; "Tıpkı böyledir!" de! Eğer sana ay'dan bahsederse, damın üstüne çık, ona seslen;
    "Tıpkı böyledir!"de!
    • Kim peri kızı görmek isterse, ona yüzünü göster; miskten bahsederse, saçlarını çöz; "İşte böyledir!" de!
    • Kim sana; "Acaba ay bulutların içinden nasıl sıyrılır çıkar?" diye sorarsa, kaftanının düğmelerini birer birer, yavaşça çöz, ona kendini göster de; "Tıpkı böyle çıkar!" de!
    • Birisi sana; "Acaba Hz. İsa ölüyü nasıl diriltti?" diye sorarsa, dudaklarını uzatıp onun önünde bize bir öpücük ver ve; "İşte böyle diriltti!" de!
    • Kim; "Acaba aşk şehidi nasıl olur?" diye sorarsa, ona bizi, bizim canımızı göster ve; "Tıpkı böyle olur!" de!
    • "Can bedenden ayrıldıktan sonra nasıl olur da geri gelir ve tekrar bedene girer!" inancını inkar edenlere karşı, gel, evimize gir de; "İşte böyle olur diye göster!
    • Her nerede olursa olsun, bir aşk feryadı duyarsanız, Allah hakkı için biliniz ki, o feryad bizim hikayemizdir, bizim feryadımızdır! "Bizim feryadımız, işte böyledir!" demektir!
    • Dostun vuslat sırrını seher rüzgarından başka kimseye açmadım, söylemedim! Seher rüzgarı da, kendi sırrının safası yüzünden; "Evet" dedi; "Tıpkı böyledir!"
    954. Ağzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır!
    Müfte'ilün, Mefa'îlün, Müfte'ilün, Mefa'îlün
    (c.IV, 1821)
    • Aşk ab-ı hayatını damarlarımıza, iliklerimize dök, akıt; gece karanlıklarında geçen hayatımızı, sabah şarabınının aynasına, parlaklığına çevir!
    • Ey yeni bir manevî neşenin mayası olan şarap! Sen, benim bedenimde değil de, canımın damarları içinde ak! Gökleri gösteren bir kadeh ol; her iki cihandan da uzak dur!
    • Mademki, aşk okları yağdırmak senin adetindir ve aklım da senin avın olmuştur, o halde, yay yüksüğüne benzeyen kalbimi parmağına tak da, bu defa okunu canıma nişan al!
    • Akıl bekçisi seni aşk yolundan alıkoymak isterse, bir kurnazlık et ve bir bahane ile onu başından sav; ondan kaç, kurtul!
    • Kalk, külahını yana eğ; gam ve keder tuzaklarından sıçra ve kurtul! Ruhun yanağını öp, sevincin saçlarını tara!
    • Kalk, gökyüzüne yüksel; meleklerle tanış, dost ol! Gerçek sevgilinin kapısına, sıdk durağına gel; o eşiğe baş koy!
    • Mademki gönlüne sevgilinin güzel hayali yerleşti, mademki sen de aşkın tesiri ile eridin, hayale döndün, artık yürü; git, gönlü ve aklı kendine yurt edin!
    • Önünde iki leğen var; birinde ateş, öbüründe altın dolu! Aklını başına al da, elini aşk ateşi ile dolu leğenin içine sok!
    • Musa Kelimullah gibi yap; altın dolu leğene bakma! Aşk ateşini ağzına al ve dudağını alev vatanı yap!
    • Ey sakî; senin işin gücün, ikiliği def etmektir! Gel; gel de, elime o birlik kadehini, tek kadehi sun; ayrılığı, aykırılığı ortadan kaldır!
    • Bu dünya vatanının altı yönü vardır! Orada kıbleler çoktur; tek bir kıble arama! Yürü; sen, yoklukta yuva kur; orada yönsüzlük, vatansızlık kıble yeridir! Yokluk sırrını anlamaya çalış!..
    • İçinde yaşadığımız zaman, bir eskicidir; hep eskiler alır satar! Sen, orada ölümsüzlük arama; ölümsüz yaşayış yaylasını, zamanın dışında ara!
    • Ağzımızdaki dil, gönül kapısının halkasıdır; hep konuşup durarak neden kapı halkası olup kalıyorsun? Sus, konuşma; cana kavuşmak için kapıyı kır da içeri gir!
    955. Feryad, şu çok çabuk geçen ömürden feryad!..
    Müstefilün, Müstefilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
    (c. IV, 1789)
    • Ey aşıklar, ey aşıklar; dünyadan göçme zamanı geldi çattı! Kulağım; "Kervan kalkıyor haberini veren göç davulunun sesini duyuyor!
    • İşte şimdi, kervanbaşı kalkmış, herşey hazırlanmış, yükler de develere yüklenmiş; "Ey kervan halkı; uyanın, kalkın! Ne olur ne olmaz, yollar tehlikelerle dolu; bize hakkınızı helal edin!" diyor ! -8
    ( 8-Şîrazlı Hafız merhum bir gazelinde;
    "Sevgiliye giden yolun menzillerinde nasıl dinlenir, nasıl zevk u safaya dalabilirim? Kervanın çanı; 'Yükleri bağlayın!' diye feryad edip durmada!" demiştir.)
    • Bu hayat yolunda önden arkadan gelen sesler, göç sesleri, kervan sesleridir; develerin boynundaki çan sesleridir! Bizden evvel göç edenler, ölüp gidenler olduğu gibi, bizden sonra da dünyaya gelenler var; bir çok canlar, mekansızlık aleminden gelmede, sayılı nefeslerini almaya başlamadalar!
    • Ötelerden, yıldızlardan, şu baş aşağı dönmüş kandillerin ışıklarından, şu masmavi gök perdesinin ardından, gizli şeyleri açığa vurmak için dünyanın her tarafından bölük bölük şaşılacak insanlar gelmedeler!
    • Şu dolap gibi dönüp duran gökyüzünden, sana ağır bir gaflet uykusu gelip seni bastırmış; sen, aklını başına al da, şu ağır uykudan sakın! Feryad, şu çok çabuk geçen ömürden feryad!..
    • Ey gönül; sevgiliye doğru git; ey yar, yarin yanında bulun! Ey bekçi, uyanık ol; bekçiler uyumaz!
    • Sen, balçıktan yaratılmış idin, gönül oldun; bilgisizdin akıllandın! Seni bu çeşit buraya getiren, yine çekip sürüyerek seni buradan oraya götürecektir!
    956. Dünyada görülen bütün güzelliklerde, her güzel yüzde, O'nun nuru var!
    Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
    (c. IV, 1809)
    • Dün bahçede, sevgilinin hayali, gülün etrafında dolaşıp duruyordu. Ona; "Bahçede neden dolaşıyorsun? İçeri gir de, yüzünün nuru ile gönlümü, gönül sırlarımı aydınlat!" dedim!
    • Ey yüzünün baharı ile ömrümü tazeleyen, yeşerten sevgili! Benim canım da, herkesin canı da, aşk tesirine kapılarak yaptığım işlere hayran oldular, şaşırdılar!
    • Ey padişahlar padişahı, ey benim sultanım; ey benim sultanımın sultanı! 0 yanık olan canımı ateşlere attın, yaktın!
    • Yalnız yeryüzündeki insanların değil, gökyüzündeki meleklerin bile canı olan sevgili; ey denizlerdeki balıkların adını andıkları, tesbih ettikleri eşsiz varlık! Dünyada görünen bütün güzelliklerde, her güzel yüzde kendinden bir nur, bir iz, bir tatlılık bulunan güzeller güzeli! 9
    (9 Arif-i rabbanî İbn-i Fariz hazretleri meşhur Ta'iyye-i Kübra Kasîdesi'nin 242. beytinde şöyle buyurur:
    "Her gencin ve her güzel kadının güzelliğinde, Hakk'ın, muvakkat bir zaman için verdiğı bir güzellik vardır!")
    • Her büyük varlığın, her üstün, her ulu varlığın ulusu Sen'sin; her peygamberin yol göstericisi, delili Sen'sin! Hem hüküm yürütürsün, hem adalet sahibisin; hem de benim çaresiz aşk derdime Sen çaresin!
    • Güneşinin parlaklığı ile şu değersiz toprağım, şu naçiz bedenim gizli bir altın hazinesi oldu; her tarafa uçan düşüncem, ışığınla, nurunla kanatlandı!
    • Sen'in lütuf kucağında bir çeng gibi nağmelerle doluyum; yavaş vur da, tellerim kopmasın!
    • Can bahçesine rahmetinin ilkbaharı gelince, dikenler ya güller arasında kayboldu, yahut da bütün dikenlerim gül halini aldı!
    • Beni yokluktan var eden, beni yaratan, her an beni söyletmede! Sonunda da, beni söyleten kerem buyurdu ve bütün söylediğim sözler, 0 oldu!
    957. Ey alemlere rahmet olarak gönderilen aziz Peygamberimiz Efendimiz!
    Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
    (Dîvdn-ı Kebîr, IV, 1974)
    *Ey gökleri aydınlatan ilahî çerağ, ey yeryüzünü nurlandıran Allah'ın rahmeti benim dertli halimi gör, feryadımı, iniltilerimi dinle, işit!..
    *Yüzlerce beladan kaçtım, senin merhametine, inayetine sığındım! Merhamet elini başıma koy, beni okşa; yahut iyilik ve ihsan eteğini aç, iyilikler saç!..
    *Ya benim muradımı ver, isteklerimi kabul buyur, yahut bu murad ve istek duygusundan beni kurtar, bu dünya duygularını, isteklerini benden al! verdiğin lütuf sözlerini yarına bırakmaktan vazgeç, geciktirme; bugün vadini yerine getir! Ya öyle yap, ya böyle yap!..
    *Ey nebîler sultanı! Ya; "Şüphe yok ki Biz,.sana apaçık bir fetih vermişizdir "10 kapısını aç da, yüzlerce zevk u safa gülistanları, yüzlerce neşe yaseminleri seyredeyim,
    *Yahut; "Senin göğsünü açıp genişletmedik mi?"11 ayetinin ilhamlar taşan memba'ından su, şarap, süt ve bal, bu dört çeşit lütuf, iyilik, ihsan, aşk manevî ırmaklarını gönlüme akıt, feyizlerle coşayım!
    *Ey Senayî, ey büyük veli; yürü! Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz'in mübarek ruhundan meded, yardım iste; "Mustafa, alemlere rahmet olarak gönderilmiştir!"12
    10. Fetih Suresi 48/1.
    11.İnşirah Suresi 94/1.
    12.Enbiya Suresi 21/107.
