|
Taahhüt
|
Üzerine alma, söz verme.
|
|
Taam
|
Aş, yemek
|
|
Tâat
|
İbâdet, Allahü teâlânın beğendiği şeyler.
|
|
Tabasbus
|
Alçakça yalvarma, yaltaklanma.
|
|
Tabiatcılar
|
Dünyâ büyle gelmiş böyle gider diye inananlar. Dehriler. hiç bir dine inanmayanlar.
|
|
Tabib-i Hâzık
|
Müslüman, mütehassıs doktor.
|
|
Tâbiin
|
Eshâb-ı kirâmdan birini gören müslüman.
|
|
Tabut
|
Ölen insanın içine konduğu tahta sandık.
|
|
Ta'dil
|
Bkz. Cerh ve ta'dil.
|
|
Ta'dil-i erkân
|
Namazın rukû ve secdelerinde dik durmak.
|
|
Tafdil
|
Birini diğerlerinden üstün ve değerli tutma.
|
|
Tâhir
|
Temiz. Abdest ve guslü bozan şeylerden arınmış olan.
|
|
Tahkik
|
Bir şeyin hakikatını arama, doğru olup, olmadığını araştırma.
|
|
Tahmid
|
Şükür etme, hamd etme.
|
|
Tahrir
|
Yazma. Ders verme.
|
|
Tahsisat
|
Bir kurum veya kuruluşta çalışanlara ta'yin edilen yardım ve masraflar.
|
|
Tahvil
|
Değiştirme, değiştirilme, döndürme, borç senedi.
|
|
Tâib
|
Tövbe eden, tövbekâr.
|
|
Takdir
|
Beğenme, değer biçme, değer verme. Ezelde Allahü teâlânın olmasını istediği şeyler. Kader.
|
|
Taklid
|
Başkasının sözünü, delilini araştırmadan kabûl etmek Müctehid olmayanın dört mezhebden birini taklid etmesi lâzımdır.
|
|
Takrir
|
Yerini bulma, ders anlatma, ta'rif etme.
|
|
Takriz
|
Bir eseri, manzum veya nesir yazı ile övme.
|
|
Takvâ
|
Haramları işlemekten sakınmak.
|
|
Talâk
|
Boşama. Bağlı bir şeyi çözme.
|
|
Tâlib
|
İsteyen, istekli. talebe.
|
|
Ta'likât
|
Şerh, açıklama şeklinde yazılan yazılar.
|
|
Tama
|
Aç gözlülük, dünyâ malı hırsı.
|
|
Tamahkâr
|
Hırs ve tamah eden, açgözlü, doymaz. Mal ve parayı çok seven. Cimri.
|
|
Tasadduk
|
Sadaka verme.
|
|
Tasallut
|
Birini son derece rahatsız etme.
|
|
Tarikat
|
Yol, meslek. İnsanları olgunlaştırmak, yükseltmek için tasavvuf âlimlerinin ta'kib ettiği yol.
|
|
Tâ'ûn
|
Vebâ hastalığı.
|
|
Ta'viz
|
Nazar, büyü gibi hastalıklara karşı, Resûlullahdan (Sallallâhü aleyhi ve sellem) gelen duâlar ile Rukye yapmağa denir.
|
|
Tavsif
|
Niteliklerini anlatma, sayıp dökme, ta'rif etme.
|
|
Tayyib
|
İyi, hoş, güzel, hoş söz.
|
|
Tayyibât
|
İyi işler, güzel işler, hareketler.
|
|
Tayy-i mekân
|
Bir anda çeşitli uzak yerlere gidebilme.
|
|
Tazarru
|
Kendini alçaltarak, hor ve hakir görerek gönül alçaklığı ile Allahü teâlâya yalvarma.
|
|
Ta'zir
|
İslâmiyette, edeblendirmek için verilen cezâ.
|
|
Ta'ziye
|
Bir akrabâsı ölene teselli verme.
|
|
Teaccüb
|
Şaşakalma, hayran olma, hayrette kalma.
|
|
Tebdil-i kıyâfet
|
Kılık, kıyâfetini değiştirme başka kıyafete girme.
|
|
Tebe-i Tâbiin
|
Tâbiinden birini gören müslüman.
|
|
Teberri
|
Allahü teâlânın düşmanlarından uzak durmak, sevmemek.