    958. Bir zamanlar beden yoktu; ben, tamamıyla candan ibarettim!
    Müfte'ilün, Mefa'ilün, Müfte'ilün, Mefa'ilün
    (c. IV, 1822)
    • Ey cevrinden, cefasından ahım göklere yükselen sevgili; bu kadar cevr etme! Beni çekemeyen, bana hased eden kişi, çektiklerimi duyar da sevinir!
    • Gönlümü sen aldın; benim sevgilim sensin! işime gücüme parlaklık veren, yoluna koyan sensin; bağım bahçem sensin, baharım da sensin! Ben, senin için yaşıyorum; ben, senin için varım!
    • Sen, benim en yakın dostum idin; tuttun benim gece uykularımı çaldın ve bana yeni bir hırsızlık gösterdin! Halbuki, benim senden başka bir karım yok!
    • Sen, benim canımsın; sen, benim dünyamsın, benim gökyüzümün Zühre yıldızısın! Öd ağacına benzeyen gönlüme ateş attın, yaktın!
    • Bir zamanlar beden yoktu; ben, tamamıyla candan ibaret idim, seninle göklerde beraber idim! 0 zamanlar birbirimizle konuşamıyorduk; ne benim söz söylemem vardı, ne de söz işitmem!
    959. Biz, dönüp efendimize gidenlerdeniz!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (Dîvan-ı Kebîr. V, 2129)
    • Biz, dönüp yine efendimize, yaratanımıza gidenlerdeniz; hem de tertemiz bir özle! Çünkü biz, O'na isyan edenlerden değil, emirlerine boyun eğenlerdeniz!
    • Efendimiz ne diye bizi satın almaya kalkışır? Zaten biz, kendimizi O'na satmışız!
    • Acıkan kişi fazla yerse, mide fesadına uğrar! Fakat biz, O'nun bakışlarına acıkmışız!
    • Sen ölüp gidince, toprak altına atılınca, ebediyyen zayi olup gideriz sanırsın! Halbuki bizler, vade verdiği yerde O'nunla tekrar buluşacağız!
    960. Ey canıma can katan! Perdeyi kaldır; Sen'i görmek istiyorum!
    Fa'ilatün, Fa-ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
    (c.IV, 1963)
    • Ey benim canıma can katan hayatım; perdeyi kaldır! Ey benim gamıma, ke-derime ortak olan, nerde olursam olayım, daima benimle beraber bulunan Rabbim! Ey geceleri bana dost olan sevgili!
    • Ey vakitli vakitsiz benim yalvarışlanmı yakanşlarımı duyan, ey varlığımın bütün zerrelerine sevgi ateşi salan Rabbim!
    • Sen, bütün şekillerden münezzehsin, berîsin; canlardan bile temizsin! Suretin, şeklin yok! Fakat, benim bütün şekillerimin mıknatısısın; bütün varlı-ğım Sana doğru koşmada, Sen'de yok olmadadır!
    • Bu gece. kimselerin gelmediği tenha gecelerden biridir! Benim kimsesizli-ğime acı, lütf et ve gel; gel de, bu tenha gecede Sana sevda defterimi okuya-yım, seni ne kadar çok sevdiğimi uzun uzun anlatayım!
    961. îçimde, ölümden başka devası olmayan bir dert var!'3
    Müstef'ilün, Fe'ulün, Müstefiliin, Fe'ülün
    <Dîvan-l Kebîr. IV, 2039)
    • Git; başını yastığa koy, beni yaln z bırak! Geceleri dolaşıp duran, yanmış yakılmış müpteladan v .'?.geç!
    • Biz, geceleri, yapayı 'nız, sabahlaı ı kadar sevda dalgaları arasında çırpımr dururuz! îstersen, pd bıa bağışla; istc sen, hicranınla bize cefa et!
    13 Hz. Mcvlana'nın öl' nı ^iiseğinde söylediği .ın şiiri; oğlu Sultan Veled'e hitap ediyor!
    • Sen benden kaç ki, sen de benim gibi dertlere düşmeyesin! Sen, dert ) lunu terk et de, kurtuluş yolunu seç!
    • Biz, gam köşesinde gözyaşları dökerek sürünmekte, inlemekteyiz; isters gel, gözyaşlarımızla yüz yerde değirmen kur!
    • Bizim, kalbi kara taş gibi sert, merhametsiz bir sevgilimiz var! 0, aşıkları dürür de, kimse ona kanının bahasını sormaz!
    • Güzeller padişahı için, ahde vefa etmek gerekmez! Ey yüzü sararmış aş sen, sabr ederek ahdine vefa göster!
    • tçimde, ölümden başka devası olmayan bir dert vardır! Ben, nasıl olur ı "Gel bu derde deva kıl!" diyebilirim?
    • Dün gece rüyamda, aşk mahallesinde bir ihtiyar gördüm; "Bizim tarafa gel!" diye eliyle bana işaret etti!
    • Eğer hakikat yolunda bir ejderha varsa, zümrüt gibi de bir aşk vardır! îç o aşk zümrüdünün saçtığı ışıklarla ejderhayı def et!
    • Artık yetişir; birşeylerden bahsetme! Çünkü ben, kendimde değilim! Eğer senin hünerin varsa, Ebu-Alî Sîna'nın tarihini söyle, Ebu'1-ala Mu'arra'nın   öğütlerinden bahset!
    962. Biz, orucumuzu gök sofrası ile açarız!
    Mef'ulü, Mefa'îlü, Mefa'îlü, Fe'ülün
    (c. IV, 1892)
    • Her akşam sofra kurmak nasıl adetse, bizde de ey sevgili, orucumuzu senin güzel hayalinle açmak adetimiz olmuştur!
    • Senin hayalinle, seni düşünerek oruç bozanlara, lütfedersin, yüzlerce ihsanlarda bulunursun! Bu, Hz. İsa'nın yukarılardan gök sofrası indirmesi gibi olur !
    • Gönlün gıdası senin aşk mutfağından olunca, yer sofrasından el çekerek uzakta durmak gerektir!
    • Gıda olarak bize, o gönül ateşinden hep ab-ı hayatlar sunulur! Biz, gönül ateşinin üzerinde hoş kokulu ladin yağı gibi sevinerek yanarız ve etrafa güzel kokular yayarız !
    • Topraktan doğup tekrar toprağın içine girerek çürümek, hayvan işidir! Bu iş, gönlün ve canın işi değildir!
    963. Akıllılar ve aşıklar
    Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilün
    (c.IV, 1957)
    • Akıllı kişi, her zaman kendini göstermek sevdasındadır; herkesin kendisini tanımasını, sevmesini arzu eder! Halbuki Hakk aşığı, her zaman kendinden geçmek, deli divane olmak ister!
    • Akıllılar, kendilerini sevdikleri için, aşk denizine batmak istemezler! Aşıkların işi gücü ise, sevda denizine batıp yok olmaktır!
    • Akıllılara rahat, rahata ermekten gelir; aşıklarsa, rahata kavuşmaktan utanırlar!
    • Aşık, nerede olursa olsun, herkesten uzak ve manen sevgilisi ile beraberdir;   halk içinde ve halktan ayrı kalması, tıpkı zeytin yağı ile suyun bir arada kalmasına benzer!
    • Aşıklara öğüt vermeye kalkmak, sevdaya mashara olmaktan başka bir şey değildir!
    • Aşk, misk gibi kokar; onun için gizli kalmaz, belli olur!
    • Aşk, ağaç gibidir; aşıklar da, ağacın gölgeleridir! Gölge gerçi ağaçtan uzak düşse de, yine orada kalmak gerektir!
    • Bir çocuk, çocuk yaşta akıllı olursa, akıllılar gibi davranırsa, o çocuk yaşlanmış sayılır; yaşlı adam da aşık olursa, aşk makamına yükselirse, o kişi delikanlı olur!
    • (Ey Tebrizli Şems!) Senin aşkına karşı kendini alçaltan kimse, aşkın gibi yücelir, şereflenir!
    964. Senin aşkın bir deniz, gönlümse bir balık!
    Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
    (c. IV, 1968)
    • Ey gönül verdiğim eşsiz ve yüce varlık; aşkına düşmüşüm, sevdana kapılmışım! Sen'in aşkın bir deniz, gönlümse bir balık! Bu sebeple, bir an Sen'den ayrı düşsem yaşayamam!
    • Balıklar, suyun dışında bir an bile yaşayamazlar! Aşıklar da, gönül kaptırdıkları sevgilinin ayrılığına sabredemezler!
    • Balığın canı sudur; balık, canından ayrı düşmeye sabredebilir mi? Can; sabredilemezse, canın canına nasıl sabredilebilir?
    • Sen'siz bana iki dünya da zindan kesilir; Sen'den ayrı olunca, ab-ı bile içsem bana dokunur, zarar verir!
    • Çeşitli güzelliklerle süslenmiş şu dünya evinde görülen bütün güzel Sen'in güzelliğinin kırpıntıları var! Fakat, hiç biri, Sen'in yerini tutmuyor Şekil, iz nerededir; şekilsiz olan, şekilden münezzeh olan güzeller güzeli nerededir?
    965. Bedenin, bu dünyadandır;gönlün de, o dünyadandır!
    Fe'ulün, Fe'ulün, Fe'ulün,
    (c. IV, 2089)
    • Bedenin, bu dünyadandır; gönlün de, o dünyadandır! Bedenin dostu heva, heves, şehvet, hiddettir; gönlün dostu da Hakk'tır!
    • Senin gönlün, bu dünyada gariptir; onun da derdi, gamı gariptir! îkisi de ne şu yeryüzündendir, ne de gökyüzündendir!
    • Eğer sen canın ve aklın dostu isen, hakiki dosta ulaştın, canını kurtardın demektir!
    • Fakat, canın ve aklın dostu değil de bedenin, heva ve hevesin dostu isen, şu yeryüzünde kalmaya mahkumsun!
    • Fakat, beklenmedik bir zamanda ansızın bir inayet, bir yardım, bir cezbe gelirse, o zaman yeryüzünde kalmaktan kurtulursun! İşte ben, ansızın gelen bu cezbenin kuluyum, kölesiyim!
    • Çünkü, Hakk'ın bir cezbesi, yani kulu kendine çekişi, yüzlerce çalışıp çabalamalardan değerlidir! Herşeyin üstünde olan, izi olmayanın nişanlar, belgeler, izler ne işine yarar?
    • Sen nişanı, izi, belgeyi köpük say; nişansız, izsiz olanı, kendini göstermeyeni deniz gibi gör! Nişan ve iz, sözle anlatışa benzer; nişansız ve izsiz olan da, apaçık görülmektedir!
    • Güneşin arpa büyüklüğünde bir ışığı belirse, gökyüzünde, samanyolunda dönüp duran sayısız yıldızı siler süpürür! Yani, ilahî nurdan küçük bir ışın parlarsa, herşeyi alır götürür!