|
|
Teberru
|
Zorlamadan kendi isteği ile bağışta bulunma.
|
|
Teberrüken
|
Bereketlenmek için.
|
|
Tebzir
|
Dağıtma, serpme. Malı, İslâmiyetin ve mürüvvetin uygun görmediği yerlere dağıtma. İsrâf.
|
|
Tecdid-i imân
|
Tecdidi imân duâsı okuma. İmânını gideren söz ve işe tövbe ederek, imânı yenileme
|
|
Tecrid
|
Bir tarafda tutma, ayırma. Kalbden ve akıldan dünyâ düşüncelerini çıkararak gönlünü yanlız Allahü teâlâya verme.
|
|
Tecvid
|
Kur'ân-ı kerimi harflerin çıkış yerlerine, uzatma ve kısaltmalarda dikkat ederek okuma.
|
|
Tedricen
|
Derece, derece, azar ,azar, yavaş yavaş.
|
|
Tedris
|
Ders verme, ders öğretme.
|
|
Tedvin
|
Dağınık hâlde bulunan şiirleri toplayıp bir divan meydana getirme.
|
|
Tedvir
|
Çevirme, döndürme, yuvarlak dâire hâline çevirme.
|
|
Teenni
|
Yavaş gitme, yavaş hareket etme, gecikme.
|
|
Tefekkür
|
Düşünme, zihin yorma. Âhiret hâllerini düşünme.
|
|
Tefsir
|
Kelâm-ı ilâhiden, murâd-ı ilâhiyi anlama.
|
|
Tefviz
|
Bir işi birine verme, birinin sorumluluğuna bırakma. Allahü teâlâya havâle etme.
|
|
Teganni
|
Nağme ile okuma. Mûsiki perdelerine uyarak okuma. Teganni ile ezân ve Kur'ân-ı kerim okumak günahtır.
|
|
Teheccüd
|
Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kılınan namaza denir.
|
|
Tehevvür
|
Öfke ve hırsla saldırma. Sonunu düşünmeden bir işe saldırma.
|
|
Tehlil
|
''Lâ ilâhe illallah''ı söyleme.
|
|
Tekâüd
|
Yaşlılık veya sakatlık sebebi ile maaşının bir kısmı ile hizmetten ayrılma. Emekliye ayrılma.
|
|
Tekebbür
|
Kibirlenme.
|
|
Tekeffül
|
Birine kefil olma, kefâlet verme, üstüne alma.
|
|
Tekfin
|
Ölüyü kefene sarma, kefenleme.
|
|
Te'kid
|
Sağlamlaştırma, kuvvetlendirme.
|
|
Tekvin
|
Var etme, yaratma, hâsıl etme. Allahü teâlânın sübûti sıfatlarındandır.
|
|
Tekzib
|
Yalanlama, yalan olduğunu söyleme.
|
|
Telfik
|
Birleştirme, kolaylıkları toplayarak bir araya getirme. Dört mezhebi birleştirmek câiz değildir.
|
|
Telhis
|
Özetleme. Teferruatlı olarak yazılmış bir şeyin mühim olan yerlerini alıp, özet hâlinde ifâde etme.
|
|
Telkin
|
Ölen kimse gömüldükten sonra, kabir suâl ve cevaplarını mezârın başında sesli söyleme.
|
|
Telmih
|
Söz arasında kastedilen bir şeyi ma'nâlı olarak söyleme, Açık söyleme. İmâlı konuşma.
|
|
Temenni
|
Dileme, arzu, istek.
|
|
Temettû
|
Kâr etme, kazanma. Bir malı kullanma.
|
|
Temkin
|
İhtiyat, tedbir.
|
|
Tenâkuz
|
Çelişki, zıddiyet.
|
|
Terâcim
|
Tercümeler, hayat hikâyeleri.
|
|
Terâvih
|
Ramazân-ı şerif ayında yatsının son sünneti ile vitr arasında kılınan yirmi rek'atlık namaz.
|
|
Terceme-i hâl
|
Hâl tercümesi.
|
|
Tereke
|
Ölen kimsenin bıraktığı mirâs malı.
|
|
Tertib sâhibi
|
Kazâya kalan namaz sayısı beşe kadar olan kimse, böyle olan kimse namazlarını sıra ile kılar.