    • Sus; sus ki, susuşta yüzlerce dil, yüzlerce anlatış vardır!
    966. Aslında can vermek, cana kavuşmaktır!
    Müstef'ilün, Fe'ülün, Müstefilün, Fe'ulün
    (c. IV, 2037)
    • Canı Sen alınca, ölüm, şeker gibidir; tatlı can, Sen'inle beraber olunca, ölüm bize tatlı candan da tatlı gelir!
    • Ölmek, bu dünyaya mahsustur; yani, bu dünyada ölüm vardır! Öteki dünyada ölüm yoktur, doğmak vardır!
    • Topraktan yaratılmış şu bedeni bırak da, can ol; öteki dünyaya oynaya oynaya git! Ölüm, burada bize acı görünür, kötü görünür fakat, gerçekte değildir; sen, ölümden korkma!
    • Ey can; ölümden ne diye korkalım, kaçalım? Aslında can vermek candır ,cana kavuşmaktır! Madenden niçin kaçalım; ölüm, altın madenidir!
    • Hakk seni çağırınca, kendine doğru çekince o emre uyup gitmek, cennet gibidir; ölmek ise, kevsere benzer!
    • Eğer iman sahibi isen, tatlı isen, ölümün de eminliktir, hoşluktur; eğer kafirsen, acı isen, ölümün de acıdır, kötüdür!
    • Ölüm, bir aynadır; güzelliğin oraya vurur, akseder, orada görünür! seni sana gösterince de; "Ölmek, çok hoş bir şeydir!" der!
    967. Kesretten (=çokluktan) kurtul, vahdete (=birliğe) ulaş;
    yükseldikçe daha çok yükselmeye, daha ötelere gitmeye çalış!
    Mef'ülü, Mefa'îlün, Mef'ulü, Mefa'îlün
    (c.IV, 1876)
    • Ey Hakk aşığı! Kesret (çokluk) aleminden kurtul, mekansızlık alemine git, vahdete ulaş! Böylece, iki görmekten halas ol ve ikilik inancını taşıyan başı kes, imansız kişinin boynuna tak!
    • Sen sonsuzluğun mesti olunca, ezel kılıcını eline al ve yiğit bir Türk gibi varlık Hintlisini bozguna uğrat!
    • Şu hayvana bak; başı yerdedir! Evet; otlamakla meşguldür! Sen, hayvan değilsin; Adem soyundansın! Başını göklere kaldır!
    • Hz. Adem'in medresesinde Hakk'a mahrem olunca, gökyüzünün en üst kürsüsüne otur, ilahî isimlerden ders al!
    • Eğer Hakk yolunda sefere çıkmak istiyorsan, mana atına bin, yüksel; yücelere çık!
    • Hakikate susamış kişilerden ol! Çünkü onlar, suya kanmazlar; yükseldikçe daha çok yükselmek isterler!
    • Mecnun gibi Hakk uğrunda savaşa giriş! 0 zaman aşk sana der ki: "Akıldan yüz çevir; onu bırak, def olup gitsin!"
    • Sen, hem yakıcı ateş ol, hem ham iken piş, hem de yan yakıl!.. Hem mest olup kendinden geç, hem de şarap ol!..
    • Hem mahrem ol, hem sır ol; hem sohbet arkadaşı ol, bizimle beraber ol, hem de bizim kulluğumuzu yerine getir!
    968. Ey bütün insanların yöneldigi kıble!
    Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
    (c. IV, 1798)
    • Ey sevgili, ey sevgili; ey insafı olmayan sevgili! Ey gönlümü alan, ey bana mahrem olan, gamımı paylaşan dilber!
    • Ey yeryüzünde bana ay, ey gece yarısında seher olan sevgili! Ey tehlike anında benim siperim, ey benim şekerler yağdıran bulutum!
    • Ey yüzünün nuru ile gece yolcularına meşale olan, ey Hakk'a gönlünü kaptırmış aşk delilerine zincir kesilen, ey bütün insanların yöneldiği kıble, ey benim aşk yollarında kervanbaşım olan sevgili!
    • Sen, nasıl bir sevgilisin, anlıyamıyorum! Hem yol kesersin, hem yol gösterirsin;'hem aysın, hem müşteri yıldızısın; hem bu dünyaya aitsin, hem öteki dünyaya; hem benim gizli hazinemsin, hem de meydandasın!
    • Hem dünya zindanında benim en yakın dostumsun, hem bana gülümseyen devletim, mutluluğumsun! Allah'a yemin ederim ki, bu söylediklerimin yüz mislisin; çok fazla övülmeye, medh ü senaya layıksın!
    969. Herşey sana; "Benim gibi ol!" demektedir!
    Müstef'ilün, Fe'ulün, Müstef'ilün, Fe'ulün
    (c. IV, 2041)
    • Aşk uğrunda pervane, ateşe atıldı! Alevler içinde kanat çırpıyor, yanıp yakılıyor da; "Sen de böyle ol!" diyordu!
    • Yağı konmuş, fitili tutuşturulmuş kandil, kırık boynu ile hem yanıyor hemde yavaş yavaş, yumuşak yumuşak; "Sen de böyle ol!" diyordu!
    • Mum hem yanıyor, hem de ağlıyordu; kendini ateşe, ızdıraba vermişti fakat gözyaşlarını dökerken etrafa ışık saçıyor ve bana da; "Benim gibi de böyle yan yakıl, böyle eri!" demekte idi!
    • Mum; "Bu dünyada kazanç elde etmek, yararlanmak için altınlar, gümüşler saçsan, bunlar sana ne fayda sağlar? Manevî kar elde etmek istiyorsan benim gibi yanmaya, erimeye bak!" diye söyleniyordu!
    • Derya, eteğini incilerle doldurmuş, baş köşeye çekilip kurulmuş, içindeki incileri belli etmemek için kendisini acı göstermeye kalkışıyor ve bana; "Gösterişten kaçın; sen de benim gibi ol!" demek istiyordu!
    • Bahçede bulunan gül, yüzünü yanağını tozlardan, kirlerden arındırmış gömleğini yırtmış, gülüyor; dikenleri verdiği acılara, kederlere sabrediyor ! Adeta; "Ey insanoğlu; sen de benim gibi ol!" diyordu!
    • Hz. Adem, tam kırk yıl özürler getirdi, günahının bağışlanması için yas tutup ağladı! 0 da çocuklarına; "Siz de babanız gibi olun!" diyordu!
    • Sus, sabr et! Dağdaki şu kayaya bak da, ibret al! 0 bile hiç birşey söylemiyor; o bile susmakta! Fakat, ağlamakta! Adeta; "Ey insanoğlu; sus, ağla!" demek istemekte!
    970. Ne olurdu, şu ağzımdaki dilim konuşmasaydı da, gönlüm konuşsaydı!
    Müfte'ilün, Mefa'ilün, Müfte'ilün, Mefa'ilün
    (c.IV, 1817)
    • Gönlüme cefa etme! Cefa edersen, vah gönlüme; vah gönlüme, vah gönlüme!..
    • Gönlümü hırpalarsan, üzersen, düşmanım sevinir ama, o zaman da ya senin gönlün, ya benim gönlüm incinir!
    • Hayran ve mecnun gönlüm, elsiz ayaksız gönlüm, haline bakmıyor, seher vakitlerinde her tarafta dolaşıp duruyor!
    • Yanık ve zayıf gönlüm, senin sevgi incini elde etmek için geldi, aşk denizinin kıyısına çadır kurdu!
    • Gönlüm, bazan kebap gibi kavrulur, kokusu cihana yayılır; bazan da bir rebap olur ve "a-la-la" diye sesler çıkarır!
    • Parçalanıp inleyen, nefisle savaş safına giren gönlüm, şimdi de, Kaf Dağı'nda Zümrüd-ü Anka'nın peşindedir!
    • Gönül çocuğum, gece dadısından süt ememiyor! Çünkü gece dadısı, göğsünü simsiyah yapmış, görünmez olmuş!
    • Hz. Musa, büyük ve yalçın bir kayadan ırmak gibi bir su akıtmıştı! Benim ı de mermer gibi olan gönlümün kaynağından Hakk'ın hikmet ırmağı akmaya başladı!
    • Hz. Meryem'in îsa'sı göğe çıktı da, eşeği aşağıda kaldı! Benim de şu bedenim, gölge varlığım yeryüzünde kaldı da, gönlüm göklere, ötelere yükseldi!
    • Sus; artık söyleme! Çünkü şu ağzımızdaki dilin söyledikleri, gönüle, cana perde olmadadır! Keşke şu yarım yamalak konuşan dilim gönlümün sırlarına vakıf olmasaydı da, gönlüm konuşsaydı!
    971. Hakk aşığının kanı, gözyaşı oldu!
    Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
    (Dîvan-l Kebîr, c. IV, 1940)
    • Ey Hakk aşıklarının canı! Ay senin aşkınla oynamaya, Zühre def çalmaya koyulmuş! Sanki, sana karşı duyduğumuz sevgiyi, oynayarak, çalarak aleme yayıyorlar!
    • Aşk okunun açtığı yaradan, nice bağrı yaralı, nice avlanmış hasta var! Faka ortada ne ok görünüyor, ne de yay!
    • Aşığın kanı gözyaşı olmuş da, gözyaşlarından yeşillikler bitmiş ve yeşilliklere de gül yüzünün aksi vurmuş, her taraf güllük gülistanlık olmuş!
    • Kış gibi soğuk ayrılık, yolları kesmiş, bağlamıştı! Bu yüzden, bağın bahçen çiçekleri, yer zindanında hapsolup kalmışlardı!
    • Baharın adaleti ile yol emin olunca, soğuklar gidip yol açılınca, yeşillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründü; gonca da, eline mızrağını almış, çıkageldi!
    • Kalk, dışarı çık; bağa bahçeye gel! Onlar, uzak yoldan geldiler! Kalk! Binek atın var; ona bin ve kırlara sür, gülistanlara sür! Uzak yoldan gelenler karşılanır!..
    • Yeşillikler ve çiçekler, yol yüklerini bağlayıp yokluk aleminden geldiler; denizlere ulaştılar, denizlerden göklere yükseldiler!
    • Burç burç bütün gökleri dolaştılar; her yıldızdan bir fayda, bir hüner elde ettiler ve nihayet, yağmur halinde toprak alemine düştüler!
    • Su ve sıcaklık, her an, onlara gökyüzünden yardım etmektedir! Onlar, birkaç gün şu yeryüzünde misafir olarak kalacaklar, sonra geldikleri yere dönüp gideceklerdir! Bu, hep böyle sürüp gider!..