|
|
Terviye günü
|
İbrâhim aleyhisselâmın İsmâil aleyhisselâmı kurban etmek vâ'dini yerine getirmek için rü'yâyı ilk gördüğü kurban bayramı gecesinden iki gün evvelki gece.
|
|
Teslim
|
Kendini Allahü teâlânın irâdesine bırakma.
|
|
Tesvih
|
Sebepsiz geciktirme, atlatma.
|
|
Teşrih
|
Açma, yayılma, şerhetme.
|
|
Teşyi
|
Uğurlama.
|
|
Tevâdu
|
Dünyâ rütbelerinde kendinden aşağı olanlara büyüklük göstermemek. Alçak gönüllülük
|
|
Tevazu
|
Bkz. Tevâdu.
|
|
Tevcih
|
Çevirme, yöneltme, döndürme, söz atma.
|
|
Tevdi
|
Bırakma, emânet etme. Vedâlaşma.
|
|
Tevekkül
|
Kalbin, Allahü teâlâya inanması, i'timad etmesi, güvenmesi, onun ile rahat etmesidir.
|
|
Tevessül
|
Peygamberimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) veya büyüklerden birini vesile ederek Allahü teâlâya yalvarma. Vesile ettiği kimsenin şefâatını istemek.
|
|
Tevfik
|
Allahü teâlânın yardımına kavuşma..
|
|
Tevhid
|
Allahü teâlânın birliğine inanma.
|
|
Tevsik
|
Sağlamlaştırma, sağlamlaştırılma. Bir hâdisenin doğruluğunu belge ile isbât etme.
|
|
Teyemmüm
|
Su bulunmayan yerlerde abdest yerine pak toprak ile elleri, kolları, yüzü niyet ederek mesh etmek.
|
|
Tezekkür
|
Ölümü düşünme, hatıra getirme.
|
|
Tezellül
|
kendini hor ve hakir gösterme, alçalma, küçülme.
|
|
Tezhib
|
Altın ile süsleme.
|
|
Tezkiye
|
Kalbin temizlenmesi.
|
|
Tılsım
|
Sihir, büyü.
|
|
Tımar
|
Osmanlı Devleti'nde sipâhilere verilen mülk.
|
|
Tilâvet
|
Tecvid ile Kur'ân-ı kerimi okumak.
|
|
Tövbe-i nâsuh
|
İşlediği bütün günahlara bir daha işlememek üzere tövbe etme, pişmân olma.
|
|
Töhmet
|
Suçlama, birine isnâd olunan suç, işlendiği sanılan fakat gerçekte meydana çıkmamış olan suç.
|
|
Tûbâ ağacı
|
Cennette bulunan, kökü yukarıda dalları aşağıya doğru olan ağaç.
|
|
Tûğrâ
|
pâdişâhların mühürü.
|
|
Tuğyân
|
Taşma, taşkınlık, azgınlık.Allahü teâlânın emirlerine aykırı hareket etme.
|
|
Tûl-i emel
|
Uzun emel, hiç ölmeyecekmiş gibi uzun zaman sonra olacak şeyleri düşünme. Dünyâ malına düşkün olma.
|
|
Tumâninet
|
Namazda, kırâatde, rükûda, secdelerde, kavmede, celsede ve diğer yerlerde a'zâların hareketsiz durması.
|
|
Türbe
|
Büyüklerin ve âlim zâtların mezârları üzerine yapılan binâ.
|
|
Ubbâd
|
Âbidler.
|
|
Ubûdiyyet
|
Kulluk, kölelik, samimi bağlılık.
|
|
Ucb
|
kibir.Kendini beğenmişlik. Yaptığı ibâdetleri, iyilikleri beğenerek bunlarla övünmek.
|
|
Ufk-i Şer-i
|
Güneşin ortasının dünyâya dik olduğu noktadan doğu ucunun ayrılması.
|
|
Uhrevi
|
Âhiretle ilgili. Âhirete âit.
|
|
Ukbâ
|
Âhiret.
|
|
Ukde
|
Düğüm, hâlledilmesi zor mes'ele, iş.
|
|
Ukûbet
|
Cezâ.Cezâlandırma, eziyet, işkence.
|
|
Ulemâ
|
Âlimler.
|
|
Ulûfe
|
Osmanlılar döneminde askere üç ayda bir dağıtılan maaş.
|
|
Ulvi
|
Yüksek, yüce, ulu.
|
|
Umre
|
Bkz..Ömre.
|
|
Urûz
|
Altın ve gümüşten başka canlı ve cansız her çeşit mal ev para.
|
|
Usturlâb
|
Eskiden gök cisimlerini incelemede kullanılan âlet.
|
|
Usûl-i hadis
|
Hadis ilminin dayandığı prensipler, hadis metodolojisi.
|
|
Uşr
|
Topraktan alınan mahsûlün zekâtı. Bkz. Öşr.
|
|
Uzlet
|
Din ve dünyâ için zarûri vazifelerden başka insanlar arasına karışmamak.
|
|
Ücret
|
Emeğe karşılık verilen para, mal.
|
|
Üç aylar
|
Receb, Şa'ban ve Ramazân-ı şerif ayları. Receb Alahü teâlânın ayı, Şa'ban Peygamber efendimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) ayı, Ramazân-ı şerif de ümmet-i Muhammed'in ayıdır.
|
|
Üdebâ
|
Edipler.
|
|
Ülfet
|
Dostluk, yakınlık peydâh etme.
|
|
Ümerâ
|
Emirler, beyler, kumandanlar.
|
|
Ümidvâr
|
Uman, ümitli olan.
|
|
Ümmet
|
Bir peygambere (aleyhisselâm) inananlar.Bir dille konuşan insanların hepsi.
|
|
Ümmi
|
Okuması-yazması olmayan.
|
|
Ümm-ül-habâis
|
Şarap, içki.
|
|
Ümm-ül-kitâb
|
Ezeli olan Kelâm-ı ilâhinin ismidir.
|
|
Ümm-ül-kura
|
Mekke-i mükerreme.
|
|
Ümm-ül Kur'ân
|
Fâtiha-i şerife.
|
|
Ümmehât-ül-
mü'mi-nin
|
Peygamber efendimizin (Sallallâhü aleyhi ve sellem) refikaları, hanımları. Bunlar; ''Hadicet-ül-kübrâ, Sevde bintü Zem'a, Aişe bintü Ebi Bekr, Hafsa bintü Ömer-ül-Fârûk, Zeyneb bintü Cahş, Zeyneb bintü Hüzeyme, Remle bintü Ebi Süfyân, Cüveyriyye bintü Hâris, Safiyye bintü Hayy, Ümmü Seleme, Meymûne bintü Hâris, Mâriyet-ül-Kıbtiyye'' dir. (Radıyallâhü anhünne)
|
|
Ünsiyet
|
Alışkanlık, ülfet, dostluk.
|
|
Ünvân
|
Kitap, mecmûa, makâle başlığı. Ad, isim, lakab.
|
|
Üslûb
|
Tarz, yol, biçim, usül. İfâde yolu.
|
|
Üstâd
|
Muallim, öğretmen. Usta, sanatkar. Bir ilim yada sanat alanında üstün yeri olan kimse.Ünüversite profesörü.
|
|
Vâcib
|
Terki câiz olmayan,yapılması gerekli. Şüpheli delil ile Allahü teâlâ tarafından bildirilen farz derecesine yakın olan emirler.Meselâ, vitir namazı kılmak, Ramazân-ı şerif bayramında fıtra vermek.
|
|
Va'd ve vaid
|
Söz verme, üstüne alma. Bir şey vereceğini peşin olarak söyleme. Allahü teâlânın Cennet ile va'di, Cehennem ile vaidi.
|
|
Vahdâniyet
|
Allahü teâlânın zâtında ve sıfatında şeriki ve naziri olmamak.
|
|
Vahdet
|
Birlik, bir ve tek olma.
|
|
Vakur
|
Ağır, temkinli, vakarlı.
|
|
Varak
|
Yaprak. Yazma eserlerde sahifenin ön ve arkası.
|
|
Vârid
|
Gelen, ulaşan, kavuşan. Bir mes'ele.
|
|
Vâris
|
Ölen kimsenin malından hisse almağa hakkı olanlar.
|
|
Vasf etmek
|
Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl ve sıfatları söylemek.
|
|
Vâsıta
|
İki şey arasında aracı ve bağ olan kimse.
|
|
Vasi
|
Ölen bir kimsenin vasiyetini yerine getirmekle vazifeli olan; yetimlerin mallarını, idâre etmekle vazifeli olan kimse. Onu besleyip, büyüten, terbiye eden.