    • Bu misafirlere rüzgarlar, başları üstünde sofralar taşırlar; seher yeli de, elinde kaselerle gelir, ikramda bulunur! Sofraya oturacaklardan başkalarının görmemeleri için, bu yemek kaplarının üstlerinde kapaklar vardır!..
    • Can ehlinden, gönül ehlinden başkalarına kapalı olan bu tabakların içindeki yemekleri herkes merak eder; "Bu tabaklarda ne var?" diye sorarlar! Soranlara, hal dili ile derler ki:
    • "Eğer herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabağın örtülmesine ne lüzum vardı? Herkes bilirdi ki, can gıdası, can gibi gizlidir; ten gıdası, beden gıdası da, ekmek gibi meydandadır!"
    972. Güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmışlar, dallar, senin lutfunla tomurcuklarla dolmuş, meyvelere gebe kalmışlar!
    Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
    (c. IV,1786)
    • Sen, benim canımsın; canımın içinde, gönül evimde hırsızlar gibi sessizce gezip dolaşmadasın! Ey bağımın bahçemin aydınlığı! Sen, benim salına salına yürüyen bir selvimsin!
    • Mademki gidiyorsun, bensiz gitme! Ey canımın canı; ben, senin bedenin değil miyim? Beni bırakıp bedensiz gitme! Ey parıl parıl parlayan ışığım; benim gözümden çıkma, ayrılma; sen, benim gözümün nuru değil misin?
    • Sen, benim başı dönmüş canıma dilberler gibi sevgi ile bakarsan, ben, kabıma sığamam ve yedi kat göğü de yırtarım, yedi denizi de aşarım!
    • Beni aldın, başsız ayaksız bir hale getirdin; uykudan, yeme ve içmeden vazgeçirdin! Ey benim Yusufum; mest bir halde gülerek içeri gir!
    • Lutfunla kendimden geçtim, maddî varlığımdan kurtuldum; can gibi oldum! Ey varlığı gözlerden silinen, ey varlığı gönlümde gizlenen güzeller güzeli!
    • Ey gözleri ile nergisi mest eden güzel; güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmışlar, dallar, senin lütfunla tomurcuklarla dolmuş, meyvelere gebe kalmışlar! Ey benim ucu bucağı bulunmayan bağım bahçem!..
    973. İki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî, birinden Ramin yaparsın!
    Mef'ülü, Mefa'îlün, Fe'ulün
    (c. IV, 1932)
    • Ey aklın ve tatlı canın düşmanı, ey Hz. Musa'nın nuru ve Tur-ı Sînası!
    • Senin nişanını, izini, nasıl olduğunu anlatmak için canda kudret, cesaret yoktur!
    • Sensiz olan her zevk, ham incir şurubudur, ejderha sokmasıdır!
    • Balçıktan yapılmış iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî yaparsın birinden Ramin.
    971. Hakk aşığının kanı, gözyaşı oldu!
    Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
    (Dîvan-l Kebîr, c. IV, 1940)
    • Ey Hakk aşıklarının canı! Ay senin aşkınla oynamaya, Zühre def çalmaya koyulmuş! Sanki, sana karşı duyduğumuz sevgiyi, oynayarak, çalarak aleme yayıyorlar!
    • Aşk okunun açtığı yaradan, nice bağrı yaralı, nice avlanmış hasta var! Faka ortada ne ok görünüyor, ne de yay!
    • Aşığın kanı gözyaşı olmuş da, gözyaşlarından yeşillikler bitmiş ve yeşilliklere de gül yüzünün aksi vurmuş, her taraf güllük gülistanlık olmuş!
    • Kış gibi soğuk ayrılık, yolları kesmiş, bağlamıştı! Bu yüzden, bağın bahçen çiçekleri, yer zindanında hapsolup kalmışlardı!
    • Baharın adaleti ile yol emin olunca, soğuklar gidip yol açılınca, yeşillikler, ellerinde yalın kılıçlarla göründü; gonca da, eline mızrağını almış, çıkageldi!
    • Kalk, dışarı çık; bağa bahçeye gel! Onlar, uzak yoldan geldiler! Kalk! Binek atın var; ona bin ve kırlara sür, gülistanlara sür! Uzak yoldan gelenler karşılanır!..
    • Yeşillikler ve çiçekler, yol yüklerini bağlayıp yokluk aleminden geldiler; denizlere ulaştılar, denizlerden göklere yükseldiler!
    • Burç burç bütün gökleri dolaştılar; her yıldızdan bir fayda, bir hüner elde ettiler ve nihayet, yağmur halinde toprak alemine düştüler!
    • Su ve sıcaklık, her an, onlara gökyüzünden yardım etmektedir! Onlar, birkaç gün şu yeryüzünde misafir olarak kalacaklar, sonra geldikleri yere dönüp gideceklerdir! Bu, hep böyle sürüp gider!..
    • Bu misafirlere rüzgarlar, başları üstünde sofralar taşırlar; seher yeli de, elinde kaselerle gelir, ikramda bulunur! Sofraya oturacaklardan başkalarının görmemeleri için, bu yemek kaplarının üstlerinde kapaklar vardır!..
    • Can ehlinden, gönül ehlinden başkalarına kapalı olan bu tabakların içindeki yemekleri herkes merak eder; "Bu tabaklarda ne var?" diye sorarlar! Soranlara, hal dili ile derler ki:
    • "Eğer herkes bu sırlara mahrem olsaydı, tabağın örtülmesine ne lüzum vardı? Herkes bilirdi ki, can gıdası, can gibi gizlidir; ten gıdası, beden gıdası da, ekmek gibi meydandadır!"
    972. Güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmışlar, dallar, senin lutfunla tomurcuklarla dolmuş, meyvelere gebe kalmışlar!
    Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün, Müstef'ilün
    (c. IV,1786)
    • Sen, benim canımsın; canımın içinde, gönül evimde hırsızlar gibi sessizce gezip dolaşmadasın! Ey bağımın bahçemin aydınlığı! Sen, benim salına salına yürüyen bir selvimsin!
    • Mademki gidiyorsun, bensiz gitme! Ey canımın canı; ben, senin bedenin değil miyim? Beni bırakıp bedensiz gitme! Ey parıl parıl parlayan ışığım; benim gözümden çıkma, ayrılma; sen, benim gözümün nuru değil misin?
    • Sen, benim başı dönmüş canıma dilberler gibi sevgi ile bakarsan, ben, kabıma sığamam ve yedi kat göğü de yırtarım, yedi denizi de aşarım!
    • Beni aldın, başsız ayaksız bir hale getirdin; uykudan, yeme ve içmeden vazgeçirdin! Ey benim Yusufum; mest bir halde gülerek içeri gir!
    • Lutfunla kendimden geçtim, maddî varlığımdan kurtuldum; can gibi oldum! Ey varlığı gözlerden silinen, ey varlığı gönlümde gizlenen güzeller güzeli!
    • Ey gözleri ile nergisi mest eden güzel; güller, senin yüzünden gömleklerini yırtmışlar, dallar, senin lütfunla tomurcuklarla dolmuş, meyvelere gebe kalmışlar! Ey benim ucu bucağı bulunmayan bağım bahçem!..
    973. İki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî, birinden Ramin yaparsın!
    Mef'ülü, Mefa'îlün, Fe'ulün
    (c. IV, 1932)
    • Ey aklın ve tatlı canın düşmanı, ey Hz. Musa'nın nuru ve Tur-ı Sînası!
    • Senin nişanını, izini, nasıl olduğunu anlatmak için canda kudret, cesaret yoktur!
    • Sensiz olan her zevk, ham incir şurubudur, ejderha sokmasıdır!
    • Balçıktan yapılmış iki kerpiç parçası alırsın da, birinden Veysî yaparsın birinden Ramin.
    • Şekiller yaratan sanatının karşısında şu padişahlar, sanki birer oyuncaktır!
    • Geceleyin yolcunun uykusunu bağlarsın! Yani; "Uyuma; kalk, otur!" dersin!
    • Gönlün hayal evinde otur, yaptığın çeşit çeşit şekilleri seyr et!
    • Seyr et de, yalancı şekilleri gör, doğrusunu gönlünde bul!
    • Kalemimi övesin, beğenesin diye bu şekilleri ben, senin için yaptım!
    974. Yiğitliği pervaneden öğren!
    Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
    (c. IV,1848)
    • Aşığın, delilikten başka ne sanatı, ne hüneri vardır?
    • Sevgililerin nazlanmaları da, kendilerini aşıklara yabancı gibi göstermekten başka ne olabilir?
    • Nurun, ışığın önünde oynamayı, sıçramayı, dönüp dolaşmayı zerrelerden;   yiğitlikte bulunmayı, korkmadan kendini ateşe atıp yanmayı da pervaneden öğren!
    • Sarhoş arslan gibi sıçra, atıl; ne evveli ne de ahiri, yani ne önü ne de sonu bil! Arslanlara, kedi ile savaşmak ayıptır!
    • Sen, sırlar kadehisin; kulağını tıka, gözünü kapa! Çatlak kase, kadehlik edemez!
    • Kim, keskin kılıcın önünde kalkan gibi çırçıplak durur da paralanmak ister;   kim, altın gibi, kuyumcunun tavasında ateşle bir evde oturabilir?
    • Irmağın suyu tatlıdır ama, denizin heybeti nerededir! Nerede şaha vezir olmak, nerede her çeşit kayıttan, bağdan kurtulmak, hür olmak!
    • Gece, yıldızlar ve ay yüzünden aydınlık olsa bile, gündüzün yerini tutabilir mi? Boncuk parlak olsa bile, incilik edebilir mi?
    975. Allahım; Sen'i, gereği gibi anlıyamıyoruz! Sen, canda ve gönüldesin ama, canın da, gönlün de Sen'den haberi yok!
    Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün, Mefa'îlün
    (Mecalis-i Seb'a,s.34)
    Dil ü canda nihansın gerçi her şey bîhaber senden
    Cihan zatınla dolmuşken cihan da bîhaber senden
    Nasıl bulsun seni can ve gönül senden ibaretken
    Gönülde candasın amma ki can da bîhaber senden
    Hayalin dilde nakşı varsa da bilmez hayal zatın
    Dilimde gerçi namın ah, dilim de bîhaber senden
    Bütün mahluk ise nam u nişanın gerçi bilmekde
    Fakat gördüm ki ben nam u nişan da bîhaber senden
    Ilahî künh-i zatın bilmeye sa'y eyleyen zümre
    Yuvarlandı yakîn ile güman da bîhaber senden
    Cihan durdukça şerh etsem seni mümkin degil zîra
    Seni îzah ve şerh aciz, beyan da bîhaber senden
    Sinek Cibrîl kanadından nasıl bahs eyler Allah'ım
    Seni ta'rif eden ehl-i cihan da bîhaber senden
    • Sen, canımda gizli olduğun halde, canımın Sen'den haberi yoktur! Cihan da zatınla dopdolu; fakat, cihanın Sen'den haberi yok!
    • Sen, can ve gönülden ibaret olduğun için, can Sen'i nasıl bulabilir? Sen candasın, gönüldesin ama, canın da, gönlün de Sen'den haberi yok!
    • Sen'in manevî hayalinin gönülde nakşı varsa da, hayal, zatını bilemez! Bu yüzden hayalin de Sen'den haberi yoktur. Adın dilimde, Sen'i tesbih ediyorum, zikrediyorum ama, Sen'i zikreden dilimin de Sen'den haberi yoktur!
    • Aslında, yarattığın herşey, bütün varlıklar namını nişanını bilmektedirler Fakat ben, şunu gördüm ki, nam ve nişan da Sen'den habersizdir!
    • Allahım! Sen'in zatının ne olduğunu anlamak için uğraşan, gayret sarfeden bütün mütefekkirler, bilginler, inanç ve tahminlerinin derinliklerinde kayboldular! Yakîn, yani Sen'i tam olarak gereği gibi bilme de, şüphe de Sen'de !
    • Dünya var oldukça bütün insanlar, yaşadıkları ömür boyu Sen'i anlatsalar, Sen'in yaratma gücünü, sanatını, kudretini açıklasalar yine bitiremezler! Çünkü, Sen'i etraflıca anlatma, açıklama Sen'den habersizdir!
    • Sinek, Cebrail(a.s.)'ın açtığı zaman gökleri kaplayan, güneşleri göstermeyen kanadından nasıl bahsedebilir? Allahım; Sen'i tarif eden, anlatan insanların hepsinin de Sen'den haberleri yoktur! 14-   (14 Dîvan-ı Kebîr'de bulunmayıp Mevlana'nın Mecülis-i Seb'a adlı eserindin 34. sayfasında bulunan ve; ( ... ) mısraı ile başlayan bu gazelini, aslına sadık kalarak ve manzum olarak terceme eden Kitapçı merhum Hulusi Efendi "nun" kafiyesi ile tercerne ettiği için, bendeniz de bu gazeli "dal" kafiyesine almadım, "nun" harfıne tercemesini aldım.)
    976. İçimde, alev alev yanıp duran gizli bir ateş var!
    Fe'ulün, Fe'ulün, Fe'ülün, Fe'ul
    (c. IV,2087)
    • Bu yakıp yandıran aşka bir ömek vereyim: Içimde, alev alev yanıp duran gizli bir ateş var!
    • İster ağlayıp inleyeyim, ister ağlamayayım, inlemeyeyim; o ateş, gece gündüz içimde yanmadadır!
    • Bütün akıllı kişiler, dünyalık düşünmekte, hırkalarını dikmekteler! Halbuki, aşıkların içlerindeki ateş, hırkaları yakıp durmadadır!
    977. Ey sütten daha yeni kesilmiş masum! Sen, Allah'a bizden daha çok yakınsın!
    Fa'ilatün, Fa'ilatün, Fa'ilat
    (c. V. 21271)
    • Ey yaşı küçük, bedeni ter-ü-taze olan güzel; ey süt emmekten daha yeni kesilmiş masum! Lekesiz halinle sen, Allah'a bizden daha çok yakınsın!
    • O'nun ruhu benim ruhum, benim ruhum da O'nun ruhu; bir bedende iki ruhun yaşadığını kim görmüştür? -15
    (15-Hz. Mevlana bir başka gazelde bu Arapça beyti Farsça söylemişti :
    Benim canım senin canın, senin canın da benim canım; hiç kimse iki bedende bir can görmüş müdür?" (nr. 2019) Başka bir yerde de; "Senin canınla benim canım birdir; bir tek can, iki bedende gizlenmiştir!" demişti. (nr. 2108) )
    • Benim aşık olduğumu herkes anladı; yalnız, kime aşık olduğumu kimse bilmiyor! 16-
    16-Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî hazretleri (vefatı 1238) Mevlana'nın bu beytini çok beğenmiş, Fusüsu'l-Hikem adlı eserinin Kelime-i Muhammediyye kısmına aynen almış fakat, o zamanın adeti gereği, kimden aldığını yazmamıştır.
    • İster benimle sizin aramızı açın, ayırın, ister ulaştırın, kavuşturun; bence, sizden ne gelirse gelsin; iyidir, güzeldir!
    978. Sen, benim canımsın, canımsın, canım!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV,2107)
    • Sen, benim canımsın, canımsın, canım; sen, benimsin, benimsin, benim!
    • Sen, benim padişahımsın; sen, benim sevdama layıksın; sen, benim dişlerime uygun şekerimsin!
    • Sen, benim nurumsun; benim gözümde kal, gitme! Sen, benim gözümsün, ab-ı hayat kaynağımsın!
    • Gül, seni görünce, süs çiçeğine dedi ki: "Benim selvi ağacım, gül bahçeme geldi!"
    • Sevgilim; şu iki dağınık şey yüzünden nasılsın? Birisi, senin dağınık olan saçların, birisi de, benim perişan ve darmadağınık olan halim!
    • İpe benzeyen saçların, benim ayak bağım olmuştur; çenenin çukuru da, benim zindanımdır!
    • El çırparak mest bir halde nereye gidiyorsun? Ey benim gülen gönlüm; bana gel!..
    979. Sen, ab-ı hayatsın; ben de, susuz kalmış bir zavallıyım!
    Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'ilün
    (c.IV, 2081)
    • Can, senin verdiğin nimetlere bir türlü doymaz! Senin nimetlerin o kadar yok ki, yemek için senin sofranın başına oturanların binlerce boğazı, binlerce ağzı olması gerek!
    • Gel! Sen, ab-ı hayatsın; ben de, susuz kalmış bir zavallıyım! Ne ben senin ab-ı hayatını içmekten usanırım, bıkarım; ne de senin ihsanına son vardır!
    • Gel! Sen, bir denizsin; bense, senin denizinde bir balığım! Ama, senin denizinin ucunu, kıyısını kim görmüştür ki?
    • Şu çamurlu, şu bulanık su, senin denizinden bir damladır! Böyle olduğu halde bu bulanık su, susuzluktan bunalanlara hayattır, candır!
    • Gel; gel ki, sen bir güneşsin; ben de, senin yüzünün ışığı içinde bir zerreyim! Zerre, senin ışığında titreyip oynamadadır!
    980. Aşığa göre,bir yerden bir yere göçmenin, ölümün, yaşamanın bir farkı yoktur!
    Fe'ilatün, Mefa'ilün, Fe'ilat
    (c. IV,2102)
    • Bilir misin, aşkla aşina olmak, tanışmak nedir? Gönül isteklerinden tamamıyla sıyrılmak, ayrılmaktır! -17
    17 Tevfık Fikret, Fuzulî hakkında yazdığı bir şiirde, Fuzulî'nin karakterini anlatırken şöyle yazar:
    "Bütün emelleri gönlünden eylemiş ib'ad
    Ne verseler ona şakir, ne kılsalar ona şad"
    Fuzulî; bütün emelleri, dünyaya ait bütün istekleri gönlünden uzaklaştırmış! Ne verseler ona şükrediyor, ne yaparlarsa yapsınlar, ondan          memnun ve asla değil.
    • Aşkla aşina olmak, kan olmaktır, gönül kanını içmektir; köpeklerle beraber vefa kapısında beklemektir, bekçilik etmektir!
    • Aşık, bir fedaîdir! Aşığa göre, bir yerden bir yere göçmenin, ölümün, yahut yaşamanın hiç bir farkı yoktur!
    • Yürü ey müslüman! Kendini kötülüklerden koru, günahtan sakın; sağlıklı ol, zahit olmaya uğraş!
    • Çünkü bu şehitler, ölüme sabredemezler; onlar, yok olmaya aşıktır!
    • Sen, kaza ve beladan kaçarsın; onların korkusu ise, belasız kalmaktır!
    981. Senin canın ile benim canım birdir; bir tek can iki bedende gizlenmiştir!
    Müfte'ilün, Miifte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV,2108)
    • Ben, bu evden hiç çıkmam; ben, bu evin içini kendime yurt edindim!
    • Bu ev, yabancının değil, sevgilinin evidir! Burası, tam oturulacak, karar kılınacak bir yerdir; burası, iman evidir! Buradan dışarı çıkmak kafirliktir!
    • Başımı, mest olduğum yere koyayım; kulağımı da, şu sesin geldiği tarafa tutayım: "Te-nen ten!"
    • Burası, Leyla'nın evidir; ben de Mecnun'um! Benim canım buradadır! Yürü git; benim canımı alma!
    • Bu eve kim girerse, onun, bu evde benim gibi kalması gerekir!
    • Ey her kadının, her erkeğin yüzüne hasret çektiği, özlem duyduğu güzel! Aya benzeyen o güzel yüzünü örtü ile örtme, güzelliğini gizleme!
    • Ey kapısı ızdırap çekenlere, belalarla imtihan olunanlara kıble halini alan aziz varlık! Açtığın bu rahmet kapısını kapama!
    • Mum da sensin, güzel de sensin, şarap da sensin! Sen, hem Süheyl yıldızısın, hem de Yemen akiki!
    • Bundan sonra geri kalan ömrüm boyu senden ayrılmayacağım! Ben, senin kulunum, kölenim; ben, seninim!..
    • Sen gülsen, ben de senin dikeninim; yeşillikte dikensiz gül olmaz!
    • Ben geceyim, sense aysın; ben, seninle aydınlanırım! Sen, gecenin canısın; geceyi unutma, onu gönlünden çıkarma!
    • Senin canınla benim canım birdir; bir tek can, iki bedende gizlenmiştir!
    • Senin canınla benim canım, bir tek güneş gibidir! Bu yüzdendir ki, binlerce topluluk, bütün dünya o güneşle aydınlanmaktadır!
    982. Ey can Musası; sen, çoban olmuşsun! Sürüyü bırak, Tur Dağı'na çık!
    Mef'ülü, Fa'liln, Mefülü, Fa'lün
    (c. IV,2095)
    • Sevgilim; gönlünü bana ver de benimle birleştir! Eğer huzurunda baş eğmezsem, emirlerini dinlemezsem, o vakit benden şikayet et!
    • Mecnun oldum, deli divane oldum; Allah aşkına, o güzel saçlarından bu deliye bir zincir yap!
    • Kimsenin bilmediği yere gitme; yol şaşırtan gulyabani ile sakın yok düşme! Kervanla sefer et, toplumdan ayrılma!..
    • Ey gönül çalgıcısı; o güzel nağmelerinle içimi doldur!