|
|
Vasiyet
|
Bir kimsenin ölümünden sonra yapılmasını istediği şeyler hakkında sağlığında verdiği emir ve ısmarlamaları.
|
|
Va'z
|
Nasihat, öğüt. Dinimizin imân, i'tikad, emir ve yasaklarını bildirme.
|
|
Vazife
|
Bir kimsenin yapmak mecbûriyetinde olduğu iş.
|
|
Vech
|
Yüz, çehre, surat. Sebep, vesile, vâsıta.
|
|
Vedia
|
Saklanmak üzere emânet olarak bırakılan şey.
|
|
Vefâ
|
Sözde durma, borcu yerine getirme ve ödeme.
|
|
Vehbi
|
Allahü teâlânın bağış ve ihsânı sonucu olan, Allah vergisi.
|
|
Vehm
|
Hayâl. Gerçekte olmayıp, var olduğu kabûl edilen kuruntu.
|
|
Vekâr
|
Ağırbaşlılık, olgunluk.
|
|
Velâyet
|
Tasavvufta yüksek dereceye çıkmış olan âlimin hâl ve sıfatı.
|
|
Veli
|
Allahü teâlânın sevgili kulu. Sâhip. Ni'met sâhibi. Çocuğunun işlerinden mes'ud olan kimse.
|
|
Velime
|
Düğün ziyâfeti.
|
|
Veliyy-i kâmil
|
Dinimizin bütün ilimlerinde yetişmiş; tasavvuf derecelerinde, irşâd makâmına ulaşmış kimse.
|
|
Verâ
|
Dinimizde şüpheli olan şeylerden sakınmağa denir.
|
|
Verâset
|
Bir kimsenin ölümünden sonra mallarına vâris olma hakkı.
|
|
Vesk
|
Altmış sa' (Bir sa'4200 gram sudur.) bir deve yükü buğday.
|
|
Vesvese
|
Şüphe, tereddüt, kuruntu, lüzumsuz düşünme.
|
|
Vetr
|
Tek, yanlız, Arefe günü.
|
|
Veyl
|
Cehennemde bir çukur ismi.
|
|
Vezir-i a'zam
|
Baş vezir, şimdiki başbakan. Padişahın birinci yardımcısı.
|
|
Vezn
|
Tartı, tarma.
|
|
Vicdân
|
Kalb, his, merhamet, insaf gibi hasletler.
|
|
Vilâyet
|
İl. Evliyâlık. Vâlinin idâresindeki yer.
|
|
Vird
|
Belirli zamanlarda okunması âdet edinilen âyet-i kerimeler, hadis-i şerif, duâ, tesbih.
|
|
Vukûf
|
Vâkif olma, öğrenme, anlama, haberi olma.
|
|
Vuslat
|
Sevenin sevdiğine kavuşması.
|
|
Vuzûh
|
Açık ve belli olma, şerhe, açıklamaya ihtiyaç kalmayacak şekilde açık olma.
|
|
Vükelâ
|
Vekiller.
|
|
Vüzerâ
|
Vezirler.
|
|
Yâd
|
Yabancı, el, gurbet. Anma, hatırlama.
|
|
Yâd-ı daşt
|
Devamlı huzur. Her an Allahü teâlânın huzûrunda imiş gibi olmak.
|
|
Yakaza
|
Uyanıklık.
|
|
Yakin
|
Şüpheden kurtulmuş, doğru, sağlam bilgi. Doğru ve kuvvetle bilmenin kalbde hâsıl olması.
|
|
Yâr
|
Sevgili, mahbûb, mahbûbe, ma'şûk, dost.
|
|
Ye'cûc ve Me'cüc
|
Kıyamete yakın çıkacak olan, Zulkarneyn'in (Aleyhisselâm) sed ardına habs ettiği kavim.
|
|
Yed-i beydâ
|
Mûsâ'nın (aleyhisselâm) mu'cize olarak gösterdiği nûrlu, beyaz eli.
|
|
Yeis
|
Üzüntü, keder. ümitsizlikten ileri gelen karamsarlık.
|
|
Yek
|
Bir, tek.
|
|
Yekpâre
|
Bir parça.
|
|
Yetim
|
Babası veya hem babası hem anası ölmüş çocuk.
|
|
Yevm-i şek
|
Şâ'bân-ı şerif ayının otuzuncu günü.
|
|
Yevmiye
|
Günlük yapılan işe karşılık alınan ücret.
|
|
Zâde
|
Evlât, oğul. Nikâh neticesinde doğan çocuk.
|
|
Zâhid
|
Züld sâhibi. Dünyâya düşkün olmayan kimse.
|
|
Zâhiren
|
Görünüşe göre, göründüğü gibi.
|
|
Zakkûm
|
Cehennemdeki bir ağacın ismi.
|
|
Zâlim
|
Zulmeden, haksız yere insanlara kötü davranan.
|
|
Zann-ı gâlib
|
Çok kuvvetli zan etmek.
|
|
Zâviye
|
Küçük tekke. Açı.
|
|
Zarûret
|
Çâresizlik, muhtaçlık, sıkıntı, yoksulluk.
|
|
Zâyi
|
Kaybolma, elden çıkma
|
|
Zeâmet
|
Osmanlı Devleti'nde, subaylara verilen toprağa denir.
|
|
Zebâni
|
Cehennemde vazifeli meleklerin adı.
|
|
Zecri
|
Önleme, yasaklama. Zorla, zor kullanarak.
|
|
Zekât
|
Her müslümanın tam mülkü olan nisâb miktarındaki (Zekât malı)nın belli zamanda belli miktarını niyet ederek ayırıp, fakir müslümana vermesi.
|
|
Zelil
|
Alçak, aşağı, hor.
|
|
Zem
|
Birinin kötülüğünü söyleme, çekiştirme.
|
|
Zemherir
|
Cehennemdeki soğuk yer.
|
|
Zemzem
|
Mescid-i Haram içindeki kuyunun suyu.
|
|
Zenb
|
Suç, günah.
|
|
Zevâl
|
Sona erme. Güneşin tepe noktasından batıya doğru meyli.
|
|
Zâtlar
|
Yüksek kimseler.
|
|
Zeyl
|
Ek, ilâve olarak yazılan kitap.
|
|
Zıl
|
Gölge.
|
|
Zındık
|
Dini yıkmağa, gençleri, müslüman görünerek, kâfir yapmağa veya haram olan bir işi, iyi olduğunu söyleyerek bunun yayılması için çalışan veya Allahü teâlânın emirlerinden birinin gericilik olduğunu söyleyen kimse. Böyle kimse, namaz da kılsa, hacca da gitse kâfirdir.
|
|
Zikr
|
Her işte Allahü teâlâyı hatırlamaktır.
|
|
Zillet
|
Aşağılık.
|
|
Zimmet
|
Himâye, sâhiplenme. Birinin emânetini koruma, üzerine alma.
|
|
Zımmi
|
İslâm devletinin himâyesi, idâresi altında bulunan gayri müslim.
|
|
Zinet
|
Fâidesi, menfaati olmayıp sâdece gösteriş için kullanılan şey.
|
|
Zrâ
|
Elli santimetrelik uzunluk ölçüsü.
|
|
Zulmet
|
Karanlık. Kalbin kararması.
|
|
Zühd
|
Dinimizde günah olur korkusu ile mübah olanların çoğundan sakınmak.
|
|
Zünnâr
|
Hıristiyanların, âyinlerde bellerine kuşandıkları ucu püsküllü, parmak kalınlığında, yuvarlak kolan.
|
|
Züyûf
|
Gümüşü az para.
|


![]() |
|
|
Rumi on the Sound of the Human Voice |
| From Editor | |
|
What Is 'True Piety' According to the Qur'an? |
| Kabir Helminski | |
|
Sema - Symbole und Geschichten |
| Süleyman Wolf Bahn | |
|
Das Böse im Sufismus |
| Hüseyin Peter Cunz | |
|
SOEFISME |
| Mürsel Marcel Derkse | |
|
'Many Americans Love Rumi...But They Prefer He Not Be Muslim' |
| William İbrahim Gamard | |
|
The Divine Roots of Human Love |
| Prof. Dr. William Chittick | |
|
The Interior Life in Islam |
| Prof. Dr. Seyyed Hossein Nasr | |
|
What is suffering in terms of Sufism? |
| Sufi Atilla Baran | |
|
Rumi and the Whirling Dervishes |
| Quest Author | |