    • Ey Zühre yıldızı, ey ay! Yüzünüzdeki parıltılarla, iki gözümü iki meşale haline getiriniz!
    • Ey can Musası; sen, çoban olmuşsun! Sürüyü bırak, Tur Dağı'na çık!..
    • Ayağından nalınlarını çıkar, Tuva Sahrası'na yalın ayak yürü!
    • Sana dayanak, asa değil, Hakk'tır; asayı elinden at; ondan vazgeç!
    • Heva ve heves Firavunu hayvan olunca, onun boynuna çıngırak tak!
    983. Sevgili; senin güzel kokun bana ötelerden haberler getirmededir!
    Mefulü, Fa'lün, Mefülü, Fa'lün
    (c. IV,2093)
    • Benim bağım bahçem, meyvelerim, gül dallarım, nilüferlerim, bunların hepsi de, sevgilinin yüzünden tazeleşti!
    • Kevserimden coşan ab-ı hayat, vefa deresinde akmaya başladı!
    • Ey güzel yüzü benim gönlüm ve dinim olan sevgili; senin güzel kokun bana ötelerden haberler getirmede!..
    • Benim ayna yapan ustam, beni, her an güzel yüzünün karşısında ayna haline getirmektedir!
    • Kapısında toprak olduğum sevgili, benim gönlümün kapısını çalmada, vurmadadır!
    • Ben şarap içmem ama, eğer sevgili benim kadehimi öperse, işte o zaman içerim!
    • 0 benim dadımdır, o benim anamdır; vefa memesi süt vermez olur mu?
    984. Gecenin karanlığı, benim karanlıklarımın ışığıdır!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV,2112)
    • Gecenin karanlığı, benim karanlıklarımın ışığıdır; ayın nuru, benim sevgili ile buluşmamın nurundandır!
    • 0 kimya yüzünden, günahlarımla cinayetlerim, ibadet elçisi oldu!
    • Gökler bile, benim manevî göklerimi seyretmek arzusuna kapıldı da, kararsız bir hale geldi!
    • Ey benim burcumda güneş yüzlüm; ey can padişahı, ey şahları bile mat eden güzelim!
    985. Aşk bahçıvanları, kendi gönüllerinden meyveler devşirirler!
    Fe'ilatün, Mefa'ilün, Fe'ilat
    (c. IV, 2103)
    • Her ne kadar ağlayıp feryad etmede biraz kendini görmek varsa da,
    • Bu hal, bana göre değildir! Çünkü ben, senin aşkınla ağlamayı, feryad etmeyi huy edinmişimdir!
    • Cenab-ı Hakk'a ve O'nun zatının pak oluşuna yemin ederim ki, ben, kendini beğenmekten kurtulmuşum, arınmışım!
    • Senin yüzünden başka tarafa bakan göz, baktığı zaman acaba kimi görür?
    • Senden başka bir şey görmemek saadetine eren kişinin ölümden korkması ayıptır!
    • Senin aşıkların, bütün ölümlere gülerler; bu hal, onlara mahsustur!
    • Ağaçların dalları, yaprakları titrer dururlar ama, gövdeleri ve kökleri titreme korkusundan kurtulmuşlardır!
    • Aşk bahçıvanları, kendi gönüllerinden meyveler devşirirler!
    • Ey aşığın canı! Zahmetlere katlandığın, gamlar ve kederler içinde çırpındığın için, manevî zevkler, nevaleler devşir!
    • Ey hoca! Sen, zahid olmaya, bu hususta bilgi edinmeye uğraş! Çünkü sen, aşkı, çalışıp çabalamayla elde edemezsin!
    • Bundan önce, Tebrizli Şems, bunları söylemişti; ama işitecek kulak nerede?..
    986. Bazan, gönlümde gizli bulunan sevgiliden bir ses gelmededir!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV.2114)
    • Gönlümden, canımdan bir ses geldi; bazan da bu ses, gönlümde gizli bulunan sevgiliden gelmededir!
    • Benim gönlüm de, elim de ve Kenan Yusufum'un gam eli de yorgundur, bağlanmıştır!
    • Elimi gösterdim de; "Söyle; bu kimin yarasıdır?" dedim. Dedi ki: "Bu yara, benim elimden ve benim aşk destanımdan açılmıştır!"
    • Ona yaralı gönlümü gösterdim de; "Bak; nasıl kanlar içinde kalmıştır!" dedim! Gönül verdiğim sevgili, gönlümü kanlar içinde görünce bana acıyacağı yerde, gülmeye başladı!
    • Sonra, yine gülerek bana; "Ey benim bayramımın kurbanı!" dedi. "Yürü git, bu haline şükret!"
    • Ona; "Ben kimin kurbanıyım, kimin kurbanıyım?" dedim! Sevgili; "Benim kurbanımsın, benim kurbanımsın!" dedi!
    • Sabah gülüp açılınca, gözlerimden yaşlar akmaya başladı! Padişah, benim ağlayan gözlerimi görünce; "Neden ağlıyorsun?" dedi. Ona dedim ki:
    • "Sevgilinin şefkati yüzünden ab-ı hayat kaynağım coştu, suları akmaya başladı!
    • Arştan ab-ı hayat akıyordu; iman ağacım, o su ile terütaze kaldı!
    • Ben, bu suyun da, bu suyun sahibi emîrin de kuluyum, kölesiyim! Fakat, benim bu hayran kalmış gönlüm, benden daha fazla onun kulu, kölesi olmuş!"
    987. Sayısız insan, aşk yüzünden canından olmuştur! Ama, ey gönül; sen, yine de kollarınla onun boynuna sarıl!
    Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün
    (c. IV,2074)
    • Yapma, yapma! Suçsuz adam öldürmek, doğru bir şey değildir! Gitme gitme! Sen, bizim ışığımızsın, aydın gözümüzsün; biz, sensiz karanlıklarda kalırız, gözümüz görmez!
    • Lütfedip şarap küpünün ağzını açtın da, başımız mahmurlaştı, mahmurluktan gebe kaldı!
    • Mademki açtın, küpün ağzını kese gibi bağlama, örtme; pencere kapanınca, ev karanlık olur!
    • Gamlara düşmüş, belalara uğramış adam, kaza ve kader oklarının hedefine benzer; onun, rıza şarabıyla mest olmaktan, kendinden geçmekten başka zırhı yoktur!
    • Aşkın iki eli, zırh yapan Davud Peygamber'in ellerine benzer! Onun avucunda, demir bile olsa, mum gibi yumuşar!
    • Aşka ait sözleri, yine aşktan dinlemek gerek! Çünkü aşk, aynaya benzer! Ayna, herşeyi olduğu gibi göstererek birçok gerçek sözler konuşur; hem de dilsizdir, susar durur!
    • Gerçi halkın kanı aşkın boynundadır, sayısız insan onun yüzünden canından olmuştur ama, ey gönül, yine de sen, kollarınla aşkın boynuna sarıl!
    • Çünkü aşk, kan bahası vermekten korkmaz! Aşkın, görünmez defineleri, hazineleri vardır! Bu yüzden, ölü bile dirilir ve kefenini yırtar, kurtulur!
    • Uyku, seni kolları arasına aldı! Haydi, gayb alemine uç; seher vakti onun elinden yakan kurtulur! 0 zaman sen, seher vaktinde bulduğun eteğe yapış!
    • Haydi uyu da, gazelin arta kalan kısmını yarın söyleyeyim! Zaten halk, gül bahçesine sabahleyin gider, sabahleyin gül devşirir!
    988. Kendi içini günahlardan temizle de, gizli ay, perdelerden sıyrılsın, sana görünsün!
    Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün
    (c. IV,2073)
    • Ey gönül! Mideleri bozulmuş hastalara bal yedirme; kör kişilere de, göze ait sözler söyleme!
    • 0, kuluna, boynundaki damardan daha yakındır! Fakat, Allah'tan uzak olanlara Allah da onlardan uzaktır! 18- 8 Kaf SOresi 50/16. ayete işaret var.
    • Kendi içini günahlardan temizle de, gizli ay, perdelerden sıyrılsın, sana görünsün!
    • Kendini de, bu dünyayı da kaybedersen, kendinden de, dünyadan da dışarı çıkarsan, Hakk yolunda tanınmışlardan olursun!
    • Eğer sen, buluşma ayı isen, buluştuğuna dair bir nişan, bir belirti göster;   hurilerin kollarından, yasemin gibi bembeyaz göğüslerinden, güzel yüzlerinden bir şeyler anlat!
    • Eğer sen, altın gibi madeninden ayrı düşmüş isen, nerede ayrılık yarası, ayrılık dağı, ayrılık damgası? Sevgiliden ayrılanların damgalı paraları, böylece donar kalır, kalplaşır!
    • Mademki sende aşk yok, onun yerine kulluk etmeye bak! Allah, çalışanların ücretini muhakkak verir!
    • Şunu iyi bil ki, "Allah aşkı", Süleyman(a.s.)'ın yüzüğü gibidir! Nerede Süleyman'ın geliri, nerede karıncanın kazancı!
    • Düşünce elbiselerinden soyun, onları üstünden at! Çünkü güneş ve ay, çıplakları kucaklar!
    989. Allah'ım! Putperest bile, taştan yonttuğu puta secde eder de, Sen'in lütfunla, ondan manevî zevk duyar!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV, 2109)
    • Ey mihnetlere düştükleri, belalara uğradıkları zamanlarda bütün insanların başvurdukları, sığındıkları aziz varlık! Ben de, her dertli insan gibi, yine kendimi sana verdim, senden yardım diliyorum!
    • Sen, kıyısı olmayan bir sevgi denizisin; erkekle kadının birbirlerine karşı duydukları istek, senin sevgi denizinin sadece küçük bir damlasıdır!
    • Arslanlar, o sevgi ile yavrularına süt verirler; padişah, gönlüne o denizden gelen bir acıma duygusu ile fakire; "Sen kimsin?" diye hatır sorar, yardım eder!
    • Senin sevgin sebebiyle, ateş Hz. İbrahim'e dadılık eder, gömlek Yakup(a.s.)'ın gözünü açar!
    • Senin sevgin yüzündendir ki, göz güneşten nur alır, yasemin yeryüzünden su içer!
    • Hatta, seni inkar eden putperest bile, taştan yonttuğu puta secde eder de, senin lütfunla ondan manevî bir zevk duyar!
    • Senin lütfunla, kahır bile insanlara dadılık eder! Ama, insan hile yoluna saparsa, dadı ona zehir verir!
    • Bir küçük kör kurt olan ipek böceği de, senin sevginden ilham alarak insanlara giyecekler örer, kefenler biçer!
    • Yeter, bundan fazla anlatma; sus! Sus da, can bülbülü dalın üstüne konsun, hutbe okusun!
    990. Senin çok güzel olan gözlerin, feryadlarıma ve döktüğüm merhamet etmez mi?
    Fa'lün, Fa'lün, Fa'lün, Fa'lün
    (c. IV, 2092)
    • 0 dilber yanıma gelince, ölmüş gibi olan bedenim, baştan başa, tepeden tırnağa kadar dirildi!
    • Ona dedim ki: "Ey benim kurnaz sevgilim, ey aşığı çıldırtan, perişan eden güzelim; sen, bu gece benim misafırimsin!"
    • 0 benim paşam, o benim canım olan sevgili; "Hayır, olamaz!" dedi. "Çünkü, şehirde beni ilgilendiren önemli bir işim var; ben, oraya gideceğim!"
    • Ona; "Allah aşkına!" dedim! "Bu gece bana gelmez de gidersen, şu bedenim cansız kalır, yaşamaz!
    • Bir gece olsun, şu altın gibi sararmış yüzümün rengine acımaz mısın?
    • Senin çok güzel olan gözlerin benim feryadlarıma ve döktüğüm gözyaşlarına merhamet etmez mi?
    • Yüzünün gül bahçesi, kevser gibi hoş bir şekilde akan gözyaşı ırmağına hatıra olarak bir gül olsun atmaz mı?"
    • Sevgili; "Ben ne yapabilirim?" dedi! "Kaza ve kader, herkesin kanını benim kadehime doldurdu!
    • Hiçbir öd ağacı, benim aşk buhurdanımda yanmadıkça Allah'ın makbulü olmuyor, kokusu bile duyulmuyor!"
    • Dedim ki: "Mademki cana kasdetmişsin, benim de kandan başka şarabım, mezem olamaz!
    • Sen, selvi ağacısın, gül fidanısın; ben de senin gölgenim! Sen, benim haydarımsın; ben de senin şehidinim!
    • Ben aşkım; senin kanını dökersem, mahşerde seni yine diriltirim!
    • Aklını başına al da, benim penceremde çırpınma; kendine gel de, hançerimden kaçma!..
    • Ölümden korkup yüzünü ekşitme de, kucağım, sana şükürler etsin!
    • Ölüm, seni kökünden söküp çıkarınca, gül gibi gül de, seni benim şekerimle yoğursun!
    • Aşıklar sürüsünün babası aşktır; benim bütün varlığım, ihtişamım da aşktan doğmuştur!"
    • Bu sözleri söyledi ve seher rüzgarı gibi uçtu gitti; benim de, gözlerimden yaşlar boşandı!
    • Ben, arkasından seslendim: "Efendim!" dedim! "Durmuyorsun, gidiyorsun! Ne olur, hiç olmazsa birdenbire gitme, yavaş git!..
    • Ey benim canım, cihanım; böyle çabuk gitme! Ey benim yüzlerce kanatlım; çabuk uçma, biraz daha yavaş uç!"
    • 0, cevap verdi; dedi ki: "Hiç kimse benim çabuk gidişimi görmemiştir; benim en yavaş gidişim budur!
    • Şu gökyüzü bile çalışsa çabalasa, peşimden koşsa, yine bana yetişemez!
    • Sus!" dedi! "Şu felek kıratı bile benim karşımda topallaya topallaya yürüyebilir!
    • Sus artık! Eğer susmazsan, benim bu ateşim dünya ormanına düşer, onu baştan başa yakar!"
    • Geri kalanını yarına kadar söyleme! Söyleme de, gönül ağzımdan uçup gitsin!
    991. Can Musam, Tur Dağı'na çıktı; benim buluşma zamanım geldi!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün,
    (c. IV, 2111)
    • Meyhanemden bir ses geldi; sevgili, benim hatırımı sormaya geldi!
    • Çok nurlu olan ay yüzlümü görünce, münacatımın zevki arttı, haddi aştı!
    • Can Musam, Tur Dağı'na çıktı; benim buluşma zamanım geldi!
    • Tur Dağı; "Buluşma ve görüşme yerime gelen o yorgun argın kişi kimdir?" diye nida etti!
    • "Şimşek gibi parlayan o aydın nefes kimindir? Göklerim, ta kubbesine kadar o ışıkla doldu!
    • Onun gönlü, bizim mest olmuş aşığımızdır; o, benim ayrılığımdan ve afetlerimden kurtuldu!
    • Yanıp yakılarak, binlerce yalvarışlarla benim lütfumu istemeye geldi!
    • Daha yakına gel, daha yakına gel! Benim lütuflarımı, ihsanlarımı, benim neler bağışladığımı gör!
    • Beni istemede, bana vuslatta yok oldun; benim varlığımda ölümsüz ömrü buldun!
    • Vahdet küpünden bir kadeh şarap iç, mest ol; bu kerametlerim, hep vahdet şarabındandır!"
    992. Halkın hayalleri kendilerine perde olmasaydı, hepsi de benim hayallerimden yanardı!
    Müfte'ilün, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV, 2110)
    • Benim gönül meyhanemden bir ses geldi; Cenab-ı Hakk'a münacatımdan, samimi yakarışlarımdan gökyüzü iki kat oldu!
    • Cenab-ı Hakk'a hamd ü senalar olsun; sonunda, zafer nasip oldu! Sevgili, hatırımı sormaya geldi ve bize riayetlerde bulundu!
    • Ya Rabbi, ya Rabbi! Ey eşsiz, örneksiz güzel varlık! Benim çektiğim belalara, sıkıntılara karşılık ne lütuflarda, ne ihsanlarda bulundun!
    • 0 aziz varlık, o kimya, sonsuz lütufları ile benim gafletimi, inkarımı, cinayetlerimi ibadete çevirdi!
    • Ettiğim kusurlarıma karşılık, bana köşk verdi; ayağımın kaymasına, yanlış yollara sapmasına karşılık bağışlarda bulundu!
    • Onunla buluştuğum günün manevî zevki, harareti, denizin de, dağın da gönüllerini coşturdu!
    • Halkın hayalleri kendilerine perde olmasaydı, hepsi de benim hayallerimden yanardı!
    • Benim aşkla, imanla kükreyişim, davulum, sancağım, naralarım, can ordusunu zelzelelere düşürdü!
    • Gece yarıları sevgili ile buluşmanın ateşi, tan yerini aydınlatır, ışıklandırır!
    993. Neyi istersen yak yık; yalnız ayrılıktan bahsetme!
    Mefa'îlün, Fa'ilün Mefa'îlün, Fe'ilatün
    (c. IV, 2076)
    • Canın için olsun, bu aşıktan uzaklaşma; bu zavallı ile birlikte otur da, eve gitmeye kalkışma!
    • Bahaneler bulmaya uğraşma, özür getirmeyi bırak! Beni aşağı, hor, hakir görme; kendini üstün görerek gurura kapılma!..
    • Şarap hazır, herşey yerinde; devlet, varlık.. Dostumuz, sakîmiz de sensin! Artık, şarap sun; sakîlik nazlarına girişme, sakinin hilelerine başvurma!
    • Arkadaşlarının yüzlerine bak; hepsi de senin güzelliğin ile mest olmuşlar! Onlar yanında iken pencereye, dehlize, aralığa, eşiğe bakma!
    • Aşıkların arasından başka yerde ömür sürme, meyhaneden başka bir yerde oturma!
    • Etrafına dikkatle bak da gör ki, dünya bir tuzaktır; dünyaya ait arzularımız, isteklerimizse o tuzakta bulunan birer yemdir! Dünya tuzağına koşma, yem hevasına düşme!
    • Dünya tuzağından kurtulunca, gökyüzüne ayak bas; gökten başka bir eşiğe ayak basma!
    • Güneşe, mehtaba iltifat etme, yüz verme! Çünkü sen, bu dünyaya ait değilsin! Sen, ötelerden geldin; o eşsiz güzelden başkasını dileme!
    • Kase nasıl suyun üstünde durmaz çalkalanırsa, sen de o olmayınca bir yerde karar kılma, sen de çırpın dur! Eline kaseyi alıp her mutfağa koşma!
    • Hava, zaman olur aydınlanır, zaman olur kararır; bazan sıcak olur, bazan soğuk olur! Sen, zamanların kaynağına git ve o kaynağın başından ayrılma!
    • Fakat ne çare ki, güzellerin işleri güçleri hep böyledir! Ne olur, ateş alevi gibi konuşma; ne olur, yakıp yandırma!..
    • Söyle; neyi istersen yak yık! Yalnız, ayrılıktan bahsetme! Ben, ayrılık sitemini haketmedim; bu, bana layık değil! Bana ayrılığı reva görme de, ne yaparsan yap!..
    994. Haydi; güzellik ile vefayı birbirine nikah et!
    Fe'ilatün, Mefa'ilün, Fe'ilat
    (c. IV,2100)
    • Hoş geçinmemiz için, arada sırada birkaç öpücük vermeyi iş edin; bizi, tatlı bir gülüşle tatlılaştır!
    • "Allah, gönlünü yatıştırsın, huzura kavuştursun!" duası, hoş bir duadır; bu duaya, sen de; "Amîn!" de!
    • Galiba, senin dizini yastık edineceğim zamanı rüyada göreceğim!
    • Senin dudağından ayrı düşmek, ecel efsunudur! Sen, şimdi git de, Hz. Mesih'in usulüne göre bir efsun oku!
    • Sen olmayınca, göklerin alanı aşığa dar gelir! Haydi; vuslat burağına eyer vur da, aşığın önüne getir!
    • Sen güzelsin; güzelliğe yakışan huy da, vefalı olmaktır! Haydi; güzellik ile vefayı birbiri ile evlendir, onları birbirine nikahla!
    • Muhakkak ki, aşıklar ölünce acıyacaksın! Haydi; bu merhameti, onlara ölmeden önce şimdi göster!
    995. Cennette bile olsam, altına gümüşe gark olsam, sen olmayınca ben, bir yetim sayılırım!
    Müstef'ilatün, Müstefilatün, Müstef'ilatün, Müstef'ilatiın
    (c. IV, 2091)
    • Ey yedi deniz; inci bağışla ve şu bakırları kimya ile doldur!
    • Ey mest olmuş kişiler topluluğunun ışığı, ey bağın bahçenin selvisi! Ne vakte kadar bizi lafla oyalayacaksın? Artık, vefa göster!
    • Her mermer, her granit kaya, bizim halimize ağladı! Ey sevgili; sen de bize acı da, şu derdimize derman ol!
    • Ey öfkelenip de yüzünü bizden çeviren, gizleyen dost! Ne olur, bu maceraya bir an için olsun son ver; artık bize görün!
    • Bize pek çok ihsanlarda, lütuflarda bulundun; o lütufları, ihsanları şimdi de esirgeme bizden!
    • Ey yolu ve davranışı güzel varlık, ey yıldız, ey ay! Gece karanlığında ay gibi cömertlik et, ışığınla bizi aydınlat!
    • Eski derdi gider, hastalığımızı iyileştir, sıkıntılarımızı ferahlığa çevir; bize, yetimliğimizi unuttur! Çünkü ben, hiçbir şeyi, hiçbir kimsesi olmayan bir yetimim!
    • Cennette bile olsam, altına gümüşe gark olsam, sen olmayınca ben, bir yetim sayılırım!
    • Ben, ağzımı kapadım; gamlar içinde otura kaldım! Yüzümdeki ellerimi aç da, kendini bana göster!
    996. Yeryüzünde gökyüzünün bile göremediği şeyleri seyretmek istiyorsan, bir an için olsun, kendini görme!
    Müfte'ilün, Fa'ilat, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV,2057)
    • Sevgili ol da, sevgiliyi gör; gönül ol da, dostu gör! Yürüyen selvinin peşine düş, kaynağı ve gül bahçesini seyret!
    • Geçim derdini düşünen aklın yolunda tembel davranma; sıçra, ileri atıl! Büyüğüne bir kumaş armağan et de, tüccarın ticaretteki parlaklığını gör!
    • Bizim bütün tüccarlarımız aşıklardır, gönül ehli kişilerdir, peygamberlerdir! Bu tüccar kervanının yoldaşı da, cümle suçları bağışlayan, günahları örten, gizleyen yaratıcıdır, Allah'tır! Sen, O'nun hikmetlerini gör!
    • Yine Sultan Mahmud, Ayaz'ın odasına geldi! Aşkı seç, aşkla oyuna dal da, o zevalsiz devleti, o tükenmez ikbali seyret!
    • Ben, Ayaz'ın ayağı altındaki toprağım! Çünkü, o da benim gibi aşkı huy edinmişti! Sen de aşık ol, aşkı dile ve kurnaz sevgiliyi gör!
    • Bu çarıkla bu posta bağlanmak, aslı unutmamak iyi bir adettir! Bu adeti kıble edin de, onun lütfunun gerisini seyret!..
    • Eziyete düşüp belalara uğradın mı, çarığı görmeye başlıyorsun! Hiçbir illete uğramamış gibi, hiç hasta olmamış gibi kendini yorgun say, hasta gör!
    • Bizim çarığımızı, erlik suyu gibi düşün; postumuzu da, ana karnındaki kan say! Akıl ve görüş incisini ise, padişahın ihsanından bil!
    • Padişahın önüne inciyi koy ki, seni köy ağası yapsın! Eskileri ver, yenileri al; taneleri ver de ambarı gör!
    • Yeryüzünde gökyüzünün bile görmediği şeyleri seyretmek istiyorsan, bir an için olsun, kendini görme ve onun vereceği görüş elbisesini giy!
    • İnciler saçan bu sözü de, sözleri verene bağışla! Ondan sonra, varlığının her tarafından coşup fışkıran nükteleri gör, sözlere bak!
    997. Beden ressamı, gönül güzellerinin yanına gelip onların güzelliğini görünce, ağzı açık kaldı!
    Müfte'ilün, Fa'ilat, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV, 2061)
    • Ey gümüş bedenli güzel! Kendini öp; yanılıp da güzelleri ile meşhur olan Hoten ilinde kendini arama!.
    • Hatta, senin gibi bir gümüş bedenliyi bağrına basarsan, sana bir can öpücüğü vermek gerekiyorsa, sen, yine kendi ağzını öp!..
    • Huriler ne yapıyorlarsa, senin için, senin güzelliğin için yapıyorlar! Her er-ceğin, her kadının güzelliği, senin güzelliğindendir, senin güzelliğinin aksin-iendir!
    • Ey çenesi güzel sevgili; senin güzelliğini örten, yine senin saçlarındır! yoksa, senin güzel yüzünün nuru, alemi çoktan aydınlatırdı!
    • Beden ressamı, gönül güzellerinin yanına gelip onların güzelliğini görünce eli kırıldı, gönlü mahzun oldu, ağzı açık kaldı!.
    • Bu şekillerle, nakışlarla dolu beden kafesi, gönül kuşunun perdesidir! Fakat sen, şekle, kafesin nakışlarına kapıldın da gönlü göremedin!
    • Gönül, Hz. Adem'in toprağından perdeyi öyle kaldırdı ki, melekler, o güzelliğe, o ihtişama hayran oldular; dayanamadılar ve hemen secdeye kapandılar!
    998. Ney'in ayrılık hikayesi, dille anlatılamaz; dilsiz söylenir!
    Müfte'ilün, Fa'ilat, Müfte'ilün, Fa'ilat
    (c. IV, 2063)
    • Ey gülen yüzü yüzlerce gül bahçesinin aslı olan güzel! Sen, Allah bahçesisin; senin dikenlerin bile güllerden ibarettir! içeri gir de, diken ver, gül al!
    • Bu kadar canın karşısında dilsiz değilsin ya! Birşeyler söyle! Fakat, ney'in ayrılık hikayesi, dille anlatılamaz; dilsiz söylenir! Aşkla yanan yakılan canın feryadı, narası da ağızsız atılır!
    • Bugün sevgili geldi de; "Sana selamlar olsun!" dedi! işte sen o zaman, yeryüzünü de, gökyüzünü de onun nefesinde ara, bul!
    • Güzeller padişahı geldi ve güzellerden, vergi olarak başlarını vermelerini istedi! Bu istek karşısında gökyüzü isyan etti; aya karşı; "Yazıklar olsun!" narasını attı!
    • Aşk gammazı geldi de, kulağıma; "Sevgili başka yerde değil, sizin aranızdadır! 0 güzeldir, latiftir ama gizlidir!" diye fısıldadı!
    • Sevgili geldi, gönlün eteğini tutup çekti ve onu bir yere götürdü! Yedi kat göğün ötesinde bulunan o yer, çok şaşılacak bir yerdir!
    • 0 bana dedi ki: "Ben, seninim ama, kim benden söz ederse, benim dudağımın lezzetinden bahsedecek olursa, iki elinle onun ağzına vur, onu söyletme!
    • Senden bahseden, beni de aldı götürdü, seni de! Fakat benden bahseden, ikimizden de uzaklaştı!"
    999. Ey beden! Sus; sus da, artık can söylesin!
    Fe'ulün, Fe'ulün, Fe-ulün, Fe'ül
    (c. IV,2088)
    • Gönlümü aldın da, kargalara verdin! Ben de buna karşılık senin hayalini tuttum, rehin aldım!
    • Gelirsen gelirim, tutarsan tutarım; söylersen, ben de, mest olmuş kişilerin hallerini söylerim!
    • Yenimi yakamı yırtmam, eteğimi çekip gömleğimi parçalamam; bana sitem etmek yakışmaz!..
    • Bahsettiğin şarabı getir; getir, incitme; söylemedim deme!
    • Perişan olmuş gönlü derleyip toparlayan şarabı getir, sun! Gönül derlenip toparlanınca, beden darmadağın olur!
    • Ben, parayla pulla alınan, değer biçilen şarabı istemem! Sen, bana kıyısı olmayan, sonu bulunmayan vahdet denizinden şarap sun!..
    • Senden şarap sunmak, benden secde etmek; benden şükretmek, senden inciler saçmak!..
    • Ey can; beni öyle bir hale getir ki, şükrüm kalmasın; lütfunu, ihsanını da iki kat, üç kat artır!
    • 0 şarabı gönülden coştur; gam sonbaharının döktüğü yapraklardan bir aşk ikbaharı meydana getir!
    • Ey benim canım; beni yık, harab et! Çünkü, harab olmuş bir şehirden sultan vergi alamaz!
    • Ey beden! Sus; sus da, artık can söylesin! Hz. Osman'ın devri geçti gitti; şimdi, Hz. Ali emîrdir!
    • Ey can! Ben sustum; konuşma sırası sana geldi! Sen, bizim Yusufumuzsun;   sen, bizim Kenan güzelimizsin!
    1000. Seher vaktinde içim yanarak sana dertli bir mektup yazdım!
    Mefa'îlün, Fe'ilatün, Mefa'îlün, Fa'îlün
    (c. IV,2084)
    • Gel; gel ki, senin ayrılığın yüzünden bende ne akıl kaldı, ne de din! Bu zavallı, bu kimsesiz gönülden sabır da gitti, karar da!
    • Yüzümün sararmasını, gönlümün derdini, içimin yanışını sorup durma! Onların halleri anlatılamaz, anlatışa sığmaz! Gel de, ne halde olduklarını kendi gözlerinle gör!
    • Senin hararetinle, senin ateşinle pişmiş somun gibi kızarmış yüzüm, şimdi, bayat ekmek gibi ufalanmada, yerlere saçılmadadır!
    • Ben, önceden, senin güzel yüzünden ayna gibi hayaller toplar, hayallere dalardım! Gel de, sararmış benzime bak, bumburuşuk olmuş yüzümü seyret!
    • Derede eğri büğrü, sağa sola akıp duran su gibiyim! Ayrılık, peşimi bırakmıyor; sağımda solumda pusu kurmuş, beni gözlüyor!
    • Yerlere ve göklere sığmayan güzelliğine aşık olduğum için, yüzümü, yeryüzü gibi, gece ve gündüz göklere çevirmişim!
    • "Allah aşkına, bu seferden dön ve bize doğru gel!" diye seher vaktinde içim yanarak dertli bir mektup yazdım ve götürüp sana vermesi için onu seher rüzgarına verdim!
    • 0 mektubumda dedim ki: "Başında kil bile olsa yıkama, gel! Ayağına diken bile batsa, onu çıkarmak için oturma, vakit kaybetme!"19
    19-Eski devirlerde insanlar sabun bilmedikleri için hamamlarda bir çeşit beyaz renkli, yağlı çamur olan kili kullanıyorlardı. Şeyh Sadî de Gülistan'ında;
    "Bir gün hamamda hoş kokulu bir kil parçası, bir dostun elinden bana geldi!" der.
Geri
  Important Announcement: Sema Ceremony of the month of Ramadan, the 11 August to 9 September 2010, the dates at Ho...
There are no translations available.   MEVLANA'nın torunları arasında ‘Çelebi'lik tartışması başladı. Mevl...
İleri
Reportages
87


WILLIAM C. CHITTICK

Mysticism in Islam


All Reportages

Google Translate
Text and Web - Google Translate
Enter text or word
>
Questionnaire

Rumi Mevlevi Association, how did you learn?






Results


Other Polls

kitap nukte multimedia Photograph House Consert Request Form